MUTLU VE HUZURLU BİR İLİŞKİ İÇİN…..

21 09 2009

1.Ne kadar önemli olduğunuzu düşünün. Çekici olduğunuzu düşünün ve bundan zevk alın. Bunun yanında kimden hoşlandığınıza da karar verin.

2. İlişkide önemli olan nedir, beklentileriniz neler, yaratıcı olun. Ancak karşınızdakinden her zaman açık davranmasını isteyin. Çevresel faktörleri düşünmeyin, karşılaştırma yapmayın, sadece sahip olduklarınızı düşünün.

3. Neye odaklanmanız gerektiğini bilmelisiniz. Problem ya da çözüm. Problemleri tespit edip çözüm geliştirmelisiniz. Aldığınız her karar bir seçimdir.

4. Ne istediğinizle ilgili gerçekleri başkalarına değil, kendinize itiraf edin. Kimseye bişey anlatmak zorunda değilsiniz.

5. Herkese ne istediğinize dair gerçek düşüncelerinizi söyleyin. Aşık olduğunuzu kişiyle korkmadan vizyonunuzu ve hayallerinizi paylaşın.
6. Siz seçim yapmadıkça ilişkinizin adı konulamaz. Ruhunuzun derinliklerinde hissettiğiniz gibi karar verin.

7. Özgürlük önemlidir. Ekonomik bağımlılık ya da bağımsızlık durumlarında ilişkiyi korumak önemlidir.

8. İlişkilerde kendinizi kandırmayın, güven içinde sürdürün. Saygı güvenle kazanılır, saygıdan aşk kazanılır. Gerçekleri anlattığımızda hediyemiz dostluktur.

9. Doğrunun mahremiyetinden korkmayın. Gerçek başkalarının söylediklerinden daha önemlidir. Gerçeğin ne olduğunu bilirseniz onu anlatırsınız ve karşınızdaki kişi size her zaman güvenir.

10. Eğer ilişkiniz iyiye doğru gitmiyorsa, muhtemelen daha kötüleşiyordur. Hayat dinamik ve hiçbir şey aynı kalmıyor.
11. Her ilişki tektir. Her iki tarafında, yürümesi için de emek vermesi gerekir.

12. Partnerinizin işi sadece siz, sizin işiniz sadece partneriniz değildir. İlişkinize bu gerçeği gözeterek devam edin. Partneriniz birşey söylediğinde durup dinleyin ve ona ilgi gösterin. Çalışmak gereken gerçek bir dünyada yaşıyorsunuz. Gerçek olmayan beklentilerinizin ilişkinize zarar vermesini önleyin.

13. Kayıtsız şartsız aşk zordur. Şu sıralar çok fazla işiniz yoksa onunla yakından ilgilenin. Siz kayıtsız şartsız başkasına kendinizi verdiğinizde, o da size kendisini verecektir. İlginiz çok dağıldığında onun da ilgisi dağılacaktır. Onunla olduğunuzda sadece onunla olduğunuz anı keyifli yaşamaya çalışın.

14. Geçmişte yaşadığınız kırgınlıkları dargınlıkları unutun ve bugünden başlayın. Sorunlarınız olduğunda sadece o anki sorunu çözün, eskileri karıştırmayın.

15. Çoğu insan şimdiki ilişkilerini eskileriyle kıyaslar. Bunun yerine eskileri anı olarak geride bırakıp şu anı ve yeni birlikteliğinizi yaşayın.
16. Tartıştığınızda kendinize ‘bu bittiğinde sonuç ne olacak?’ testi yapın. Siz haklıysanız diğer kişi yanlış mı? Bunu ve hayatın ne kadar kısa olduğunu düşünün. Boş ve anlamsız tartışmalara girişmeyin. Sadece kabul edilmek ya da edilmemek mi istediğinize karar verin. Gülüp geçin ve önünüze bakın. Bu tür durumlarda tarışma yerine daha yapıcı yollara başvurmayı deneyin.

17. İlişkilerde hatalı kimse özür dilemeyi bilmeli. İnsanlar da hata yapabilir. Bağışlayıcı olmalı, hatalardan ders çıkararak hayatınızı sürdürmelisiniz.

18. Negatiflik, canını acıtma ya da küfür iz bırakır. Tıpkı keskin bir bıçak gibiiyileşmeyen izler bırakır. Bu izlerin neden oluştuğunu ve ağzınızı açmadan önce neler söylemeniz gerektiğini iyi tartın.

19. Partnerinizle konuşmamazlık etmeyin, ona anlamayacağı şeyler söylemeyin. Hiç bir anın garantisi yok. Yaşadığınız anları en iyi şekilde yaşamaya çalışın. Sevgi ve memnuniyetle sihirli bir dünya oluşturun. Birlikte olduğunuz ve size yaşattığı güzel anlar için ona her zaman teşekkür edin.

20. Ona olan sevginiz kadar ona ne söylediğiniz, nasıl söylediğiniz, nasıl davrandığınız güvenip güvenmediği, gelecekle ilgili düşünceleriniz, hayatınızı onunla paylaşmak isteyip istememeniz hepsi önemlidir. Tüm bunları ve yukarıdaki 19 maddeyi tekrar gözden geçirerek yaşamınızı şekillendirin.





KADİR GECESİ HAYIRLI OLSUN

15 09 2009

ALLAH ‘ IM…..

SEN ÇOK AFFEDİCİSİN,

AFFETMEYİ SEVERSİN,

BENİ VE BİZLERİDE AFFET….

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH (c.c) IN ADIYLA…

MÜBAREK KADİR GECEMİZİN HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLER VE SAĞLIK, BAŞARI, MUTLULUK VE HUZUR GETİRMESİNİ DİLERİM





HAVA VE YOL DURUMU

8 09 2009

MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR BUNDAN BÖYLE MYNET ALTYAPISI SAYESİNDE GÜNCEL HAVA VE YOL DURUMUNU CANLI , GÜNCEL VE ONLİNE OLARAK TAKİP EDEBİLME İMKANI SUNACAĞIZ. GELİŞMELERİ SICAĞI SICAĞINA, BAĞLANTILAR VE HİZLETLERİMİZ LİNKİNDEN HAVA DURUMU VE YOL DURUMU BÖLÜMÜNDEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

 

KAYNAK:  MYNET





“ÖZ”E DÖNÜŞ……

26 07 2009

İnsanoğlunu anlamak cidden zor iş. Ancak, geneli bir yana alıp kişinin kendisinin ne istediğini bilmesi çok önemli. Ne de olsa kendisinden bi’haber olanın ilişkilerinde de başarılı olması oldukça zor. Baya bir deneme ve akabinde baya bir yanılma sonucunda doğru kişiyi bulabilir. Tabii, çok şanslıysa o başka. Kişinin kendini keşfetmesi için de önce kendine tek tek sorular sorması gerek.

 

Gelin size kendinizi keşif yolculuğunda yardımcı olacak bir konuyu ele alalım. Malumunuz kimisi sevmek için yaratılmıştır, kimi sevilmek, kimisi de der ki “ikisi de olmazsa olmazım, hem sevilmeli hem de sevmeliyim”…  Bu durumda siz bu isteklerden hangisinin içine cuk diye oturmaktasınız. Bilimsel olmamakla birlikte, biraz eğlence, biraz da gülümsemeyle gelin sloganınızın “sevmek” mi, “sevilmek” mi, yoksa “her ikisini de isterim” mi olduğunu test edelim.

 

Genel olarak yaşanılanları olumlu ve olumsuz olarak değerlendirmek yerine, bilinçli olarak kendimizi gözden geçirmek gerekir. Korku, güvensiz insanların, hayatını düzene koyamamış, insan olmanın erdemini ve gerçekliğini anlayamamış, nehirde yüzen yaprak misali kendini akışa bırakmış kişilerin işidir. Oysa ki insan yaradılışı itibariyle güçlüdür. Yaşamdan algılananlar kişinin zayıf noktalarının  ve çıkmazlarının, gereksiz ve boş mücadelelerinin altını çizen bana göre son derece olumlu olaylarıdır Her durumda kendimizi yeniliyor, çaba sarfediyor, hatalarımızı düzenliyor ve tazelenmiş olarak yaşamımızı sürdürüyoruz.  Bizler böyle muhteşem oluşumların yaratacağı felaketlerin tellallığını yaparak huzursuz olmak yerine, bu oluşumlar bize ne söylüyor onu bilmemiz gerekiyor.

öncelikle bağımlılıklarımız konusunda kendimizi yargılamak gerekir. Şimdi kendinize şu soruyu sormalısınız. Ben duygularımın farkında mıyım, nelere karşı hassasım ve neler beni etki altına almakta. Nelerin savaşını vermekteyim. Ve hangi mücadelemde yenik düşmekteyim. Bu soruların cevabı size duygularınızın farkına varmanızı ve değerlendirmenizi sağlayacaktır. Değişken ruh hallerinizi gözden geçiriniz. Çevrenizle empatide bulunuyor musunuz. Yani sadece kendi bakış açınıza göre mi hayatınızı yaşıyorsunuz. Hareketsizliğe neden olacak güvensiz misiniz. Başkalarının desteklemek ve korumak sizin için ne kadar önemli? Korkularınız nedeniyle kendinizi kısıtlıyor musunuz? Kendi yaşamınızın temellerini ve güvenliğini inşa edebildiniz mi? Bugünü başaramadığınızda geçmişinizi mi bahane ediyorsunuz. Alçakgönüllü davranabiliyor musunuz? Başkalarının kusurlarını ve ruh hallerini yargılamadan kabul edebilecek kadar olgun düşünüyor musunuz? Aşırı duygusal tepkilerle başkalarını kontrol altına almaya çalışıyor musunuz? 

 

İşte bu sorulara dürüstçe verilen cevaplar, yaşamınızın sizler üzerinde nasıl bir etki doğuracağının işareti olarak önemlidir. Yani her tecrübe bize, temkinli olmamızı, yaşanabilecek zorluklar karşısında güçlü olmamızı, ani kararlar vermememizi, kendi gerçeğimizin farkında olmamızı, tepkisel davranmamamızı söylemektedir. Böyle oluşumlar, bize doğanın tuttuğu ayna gibidir. Yani size kendi gerçeğinizi gösteren bir yansımadır. Durumu bu açıdan değerlendirmek varken, gereksiz söylentilerle insanı güçsüz kılmanın anlamı yoktur. Yansımalar insanlık tarihi açısından, reform anlamına gelir. Yani eskimiş, yozlaşmış ve artık geçerliliğini yitirmiş ne varsa bırakılmalı ve yeniye yer açılmalıdır. Böylelikle insan gelişir, büyür ve kendi gerçeğini yaratır. Şimdi hepimiz kendi hayatımızı mercek altına alarak amaçlarımızı gözden geçirmeli ve yanlışlarımızı terk etmeye çalışmalı, yaşam denilen bu güzel armağanın değerini bilerek hayatımızı sürdürmeye gayret göstermeliyiz.

Hayata yetişkin bir insan gibi yaklaşmalı, özsaygımızı korumalıyız. Hedeflerimize odaklanmalı ve gerçekleştirmek için çaba sarfetmeliyiz. Başarı için sorumluluk üstlenmeli, verdiğimiz sözleri tutmalıyız. Herkesi ve herşeyi kontrol altına alamayacağımızı bilmeliyiz. Bir olayı, bir insanı tam olarak anlamadan aşırı duygusal tepkiler vermemeliyiz. Yakın ilişkilerimizde duygularımızı, yanlışlarımızı saklamadan açıkça karşımızdaki insanla paylaşmalıyız. Bize gerçek güvenliğin, gerçek başarının ancak ve ancak, insan olmakla, insanca yaşamakla sadece kendimiz adına değil, başkaları adına da düşünmekle, merhamet, inanç ve sevgiyle hareket etmekle mümkün olacağını söylemektedir hayat. Eğer bunları yapmıyorsak, eğer hala sadece BEN önemliyim diyorsak o zaman böyle bencil düşünmenin, egonuzun esiri olmanın bedelini önce kendimiz sonra da tüm insanlık olarak öderiz. Lütfen birbirimize sevgiyle sarılalım,  kendimize güvenelim ve inanalım. 

 

 

 

dürüst – yalansız bir dünyanın olmadığını bilecek kadar gözü açık .
saygılı – saygının davranş boyutunu bırak kelime anlamını dahi bilmeyenlere yılmadan anlatabilecek kadar sabırlı.
seviyeli – nerede nasıl davranılmasını bilecek kadar görgülü.
kendini bilen – ne istediğini bilen-nereden geldiğini ve nereye gitmek istediğini bilecek kadar akıllı.
yerine göre yakın yerine göre mesafeli- bu maddeyi seviyeliyle aynı değerlendirebiliriz .
içten-samimi- benim gibi gerçek olanlar için sona doğru tehlike snyalleri çalmaya başladı.
değerleri olan ve değer veren- önce insan olduğu için karşındakini görebilen, bakan demiyorum dikkat edin.
ukala - hakedene hak ettiği kadar.
mutlu – huzurun nerede olduğunu bilen ve onu arayıp bulabilen.                sağlıklı – ne yersen o sundur.
başarılı – nasıl yaşarsan öylesindir.
ailesine aşık – arkadaşlarını seven – dost nedir bilen  yani kıymette bilebilen.

şimdi bu kısmı okuyanlardan bana gelebilecek yorumlar ve eleştiriler olacaktır ama unutmayın ki başkalarına göre yaşamak yerine kendi hayatını kendi tercihlerin doğrultusunda yaşamayı becerebiliyorsan eğer, gerçek “sen” vardır.
tabi yadsınamaz bir gerçek daha vardır ki o da ; hayat sürekli bir deneyim içindeyse sen de değişim ve gelişim içinde olmalısın.
insan ruhu yaptığı seçimlerle belirlenir .
hadi gül bakalım , gül ki ruhun da aydınlansın.
insan neden ister ?
onaylanmak ve kabul edilmek duygusu mu ?
varlığını kanıtlama duygusu mu yoksa ?
ya da, yaşamı daha iyiye taşıyacağına inandığı düşüncelerinin,
başkalarını da aydınlatmasını istediği için mi…

kim ki, sahnede alkış sonrası duygularıyla, yuhalanma sonrası
duygularını tamamen birbirine eşdeğer bir olgunluğa taşıyabilir,
ilkinde kendini tamamlamak tatmini, diğerinde kendinden
eksilmiş bir bozgun hissi yaşamazsa, işte o sağlam bir kaledir,
ayakta durmak için, dışarıdan beklentili gereksinimleri yoktur, ona
yalnızca kendini yapılandırmış olmak duygusu yeter.
İnsana özgü onur ve büyüklüğün terazisi başkalarında değil,
kendi toplamımızda olmak gerekmez mi….

 

 

Gidene kal demeyeceksin…
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa degersiz olan hep sen
olursun…
Düsün….
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni,sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Herşey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini…
Hep hatırla:
” Çaresizseniz, Çare SİZSİNİZ….”

kendin ol.
dürüst ol.
her gün yeni bir şeyler öğrenemiyorsan ya da farkındalığı yaşayamıyorsan vakit alma ve değerli zamanını da boşa verme





SİGARA KULLANIMI VE İNSAN ÜZERİNDEKİ TAHRİBATI

14 07 2009

cuvara     sigara

 

SİGARA YAKMADAN ÖNCE BİRKEZ DAHA DÜŞÜNÜN….

Artık herkes sigaranın ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor.

İlk nefes … ve sonrası

Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Kan dolaşımınız yavaşlar. Sigara içinde yaklaşık 3.700 zehirli madde barındıran bir karışımdır. Bunların büyük bir bölümü kanserojendir. En zararları da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktır ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolaşımınıza karışır. Bunun sonucunda, astım, ciğer yangısı, göğüs ağrıları başlar. Daha sık nezle, grip ve soğuk algınlığı geçirmeye başlarsınız.

Her on üç saniyede bir kişi, sigaraya bağlı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir. Her yıl dünyada 2.500.000 milyon kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin başlıca sebebi akciğer kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastalıkları ve diğer kanser türleridir.

İnsan vücudunda, hiçbir bölüm yoktur ki; sigarada bulunan kimyasal maddelerden etkilenmesin. Bu bölümde, vücudunuzda kısa bir tur yapacağız ve vücudunuzun ne halde olduğunu size göstereceğiz:

Baş ve Yüz

Bir sigara bağımlısı olarak, ağız kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrıca tütün duman diş eti hastalıklarına yol açar, diş çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasına sebep olur. Bunların yanı sıra sigara bağımlılarında kronik baş ağrılarında rastlanır. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarının daralmasında neden olur. Bu durum kişiyi felce kadar götürür.

Akciğer ve Bronşlar

Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.

Kalp

Sigaranın kalbe verdiği zararlar tek kelimeyle yıkıcıdır. Nikotin kan basıncını yükseltir ve kanın daha çabuk pıhtılaşmasına sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanır ve bu da kalp krizi riskini arttırır. Bunun yanı sıra, kan dolaşımı bozukluklarına bağlı olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsızlık, sigara içenlerde çok sıklıkla görülen hastalıklardır.

Organlar

Sigaranın sindirim sistemine pek çok kötü etkisi bulunmaktadır. Sigara tüketimine bağlı olarak, midede asit salgılanması artar, mide yanmaları ve ülser başlar. Sigara bağımlılarında pankreas kanseri çok sıklıkla ortaya çıkar, büyük ölçüde ölümle sonuçlanır. Sigaranın ihtiva ettiği kanserojen maddeler, idrarla dışarı atılır ancak bu maddelerin vücuttaki varlığı mesane kanserine yol açar. Sigara yüzünden oluşan yüksek kan basıncı ise böbreklere büyük zarar verir.

Sonuçlar

Sigaranın sağlık üzerindeki kötü etkileri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu araştırmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40′ı henüz emeklilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18′dir. Sigara kullanan kadınlarda ise rahim kanseri riski çoğalmaktadır, hamile kadınların sigara içmesi ise sakat ve ölü doğumlarla sonuçlanmaktadır.

Tüm bunlara rağmen, sigarayı bıraktığınız anda vücut kendi kendini tamir etmeye başlar. On yıl içinde vücut hiç sigara içmemiş gibi olur. Ancak, sigarayı bırakmak için kanser ya da kalp hastası olmayı beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktır. Ne yazık ki, bu hastalıklar çoğunlukla öldürücüdür. Sigarayı bırakmanız için daha iyi bir sebep olamaz. Ne Dersiniz?

Kaynak: Sigara.gen.tr





GÜNÜMÜZDE KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ (MİLENYUM AŞKLAR)

9 06 2009

Yaklaşık çeyrek yüzyıldır kadın-erkek ilişkilerinde baş döndürücü bir hızda değişim yaşandı. Bu değişim iki kişi arasında yaşanan gönül ilişkilerini de ne yazık ki derinden etkiledi.

Kimimiz yeniçağın ilişkisine ayak uyduramayıp sudan çıkmış balığa dönerken, kimimiz de yeniçağın ilişkisine ayak uydurmak için bukalemunlar gibi durmadan renk değiştirip duruyoruz.

Bugün, günümüz kadın-erkek ilişkilerinde bir çağ muhasebesi yaptığımda, size şu tespitlerimi madde madde sıralayabilirim:

BİR: “Sen, ben ve aşkımız,” düşüncesinin yerini artık “Sen, ben ve öteki aşkımız!” almış durumda.
İKİ: ‘7 yaşındaki!’ bir çocuk o yaşta aşık olurken, ‘70 yaşındaki!’ bir dede de o yaşta artık aşık olabiliyor.
ÜÇ: Erkekler hızlı bir şekilde ‘öz!’lerine dönüş yaparken, kadınlar da, ‘kendi cinslerinden birine!’ dönüş yapan erkeklere fena halde bozuk atıp duruyorlar. Sonra da o erkeklerin arkasından şu dedikoduyu yapıyorlar: “Elimizi hangi erkeğe atsak adam şey çıkıyor!”
DÖRT: Eskiden bir kadınla bir erkek arasındaki aşk ‘ömür boyu!’ sürerken, günümüzde bir erkekle bir kadın arasındaki aşkın ömrü artık ‘3 yıl!’ sürüyor. Tıpkı çamaşır makinesinin ‘3 yıllık garanti!’ süresi kadar.
BEŞ: ‘Kalıcı ilişkiler!’in yerini günümüzde ‘gündelik ilişkiler!’ aldı.
ALTI: Eskiden ‘kadın olmanın tehlikeleri!’ bir hayli fazlayken, günümüzde ise ‘erkek olmanın tehlikeleri!’ daha fazla olmaya başladı.
YEDİ: Eskiden kadınlar ‘koca parası!’ yerdi. Günümüzde ise erkekler ‘karı parası!’ yemeğe can atıyor.
SEKİZ: Restoranlarda ‘Türk usulü hesap!’ mantığının yerini, ‘Alman usulü hesap!’ mantığı aldı.
DOKUZ: Eskiden erkek dediğin biraz çapkın olurdu. Günümüzde ise kadın dediğin biraz fingirdek oluyor.
ON: Kadınların şöyle bir söylemi vardı: “Siz erkekler hep aynısınız. Hepinizin aklı fikri…” Günümüz erkeklerinin ise şöyle bir söylemi var: “Oynaşacak kadın çokluğundan evlenecek kadın bulamıyoruz. Birçoğunun aklı fikri…”
ON BİR: Eskiden kadın ve erkek evlenene kadar ele ele tutuşurdu. Günümüzde ise kadın ve erkek evlenene kadar alt alta, üst üste ‘body güreşi!’ne tutuşuyor.
ON İKİ: Eskiden kadınlar erkeklere karşı biraz ‘nazlı!’ olurdu. Günümüzde ise kadınlara karşı arsızlaşan erkeklerin nazlarından geçilmiyor.
ON ÜÇ: Kocasıyla kavga eden kadın küsüp babasının evine giderken, günümüzde karısıyla kavga eden bir adam ise küsüp anasının evine gidiyor.
ON DÖRT: Eskiden kadınlar kocalarını beş çaylarında çekiştirirdi. Günümüzde ise erkekler karılarını önüne gelene çekiştiriyorlar.
VE ON BEŞ: Eskiden gerçek bir erkek tehlikeli bir oyuncak olarak kadını isterdi. Şimdi ise gerçek bir erkek tehlikeli bir oyuncak olarak son model spor bir araba istiyor.





GENLERİNİZ KARİYERİNİZE YÖN VERİYOR…!

20 04 2009

gen

Yapılan bir kan tahliliyle kişinin sağlık konusunda hangi riskler altında olduğunu ortaya çıkaran gen haritaları şimdi insan kaynaklarının hizmetinde. RGI İstanbul hekimleri, “Sonuçlar şirketlere işe alım ve kariyer planlamalarında yardımcı olabilir” diyor.

Avrupa’da birçok şirket, çalışanlarının kariyer planını yaparken artık sadece eğitim, performans, deneyim ve potansiyel kriterlerine bakmıyor. Kişilerin gen haritası da kariyer gelişiminde önemli bir rol oynamaya başladı. Doğru pozisyona doğru kişiyi yerleştirmek amacıyla kişilerin sağlık verilerini değerlendirmeye alan şirketler, özellikle üst düzey yöneticilere bunu uyguluyor.

Belirtildiğine göre sistem, yalnızca kişiyi koruma altına almıyor aynı zamanda söz konusu pozisyonda ne kadar verimli çalışabileceğini de gösteriyor. Çünkü üst solunum yolu enfeksiyonundan kansere kadar her türlü hastalığa karşı bağışıklığınız zayıf ise yapacağınız uzun uçak yolculukları, saatler süren iş toplantıları, uzun çalışma saatleri ve ağır stres koşulları gerektiren işler size göre değil demektir. Şirket açısından bakıldığında ise kritik pozisyonlarda çalışanların zor koşulları göğüsleyebilecek bir fiziksel performansa sahip olması, verimlilikten karlılığa kadar her şeyi etkileyebiliyor.

Önce harita sonra iş

 

Kişinin gen haritasının çıkarılması ise şu şekilde oluyor: Alınan kan örneğiyle kişinin kanser, kalp – damar ve solunum yolu hastalıklarına olan yatkınlığı ölçülüyor. Orta ve uzun vadede ortaya çıkabilecek hastalıklar, bugünden tespit edilebiliyor.

Aile hekimliğinin yanı sıra genetik konusunda da hizmet veren RGI İstanbul’un hekimlerinden Dr. Banu Özmen’e göre bu yolla elde edilen veriler, kişinin şimdiden önlem almasını sağlayabildiği gibi işe alımlarda ve kariyer planlamalarında şirketlere de kolaylık sağlayabilir. Özmen, “Günümüzde bireyler, sağlıklı yaşamak, işte başarılı ve sosyal hayatta enerjik olmak istiyor ama aradaki dengenin nasıl kurulacağını bilemiyor. İnsanlar iş temposuna devam etmekte zorlanmaya başladıkları aşamada doktora başvuruyor. Sağlık haritaları bu dengeyi sağlama açısından büyük önem taşıyor” diyor.

Zayıf yönler için tedbir şart


Özmen’e göre örneğin obezite riski taşıyan kişiler, masa başı işlerden olabildiğince uzak durmalı. Böyle bir risk taşıyan çalışanlar, özel spor programlarına devam ederek riskleri en aza indirebilir. Yüksek tansiyon riski olan kişiler ise stresli işlerden uzak durmalı. Özmen, “Stres, kan yağlarını yükseltir, damar sertliğine neden olur. Bu durum da kalp krizi riskini destekler. Özellikle bankacılar veya borsayla ilgilenen kişilerde beyin kanaması ve kalp krizlerinin sık görülmesinin nedeni buna bağlıdır” diyor.





PERFORMANSINIZI ARTIRMANIN YOLLARI

20 04 2009

performans

Maaşınız ve terfiniz performansınıza göre düzenleniyor. Peki siz performansınızı nasıl düzenleyeceğinizi biliyor musunuz?


Bir kişinin bir işteki verim gücü demek olan performans, günümüz şirketlerinin çalışanlarla ilgili hem en büyük ‘challenge’ı hem de en büyük kabusu haline gelmiş durumda. Bugünün iş dünyasında çalışanların performansını yüksek tutan bir şirket, aynı zamanda iyi yönetilen bir şirket demek. Çünkü ancak bunu başarabilen şirketler, rekabette öne çıkabiliyor ve maliyetleri aşağı çekebiliyor.

Hepimiz kişisel nedenlerle ya da bizim dışımızdaki koşullar nedeniyle performansımızda zaman zaman düşüşler yaşarız. Her zaman büyük bir süratle ve sonuca odaklı şekilde tamamladığımız işleri eskisi gibi yapamaz hale geliriz. Ancak nedenleri ne olursa olsun kişinin kendi performans grafiğini yönetebilmesi mümkün.

Uzmanlara göre verimliliğinizin düştüğünü belirlediğiniz dönemlerde uygulamaya başladığınız reçetelerle süreci tersine çevirebilirsiniz. Ancak en başta performansınızın düşüşüne neden olan sorunların temeline inmeniz ve öncelikli hedefinizin ne olduğunu belirlemeniz gerekiyor. Tavsiye edilen şekilde fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal bakımınızı yapmanın yanı sıra orta ve uzun vadeli hedeflerinizi yeniden gözden geçirmek sizi yeniden iş hayatına döndürebilir.
 
Uzmanlar bir kişinin performans seyrindeki değişiklikleri iki türlü etkene bağlıyor:

• Çalışan kişinin kendisiyle ilgili durumları içeren iç etkenler.

• Çalışma koşullarının ve şirket içi organizasyonun kişi üzerindeki etkilerini içeren dış etkenler…

Verimli bir iş hayatı için izlenecek yollar


Verimli çalışmak fazla mesai yapmakla karıştırılmamalı. Tam tersi daha az, keyifli ve tatmin edici çalışabilmelisiniz. Verimli olmak ise bir dizi unsurun zincirleme olarak uygulanması ile gerçekleşir:

• Amaç ve hedefler saptanmalı ve özümsenmeli: Kurumun varmak istediği noktayı ve kısa dönemli hedeflerini net olarak saptamış ve çalışanların da bunları anlamış olması gerekir.

• Sistem ve prosedürler oturtulmalı: Aşırı kuralcılığa kaçılmamalı. Sistem adil olmalı. Kişilerin yetenek ve becerilerini göstermelerine olanak sağlanmalı. Kariyer olanakları kişilerle birlikte düşünülmeli.

• Doğru insanlar doğru işlerde çalışmalı: Her işe en uygun insanlar seçilmeli. Birçok insan yanlış işte olduğu için verimlerinin düşük olduğunun farkına dahi varamıyorlar. Katıra derbi koşturamazsınız.

• Doğru ve yeterli eğitim ve motivasyon sağlanmalı: Bu konuda eksiklerimiz çok. Motivasyon maddi ve manevi düşünülmeli.

• Yönetim ve koordinasyon iyi olmalı: Yöneticiler çalışanlarının başarıları için çalıştıkları takdirde başarılı olacaklarını anlamalı. Yeterli geri besleme sürekli sağlanmalı, dolayısıyla çalışanlar neyi iyi yaptıklarını ve neyi daha iyi yapabileceklerini pozitif bir feedback sistemi içinde sürekli bilir olmalılar. Doğrular yanlışlardan daha çok görülmeli.

• Böyle bir organizasyona iyi bir liderli gerekir: Çalışanlarda güven uyandıran ve aidiyet hissini pekiştiren bir liderlik yukarıda sayılan unsurların yerinde ve zamanında uygulanmasını, hedeflere varılmasını ve tüm organizasyonun başarı hissini tatmasını sağlar. 

Verimli çalışmanızı sağlayacak 14 soru


Verimlilik işveren ve çalışanın etkileşiminin sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Sonucu irdelerken öncelikle verimliliğin değişkenlerine bakmak gerekir. Verimlilikten bahsedebilmek için öncelikle kişisel hedeflerimizin belirgin ve net olması gereklidir. Bu hedefe ulaşırken de kişisel farkındalığımızı yaratmamız için aşağıdaki sorulara cevaplar aramamız, zihnimizde yeni pencereler açacaktır.

• Ana hedefim ne ve buna ulaşırken ara hedeflerim neler?
• Bununla ilgili bir eylem ve zaman planım var mı?
• Verimliliğim yaptığım işe göre farklılık gösteriyor mu?
• Hangi durumlarda verimliliğim yüksek/düşük?
• Verimliliğimi düşüren/yükselten etkenlerin ne kadarı bana ne kadarı dış etkenlere bağlı?
• Kişisel değerlerim neler ve bunun ne kadarını iş yerimde bulabiliyorum?
• Görevlerimi başarmakla ilgili kişisel inancım ne durumda?
• Görevlerim için gerekli yetkinliklerim yeterli düzeyde mi?
• Bütün kaynaklarımı kullanıyor muyum?
• Güçlü ve gelişmeye açık yönlerim neler? Bunlar için ne yapıyorum?
• İşleri erteleme eğilimim var mı? Varsa ne tip işleri?
• Yeterince etkin geribildirim alabiliyor muyum?
• Ne kadar çözümü ben üretiyorum, ne kadar çözümü karşımdan bekliyorum?
• Tepkisel davranışlarım neler? Tepkim yerine çözüme odaklansam hayatım nasıl değişir?

Yönetim sorunları çalışanı etkiliyor…


Çalışanlar, tarafından ücretlerin düşüklüğü en sık gösterilen ayrılma sebebi olarak karşımıza çıkmakla birlikte, araştırmalar işten ayrılmaların %75’inin yönetim sıkıntılarından kaynaklandığını göstermektedir.

İki ünlü araştırmacı, McClelland ve Franz’ın yaptığı çalışma, motivasyonları yüksek kişilerin finansal performanslarının da yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak gelir yüksekliğinin uzun vadeli motivasyonu sağladığını ne yazık ki söyleyememektedirler.  Dolayısıyla işveren tarafında da yapılması gereken işler var.  Her çalışanımızın farklı güdüleri ve beklentileri olduğu ve standart yaklaşımların istediğimiz etkinlikte sonuç vermediğini de düşünürsek, performans koçluğu modelinin uygulanması en etkin insan kaynağı geliştirme yöntemlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendini daha iyi tanıyan, tepkilerini yöneten, gelişimlerini hızlandıran kişiler iş yerinde karşılaştıkları problemleri kolaylıkla çözmekte ve daha yüksek bir performans gösterirler.

 





AŞK……..!

16 03 2009

 AŞK……

 

YALNIZ OLANLARA ;

 

AŞK BİR KELEBEK GİBİDİR PEŞİNDEN KOŞTUKÇA HEP SENDEN KAÇAR. EN İYİSİ BIRAK UÇSUN, İNAN Kİ HİÇ BEKLEMEDİĞİN BİR ANDA GELİP OMZUNA DOKUNUVERİR…

 

AŞK MUTLU EDER BAZENDE ÜZER AMA AŞK ÖZELDİR, AŞKINI HAKEDEN BİRİNE SUNARSAN EĞER….

 

SEVGİLİSİ OLANLARA ;

 

AŞKIN AMACI BİRİLERİ İÇİN “MÜKEMMEL İNSAN” OLMAK DEĞİLDİR. SENİ MÜKEMMELLİĞE EN ÇOK YAKLAŞTIRACAK İNSANI BULMAKTIR….

 

ÇAPKINLARA ;

 

SEVMEDİĞİN BİRİNE ASLA SENİ SEVİYORUM DEME. İÇİNDE OLMAYAN DUYGULARDAN VARMIŞ GİBİ SÖZETME.  KİMSENİN HAYATINA KALBİNİ KIRMAK İÇİN GİRME. SEVGİ DOLU BAKAN GÖZLERE ASLA YALAN SÖYLEME, ÇÜNKÜ; BİRİNE VEREBİLECEĞİN EN BÜYÜK ACI, AŞIK OLMADIĞIN BİRİNİ KENDİNE AŞIK ETMEKTİR…

 

EVLİ OLANLARA ;

 

SEVEN İNSAN “SENİN HATAN” YERİNE “ÖZÜR DİLERİM” DİYENDİR. “NEREDESİN” YERİNE “BEN BURADAYIM” DİYENDİR. “NASIL YAPARSIN” YERİNE “NİYE YAPTIĞINI ANLIYORUM” DİYENDİR VE AŞK “KEŞKE” YERİNE “İYİ Kİ” DİYEBİLMEKTİR.

 

KALBİ KIRIK OLANLARA ;

 

KALP YARASI SİZ KANATMAKTAN VAZGEÇİNCEYE KADAR SÜRER, VE İLACI BU ACIYA ALIŞMAK DEĞİL, ONDAN DERS ÇIKARABİLMEKTİR…

 

AŞIK OLMAKTAN KORKANLARA ;

 

AŞKA DÜŞ AMA TÖKEZLEME, ANLA AMA SADECE BEKLEME, PAYLAŞ AMA SADECE İSTEME, YARALAN AMA ASLA ACIYI İÇİNDE BÜYÜTME…

 

SEVDİĞİNİ FAZLA SAHİPLENENLERE ;

 

SEVDİĞİNİN BİRBAŞKASIYLA MUTLU OLDUĞUNU GÖRMEKTEN DAHA ACI BİRŞEY VARSA, ODA SENİNLE MUTSUZ OLDUĞUNU GÖRMEKTİR….

 

AŞKINI İTİRAF ETMEYE ÇEKİNENLERE ;

 

SEVDİĞİNDEN AYRILINCA AŞK ACI VERİR. SEVDİĞİN SENİ TERK EDİNCE DAHADA ÇOK ACI VERİR. AMA EN ACISI ONU NE KADAR ÇOK SEVDİĞİNİ BİLMESİNE HİÇ FIRSAT VERMEMEKTİR….

 

DÖNMEYECEK BİRİNİ HALA BEKLEYENLERE ;

 

HAYATIN EN HÜZÜNLÜ ANI, DELİ GİBİ SEVDİĞİN İNSANIN BUNA HİÇ DEĞMEDİĞİNİ GÖRDÜĞÜN ANDIR VE EN BÜYÜK KAYBIN ONUN İÇİN HARCADIĞIN ZAMAN VE YILLARDIR. SENİN SEVGİNİ BUGÜN HAKETMEYEN, BİL Kİ 10 YIL SONRA DA HAKETMEYECEKTİR…

O YÜZDEN BIRAK GİTSİN……..!





HAYATIN KRİTERLERİ

13 02 2009
  • HAYATINIZA YÖN VERİRKEN, ÖZELLİKLE İRTİBAT HALİNDE OLDUĞUNUZ KİŞİLERE KARŞI İLİŞKİLERİNİZDE DİKKAT ETMENİZ GEREKEN ÖNEMLİ KRİTERLER VARDIR.

 

1 – EKSİK BİLGİ : 

 

KENDİNİZLE İLGİLİ DOĞAL HALİNİZ NEYSE, TÜM KARAKTER ÖZELLİKLERİNİZİ OLDUĞU GİBİ YANSITIN. DÜRÜST OLUN.

 

2 – TEK YÖNDEN BAKMAK:

 

YAŞANANLARA, OLAYLARA,KOŞULLARA, ZAMANA SADECE KENDİ AÇINIZDAN BAKMAYIN. KENDİNİZİ ONUN YERİNE KOYUN VE BİR BÜTÜNLÜK YAKALAMAYA ÇALIŞIN. GERÇEKTEN SAMİMİ BİR ŞEKİLDE “BEN OLSAM NE YAPARDIM” DÜŞÜNCESİYLE HAREKET EDİN. EMPATİ KURUN.

 

3 – İLETİŞİM KOPUKLUĞU :

 

İYİ, KÖTÜ, OLUMLU, OLUMSUZ HER TÜRLÜ HALLERİNİZDE HİÇ ÇEKİNMEDEN KONUŞUN. ÖVGÜ KADAR ELEŞTİRİLEREDE AÇIK OLUN. HER DURUMDA PAYLAŞIMCI OLUN.

 

4 – “HAYIR” CÜMLESİ :

 

KARŞINIZDAKİNİ İYİ DİNLEYİN VE TAM ANLAMIYLA ALGILAMAYA ÇALIŞIN. HEMEN KESTİRİP ATMAYIN. CÜMLELERİ İYİ ANALİZ EDİN VE SONUNA KADAR DİNLEYİN.

 

5 – GÜNCELLİĞİ YAKALAYAMAMA VE KÖTÜ ANILARI GÜNCEL TUTMA :

 

HER YENİ BİR GÜNE BAŞLAMANIZ, YENİ BİR ŞEY ÖĞRENMENİZ DEMEKTİR.  GEÇMİŞTE YAŞADIKLARINIZ, GELECEKTEDE YAŞAYACAĞINIZ ANLAMINA GELMEZ. TAKINTILARINIZDAN KURTULUN VE SABİT DÜŞÜNMEKTEN KAÇININ. MAZİNİZDEKİ HAYALKIRIKLIKLARINI SÜREKLİ ÖN PLANA ÇIKARIRSANIZ VE BU KARAMSARLIK, KURUNTULARLA HAREKET EDERSENİZ, HİÇ BİR YERE VARAMAZSINIZ. KENDİNİZİ SÜREKLİ YENİLEYİN.

 

6 – BÜYÜK RESMİ GÖRME ÖZRÜ :

 

HAYATA GENİŞ AÇIDAN BAKIN. TEK BİR NOKTAYA ODAKLANMAYIN. ETRAFINIZDAKİ DUVARLARI YIKIN VE YAPICI, ÜRETKEN, ESNEK, OLUMLU DAVRANIN.

 

7 – SABIRLI OLMAK :

 

HAYAT HERZAMAN SİZE İSTEDİĞİNİZİ VERMEZ. AZİMLİ VE MÜCADELECİ OLUN. SORUNLARDAN KAÇMAYIN VE ÇÖZÜMÜN AYAĞINIZA KADAR GELMESİNİ BEKLEMEYİN. İYİ BİR  SONUÇ İSTİYORSANIZ HER NE OLURSA OLSUN SONUNA KADAR ÇABALAYIN. İLGİSİZ KALMAK İSTEMİYORSANIZ, İLGİ GÖSTERİN. FAKAT BUNUDA ABARTIYA KAÇIRMADAN, İSRARCI, İNATÇI OLMADAN YAPIN.

 

8 – AMATÖR RUHLA ÇALIŞMAK :

 

HİÇBİRİMİZ MÜKEMMEL DEĞİLİZ. HEPİMİZİN EKSİK YÖNLERİ VARDIR MUHAKKAK. BU BİLİNÇLE YAKLAŞIM GÖSTERİN. BOŞLUKLARI DOLDURUP, EKSİKLERİ TAMAMLAYICI OLUN VE SİZEDE YAPILMASINA MÜSAADE EDİN. AMA KİŞİLİKLERİ KULLANMADAN, ZAAFLARDAN YARARLANMADAN, MENFAATLERE YÖNELİK DAVRANMADAN, EGONUZU TATMİN ETMEK İÇİN DEĞİL, GERÇEKTEN İHTİYAÇ DUYULDUĞU İÇİN BUNU YAPIN. BENCİL, KİBİRLİ, GURURLU OLMADAN, KIRMADAN, SARSMADAN, YIKMADAN TAMAMEN İYİ NİYETLE İLİŞKİLERİNİZE YANSITIN.

 

9 – İNSİYATİF ALABİLMEK :

 

SORUMLULUKLARINIZIN BİLİNCİNDE OLUN. YETERSİZ KALINAN DURUMLARDA DEVREYE GİRİN. ASLA KAYITSIZ KALMAYIN. ANLAYIŞ GÖSTERİN VE HOŞGÖRÜYLE YAKLAŞIN. ÇÜNKÜ; KARŞINIZDAKİNİN DURUMU, SİZİN TAHMİN ETTİĞİNİZ  OLGULAR ÜZERİNDE GELİŞMEZ.

 

10 – SORUNLARI KENDİ İÇİNİZDE ÇÖZÜMLEME KABİLİYETİ :

 

ORTADA BİR SORUN VARSA BU İKİ TARAFIN SUÇUDUR. HERZAMAN İÇİN ÇÖZÜMLEME YOLUNA GİDİN VE KESİNLİKLE DUYARSIZ KALMAYIN. YETENEKLERİNİZİ OLUMLU YÖNDE HARCAYIN. ARANIZDAKİ MESELELERİ KENDİNİZ BERTARAF EDİN. SORUNLARA NE KADAR ÇOK KİŞİYE AKTARIRSANIZ, O KADAR ÇOK KAFANIZ KARIŞIR. ÇÜNKÜ; HERKESİN BAKIŞ AÇISI VE YORUMU FARKLIDIR. ŞUNUDA UNUTMAYIN. HİÇ KİMSE SİZİN YAŞADIKLARINIZI SİZDEN DAHA İYİ BİLEMEZ. OLAYLARIN İÇERİĞİNİ BİLMEYEN İNSAN SİZE NE KADAR FAYDA SAĞLAYABİLİR Kİ? HER TÜRLÜ DURUMUNUZU KENDİ ARANIZDA SONUÇLANDIRIRSANIZ SAĞLAM VE KALICI BİRLİKTELİKLER KURMUŞ OLURSUNUZ.

 

11 – SEVGİ VE MOTİVASYON :

 

HER FIRSATTA SEVGİNİZİ BELİRTİN VE SEVGİYLE YAKLAŞIN. GEREKSİZ KAPRİS, ENTRİKA, TAVIR VE KISKANÇLIKLARLA DUYGULARINIZI ZEDELEMEYİN. YÜREĞİNİZİ ÖZGÜR BIRAKIN. BIRAKIN Kİ DİLEDİĞİNİ SÖYLESİN. CESUR VE YÜREKLİ OLUN. BU DURUM SİZE VE İLİŞKİLERİNİZE OLUMLU BİR MOTİVASYON OLARAK YANSIYACAKTIR. SADAKATLİ DAVRANIN VE SAYGI GÖSTERMEYİ İHMAL ETMEYİN.

 

12 – ENERJİ :

 

BÜTÜN BUNLARI YAPABİLMEK İÇİN ENERJİNİZİ POZİTİF YÖNDE KULLANMALI VE BUNU KARŞI TARAFADA AYNI ORANTIDA YANSITABİLMELİSİNİZ. NE KADAR AKTİF ROL ALIRSANIZ VE KARŞINIZDAKİNİZLE  UYUM SAĞLARSINIZ  O DERECE MUTLU VE HUZURLU  OLURSUNUZ.

 





HAYATIN GERÇEKLERİ 2

8 02 2009

* İDEALLERİNİZDE OLUŞTURDUĞUNUZ, HAYALLERİNİZDE YAŞATTIĞINIZ VE DEVAMLI GÖZÜNÜZDE CANLANDIRDIĞINIZ, KISACASI GÖNLÜNÜZE GÖRE İSTEDİĞİNİZ PROFİLİN GÖRÜNTÜSÜ, DİLEKLERİNİZİN GERÇEĞE DÖNÜŞMÜŞ HALİYLE KARŞILAŞTIĞINIZDA HEMEN ONA SAHİP OLMANIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜP ACELE HAREKET ETMEYİN. SİZİN GERÇEKLERİNİZ, ONUN ALTERNATİFLERİ ARASINDA YER ALIP ALMADIĞINA OLDUKÇA DİKKAT EDİN. ÖNCELİKLE KENDİSİYLE İLGİLİ HER KARARINA SAYGI DUYUN. ZATEN BÖYLE OLMASI GEREKİR. ÇÜNKÜ; DİĞER DURUMDA ONU ZOR DURUMDA BIRAKABİLİRSİNİZ. BUDA MECBURİYETÇİLİK OLUR. NİHAYETİNDE HERKES MUTLU OLABİLECEĞİ YÖNDE YAŞAMAK İSTER. HOŞUNA GİTMEYEN ŞEYLERDE İSRARCI DAVRANMAK, ONDAKİ SAYGINLIK DEĞERİNİZİ ORTADAN KALDIRABİLİR. SONUÇ NE OLURSA OLSUN ÖNCELİKLİ HEDEFİNİZ YÜREKTE SAYGIN BİR KİŞİLİK BIRAKMAK OLMALI.

 

* HAYAT OKULUNDA OKUYORKEN DERSLERİNİZ BELİRLİ RAKAMLARLA SINIRLI KALMASIN. EDEBİYATINIZ, FELSEFENİZ, FİZĞİNİZ, BİYOLOJİNİZ, TARİHİNİZ, COĞRAFYANIZ VE MATEMATİĞİNİZİ SAĞLAM KAVRAMLAR ÜZERİNE KURGULAYIP, YAŞAMIN GERÇEKLERİYLE KENDİ DOĞRULARINIZI PEKİŞTİREREK  YAŞAMAYI ÖĞRENİN.

 

* SİZ KENDİNİZDEN HOŞNUT DEĞİLSENİZ, BAŞKALARININ SİZİNLE BİRLİKTE OLMAKTAN HOŞNUT OLMASINI NASIL BEKLERSİNİZ ? KARŞINIZDAKİLERİN SİZE  LAYIK OLMASINDAN ZİYADE KENDİNİZİNDE BU DURUMA NE KADAR LAYIK OLDUĞUNUZ ÇOK ÖNEMLİ. SADAKATLİ BİR BİRLİKTELİK İÇİN

VAFA GEREKTİRECEK YÖNDE HAREKET ETMEK GEREKİR. SAKİN, SABIRLI GÖZDEN KAÇABİLECEK KÜÇÜK DETAYLARA DİKKAT EDEREK BİR BÜTÜNLÜĞE ULAŞARAK SAĞLAM TEMELLER ÜZERİNDE YÜRÜYÜP GERÇEKLERE DAHA ÇABUK ULAŞIRSINIZ. ÇÜNKÜ; HEDEFE ÇİÇEKLİ YOLLARDAN GİDİLMEZ.

 

* SEVDİĞİMİZ ZAMAN AŞK O KADAR BÜYÜKTÜR Kİ ; BİR BÜTÜN OLARAK İÇİMİZE SIĞDIRAMAYIZ. SEVDİĞİMİZ İNSANA DOĞRU YAYILIR. ONDA KENDİSİNİ BARINDIRAN BİR YÜZEY BULUR. İŞTE KARŞIMIZDAKİNİN HİSLERİ DEDİĞİMİZ ŞEY, KENDİ SEVGİMİZİN BİZE GERİ YANSIMASIDIR ASLINDA. AYRILIKLARDA BOŞLUĞA DÜŞMEMİZİN SEBEBİ İSE; YANSITTIKLARIMIZIN BİZDEN ÇIKTIĞINI FARKEDEMEYİŞİMİZDİR. İYİ KARARLAR BİR KAÇINILMAZLIĞA MAHKUMDUR. DAİMA GEÇ ALINIRLAR AMA SAĞLAM VE KALICI TEMELLER OLUŞTURUR.

 

* TARİFİNİ YAPAMADIĞINIZ BİR YAPRAK YELİ GİBİDİR BAZEN HAYATIN ANLARI. KİM BİLİR BELKİ KAFANIZI ÇEVİRİP BAKTIĞINIZDA GÖLGENİZ KADAR YAKINDIR ÇÖZÜM. BAKIŞ AÇINIZI NE KADAR GENİŞ TUTARSANIZ ÇÖZÜM İÇİN O KADAR ÇOK ALTERNATİFİNİZ OLDUĞUNU GÖRÜRSÜNÜZ. BEKLEMEKLE YETİNMEYİN. İSTEYİN, İNANIN, ÇABALAYIN.

 

 

* EN ÇOK HOŞUMUZA GİDEN İNSAN, KENDİMİZE BENZETTİĞİMİZ İNSANDIR. KELİMELRİN GÜCÜNÜ ANLAMADAN İNSANLARIN BENLİĞİNİ ANLAYAMAZSINIZ. HAYALLERİNİZİN TEMSİLCİSİ OLMAKTANSA, GERÇEKLERİNİZİN BEKÇİSİ OLUN. HAYAL KURGULARINIZI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRDÜKÇE MUTLU OLURSUNUZ. ÇÜNKÜ; HAYAT GERÇEKLERDEN İBARETTİR. ZİRA İNSANLAR YAŞADIKLARINDAN ZİYADE EDİNDİKLERİ TECRÜBELERDEN ÇIKARDIKLARI DERSLER NİSPETİNDE OLGUNLUĞA ULAŞIR.

 

 

 

 

 

 

 

*  İNSANLAR DEĞER VERDİĞİ KİŞİLERDE BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIĞI ZAMAN, GENELDE HAYATA BÜYÜK BİR HIRS VE İNTİKAM DUYGUSUYLA BAKARLAR. KENDİSİNE YAKINLAŞAN VE UZATILAN HER ELE, GEÇMİŞİN DERİN İZLERİNİ TAŞIYAN, YAŞAMIŞ OLDUĞU DERİN HAYALKIRIKLIĞININ TEDİRGİNLİĞİ VE ŞÜPHESİYLE BAKTIKLARI İÇİNONYARGIYLA DAVRANIRLAR. YADA BİRBAŞKASININ BIRAKTIĞI KÖTÜMSER TABLOYU HIRS VE İNTİKAM ALMA DÜŞÜNCESİYLE BAŞKABİRİNEYAŞATIRLAR. OYSA BU DAVRANIŞLARIYLA NEFRET ETTİĞİ İNSANDAN  BİR FARKI OLMADIĞI GERÇEĞİNİ DÜŞÜNEMEZLER. ŞU ASLA UNUTULMAMALIDIR Kİ HAYATTA HİÇBİRŞEY İÇİN KALP KIRMAYA DEĞMEZ. HAYATIN TEK VE EN DOĞRU GERÇEĞİ ÖLÜM…. NE YAPARSANIZ YAPIN BU GERÇEĞİ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ. EĞER GERÇEKTEN BİRŞEYE EN İYİ ŞEKİLDE HAZIRLANMAK İSTİYORSANIZ ÖLECEĞİNİZİ HATIRLAYIN VE BUNA HAZIRLANIR.

 

 

*  BİR SÖZ VERİLDİĞİNDE YERİNE GETİRİLEMEMESİ ANCAK YA ÖLÜM YADA ONA YAKIN BİR FELAKET BAŞINIZA GELDİĞİNDE MAZUR GÖRÜLEBİLİR. AKSİ TAKDİRDE VİCDANINIZDA ACI BİR IZDIRAP OLARAK SİZİNLE YAŞAR. SÖZÜNÜZE DİKKAT EDİN. YA ONUN ESİRİ YADA VEZİRİ OLURSUNUZ.

 

 

*  SEVGİLER ÇİÇEK GİBİDİR. HOŞGÖRÜ, SAYGI, ANLAYIŞ, SAMİMİYET, FEDAKARLIK İLE SULANMALIDIR. AKSİ TAKDİRDE GURUR, KAPRİS, TAVIR YAPARSANIZ SEVGİ BAĞI SOLAR. İLİŞKİNİZİ EN BAŞINDAN CİDDİ VE DÜRÜST TEMELLER ÜZERİNE KURARSANIZ SAĞLAM YAPIYA SAHİP OLUR. EN ÖNEMLİSİ İSE OLDUĞUNUZ GİBİ DOĞAL DAVRANIN. KENDİNİZE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİZ HERTÜRLÜ DAVRANIŞLARI KARŞINIZDAKİNE YANSITMAYIN.

 

 

*  BEDEN RUHUNUZUN EVİDİR, GÖZLERİNİZ İSE PENCERESİDİR. RUHUNUZUN KİMLİĞİNİ BEDEN DİLİNİZLEBÜTÜNLEŞTİRDİĞİNİZ SÜRECE ANLAŞILIR OLURSUNUZ. AKLINIZ İLE KALBİNİZ ARASINDAKİ DENGEYİ İYİ KURDUĞUNUZ SÜRECE HUZUR BULURSUNUZ. ÇEVRENİZDE OLUP BİTEN DÖNGÜYÜ, DOĞRU ANALİZ EDİP, GERÇEKLERİNİZLE BİRLEŞTİRDİĞİNİZ ORANTIDA MUTLU OLURSUNUZ. BÜTÜN BUNLARI BİR ARADA EN DOĞAL HALİNİZLE YAPABİLDİĞİNİZ ZAMANDA, SAĞLIKLI VE SAĞLAM OLURSUNUZ.

 

 

 

 

*  AŞKINIZI GİZLEMEDEN, SEVGİNİZİ EKSİLTMEDEN, AYRILIĞI DÜŞÜNMEDEN, GÖZYAŞINIZI PAYLAŞARAK, DERDİNİZİ ANLATARAK, GÖNÜLE TAHT KURARAK, ZAMANLA SUÇLAMAYARAK, GÖNÜLLE OYNAMAYARAK, BENZERİ BULUNMAYACAK BİR SEVDA ÖYKÜSÜ YAŞAMAK VE YAŞATMAK İÇİN ELİNİZDEN GELENİ YAPIN. ÇÜNKÜ; OLGUN AŞK BUNU GEREKTİRİR. YAŞADIĞINIZ DUYGU SELİ VE HİSLERİNİZ GERÇEKTE NEDİR HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? SİZİ KARŞI TARAFA YÖNLENDİREN VE KARŞI TARAFIN SİZDE ALGILADIĞI ŞEYİN TAM OLARAK NE OLDUĞUNU BİLMEZSENİZ BÜYÜK BİR HAYALKIRIKLIĞI YAŞAYABİLİRSİNİZ. HUZURLU BİR MUTLULUK İÇİN HEM KENDİNİZİN, HEMDE KARŞINIZDAKİNİN HERŞEYİYLE TAM BİR BÜTÜNLÜK İÇİNDE YAŞAMAYA HAZIR OLMAKTAN GEÇTİĞİNİ UNUTMAYIN. BU GENELDE UZUN ZAMAN ALIR. SABREDİN İYİ KARAR VERİN. SONRA GERİ DÖNÜLMESİ ZOR OLAN YOLLARDA, HATALI TERCİHLERİNİZİN SİZİ YARALAYIP YIPRATMASINA ENGEL OLAMAZSINIZ.

 

 

   *    SEVGİDE EN BÜYÜK İDEAL; EFSANE SEVGİLER YAŞAMAYI ARZU EDERİZ. BİR LEYLA İLE MECNUN, BİR KEREM İLE ASLI, BİR FERHAT İLE ŞİRİN MİSALİ. PEKİ BU ARZU İLE YANIP TUTUŞURKEN BUNA NE KADAR ZEMİN HAZIRLADIĞINIZI HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? ÖRNEK ALDIĞINIZ EMSALİ, İÇİNDE TAŞIDIĞI DERİN MUHABBETİ, SONSUZ VE SORUNSUZ AŞKI, GÖRKEMLİ TUTKUYU, ARZUYU, DEVASA OLGUNLUĞU, SEVGİNİN GEREKTİRDİĞİ MUAZZAM ANLAYIŞI, SAMİMİYETİ, HER TÜRLÜ SORUNLA BAŞA ÇIKABİLEN FEDAKARLIĞI, AZMİ, CESARETİ, KAFALARDA HİÇBİR SORU İŞARETİ BIRAKMAYAN EŞSİZ GÜVENİ, DÜRÜSTLÜĞÜ, SADAKATİ, BİRAN OLSUN BİLE EN KÜÇÜK SEKTEYE DAHİ UĞRAMAYAN, HERŞEYE GÖĞÜS GEREN İHTİŞAMLI İLETİŞİMİ, HOŞGÖRÜYÜ, VEFAYI, CİDDİYETİ VE SONUÇ NE OLURSA OLSUN ZERRE KADAR SEVİYESİZLİĞİ BİLE ORTADAN KALDIRAN MUHTEŞEM SAYGIYI, SAĞLAM GÖNÜL BAĞINI, KUSURSUZ PAYLAŞIMI, NE KADAR YAŞAMINIZA SOKUP, KARŞINIZDAKİNE VEREBİLİYORSUNUZ? KAPRİSLERE BOĞULMADAN, GURUR YAPMADAN, KISKANÇLIK KRİZLERİ YAŞAMADAN, ENTRİKALAR KURGULAMADAN, GEREKSİZ TRİPLERE GİRMEDEN TÜM GERÇEKLİLİĞİNİZLE VE EN DOĞAL HALİNİZLE KENDİNİZİ NE KADAR  YANSITABİLİYORSUNUZ? İLİŞKİNİZDE BU TÜR BEKLENTİLER İÇİNDEYKEN SİZ BUNLARIN NE KADARINI KATABİLİYORSUNUZ? GERÇEKTEN SEVGİYİ NASIL ALGILIYOR, NE BEKLİYOR, NE VERİYORSUNUZ? İLİŞKİLERİNİZE BİRDE BU GÖZLE BAKIN. ŞİMDİ DİYECEKSİNİZ Kİ.! BÖYLESİ BİR AŞK MÜMKÜNMÜDÜR? UNUTMAYIN ! HAYATTA ÖLÜM DIŞINDA HERŞEYİN SONUCUNA ULAŞMAK MÜMKÜNDÜR. YETERKİ SİZ BU ZİHNİYETLE HAREKET EDİN. BÖYLECE MUTLULUĞU VE HUZURU DAHA KOLAY BULURSUNUZ.

 

 

 

*  HAKKINIZDA BİRBİRİNİ TANIMAYAN İKİ KİŞİ VE DAHA FAZLASI SİZE  OLUMSUZ YÖNDE AYNI ŞEYLERİ SÖYLÜYORSA EĞER, O ZAMAN DURUMUNUZU GÖZDEN GEÇİRİN. BİLİN Kİ SİZ BİR KISIR DÖNGÜ İÇİNDESİNİZ. SÜREKLİ AYNI SENARYOLARI SAHNELEMEK HAYATINIZI ZORLAŞTIRMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMAZ. AYRICA BU DURUMA BAĞLI OLARAK İNSANLARIN HEPSİ AYNI DİYE ÖNYARGIYLA HÜKÜM VERMEK, HERKESİ BİR TUTMAK BÜYÜK BİR YANILGIDA OLDUĞUNUZU GÖSTERİR. ZİRA YAPTIKLARINIZIN ARDINDAN DERİN BİR VİCDAN ACISI ÇEKERSİNİZ.

 

 

*  BEYİN DIŞARIDAN GELEN VERİLERİ YA GÖRÜNTÜ, YA SES YADA DUYGU YOLUYLA KAYDEDER. GÖRÜNTÜ GÖRSELLİK, SES İŞİTSEL, DUYGUDA DOKUNSAL OLARAK ALGILANIR. İNSANLARDA GÖRSEL OLARAK GÖRÜNTÜ, İŞİTSEL OLARAK SES, DUYGU OLARAK TA KAS HAFIZASINA SAHİPTİR. GENELDE HAYAT YOLCULUĞUNDA İNSANLAR TEK BİR HAFIZA ÜZERİNDEN HAREKET EDER. BUDA YAŞANILAN HER TÜRLÜ OLAYLARDA EKSİKLİK DUYULMASINA SEBEBİYET VERİR. ÖĞRENME VE ALGILAMA STRATEJİNİZİ BU ÜÇ UNSUR ÜZERİNDE TAM VE EKSİKSİZ YAPARSANIZ HER TÜRLÜ YAŞAM HAREKETİNİZDE TAM DOYGUNLUK KESİN VE KALICI SONUCA ULAŞIRSINIZ.

  • BİR SEVGİDE NİYE GÖZYAŞI OLUŞUR DERSİNİZ?  BİR İNSAN NEDEN AĞLAR?  KARŞISINDAKİNİN YAPTIKLARINDAN DOLAYIMI SANIRSINIZ?  ASLINDA İNSAN KENDİ HALİNE AĞLAR BİLİRMİSİNİZ?  ÇÜNKÜ; KARŞI TARAFA NASIL ETKİ BIRAKIRSANIZ SONUÇ OLARAK AYNI TEPKİYİ ALIRSINIZ. İLİŞKİYİ YÖNLENDİREN DUYGULARDIR. RUHUN SENİ NASIL TEMSİL EDİYORSA ONU YAŞARSIN. YAPILAN KAPRİS, ENTRİKA, TAVIR VE GURUR, SİZE HAKETTİĞİNİZ ELEŞTİRİ OLARAK GERİ DÖNER. ALDIĞINIZ ELEŞTİRİLERİ KABULLENMEK İSE DAİMA ZOR GELİR. AMA ÜZERİNİZDE ETKİ BIRAKIYORSA BU GERÇEKTİR VE DOĞRULUĞUNU İÇİNİZDEKİ BURUKLUK, GÖZLERİNİZDEKİ YAŞ TESCİL EDER. ÇEVREYİ, KOŞULLARI, İNSANLARI VE ZAMANI SUÇLAMAK KENDİNİZİ KANDIRMAKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. HERŞEY İNSANIN KENDİ İRADESİYLE OLUŞUR, GELİŞİR VE SONUÇLANIR. HERKES HAKETTİĞİ GERÇEĞİNİ YAŞAR.

 

 

  • İKİLİ İLİŞKİLERİNİZDE İLETİŞİM HALİNDEYKEN ŞU İKİ KELİMEYE                                                         DİKKAT EDİN VE MÜMKÜN OLDUĞUNCA KULLANMAMAYA ÖZEN GÖSTERİN.  “SANANE” VE “BOŞVER”.  BU İKLİ SİZE ZAMAN AYIRIP, İLGİ GÖSTEREN ŞAHSA SARFEDİLDİĞİNDE, ONA KARŞI YAPILAN BÜYÜK BİR SAYGISIZLIKTIR.  EĞER PAYLAŞMAK ADINA BİR KONU AÇMIŞSANIZ DEVAMINI GETİRMELİSİNİZ.  ZİRA KARŞINIZDAKINİN ÇÖZÜM ADINA SÖYLEMLERİ, SİZİN İÇİN İYİ BİR SONUÇ OLABİLİR. AYRICA İYİ VEYA KÖTÜ, DOĞRU YA DA YANLIŞ OLDUĞUNU CÜMLENİN SONUNU DUYMADAN ASLA BİLEMEZSİNİZ. 

 

  • İNSANIN EN TEHLİKELİ YANI NERESİDİR BİLİRMİSİNİZ? EGOSUDUR.EGO EN KÖTÜ ÖZGÜVEN HİLEBAZIDIR. ONDAN DAHA KÖTÜSÜNÜ HAYAL BİLE EDEMEZSİNİZ. ÇÜNKÜ; ONU GÖREMEZSİNİZ. EN BÜYÜK DÜZMECELERDE BİLE YERİNİ İYİ ALIR. SORUN; EGONUZUN BAKACAĞINIZ SON YERDE SAKLANIYOR OLMASIDIR. BAKACAĞINIZ SON YER KENDİ İÇİNİZDİR. DÜŞÜNCELERİ KENDİ DÜŞÜNCELERİNİZ GİBİ GÖSTERİR,GERÇEK DUYGULARINIZ GİBİ YANSITIR. SİZDE  GERÇEKTE ÖYLE OLDUĞUNU SANIRSINIZ. EGOLARINI KORUMA İHTİYACI DUYAN İNSANLARSINIR TANIMAZLAR. YALAN SÖYLER, HİLE YAPAR, ÇALAR HATTA ÖLDÜRÜRLER. KISACASI SINIRLARINI KORUMAK İÇİN HERŞEYİ YAPARLAR. İNSANLAR EGOLARINA MAHKUM OLDUKLARININ FARKINA VARAMAZLAR. GERÇEKLE ARADAKİ FARKI KEŞFEDİP ANLAYAMAZLAR. BAŞTA AKLIN KENDİ ÖTESİNDE BİRŞEY OLDUĞUNU KABULLENMEK ZORDUR. HALBUKİ AKIL, KİŞİNİN ÖTESİNDE BİRŞEYDİR. DAHA DEĞERLİDİR VE GERÇEĞİ YORUMLAMADA KAPASİTESİ ÇOK DAHA FAZLADIR. İNSAN EGOSU ŞEYTANİ BİR OLGUDUR. ŞEYTANİ DUYGULAR İÇERDİĞİ İÇİN SUÇU BAŞKASINA ATMAYI SEÇERLER. İNSANLAR EGONUN NE KADAR ZEKİ OLDUĞUNU VE KENDİLERİNİ ESİR ALDIKLARINI BİLEMEZLER. KAFANIZDAKİ SES SİZE NE SÖYLERSE SÖYLESİN, ASLINDA DIŞ DÜŞMAN DİYE BİRŞEY YOKTUR. BU DÜŞMAN YANSIMASI EGOSUNUN KENDİ YANSIMASIDIR. YANİ YAŞATTIĞINIZ ONCA DÜŞMAN TAMAMEN KENDİ ÜRÜNÜNÜZDÜR. EN BÜYÜK DÜŞMAN, KENDİ ALGILARINIZ, KENDİ CEHALETİNİZ VE KENDİ EGONUZDUR. DÜŞMANINIZI ANCAK İRADENİZLE YENEBİLİRSİNİZ. EGONUZUN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİZE SALGILADIĞI GURUR, KİBİR, KENDİNİ BEĞENMİŞLİK, TAVIR, KAPRİS VE ENTRİKALARI, İRADENİZİN SAĞLADIĞI SABIR, TAHAMMÜL, ANLAYIŞ, HOŞGORÜ, SADAKAT, MERHAMET VE FEDAKARLIKLA YOKEDEBİLİRSİNİZ.

 

  • HAYAT BİR SATRANÇ OYUNUNA BENZER. İLK ETAPTA YENİ TANIDIĞINIZ HERKES SİZİN İÇİN BİR RAKİPTİR. STRATEJİNİZİ BELİRLERKEN HANGİ KONUMDA OLACAĞINIZI İYİ BELİRLEMELİSİNİZ. İLK KURAL YATIRIMLARINIZI İYİ KORUMAKTIR. KARŞILIKLI OYNANA HER OYUNDA HER ZAMAN BİR RAKİP VE BİR KURBAN VARDIR. MESELE İLKİ OLDUĞU İÇİN NE ZAMAN İKİNCİSİ OLDUĞUNU BİLEBİLMEKTİR. BU BİR AN MESELESİDİR. ÇOK İYİ DÜŞÜNÜP SERİ HAREKET ETMEK GEREKİR. KAZANMAYA YAKINKEN KAYBETMEYİ KİM DÜŞÜNEBİLİR Kİ?  AMA GELDİĞİNİ GÖRMEDİĞİN BİRŞEYLE YÜZLEŞTİĞİNDE, YENİ VE SOĞUK BİR GERÇEKLİK ASLA GÖZARDI EDİLEMEZ. ŞAYET GÖZARDI ETTİĞİNİZ GERÇEK, SİZİN KAYBETMENİZE NEDEN OLUR. UNUTMAYIN EN BÜYÜK DÜŞMAN, EN SON BAKACAĞINIZ YERE SAKLANIR. ZEKİ OLMANIN TEK YOLU, DAHA ZEKİ BİR RAKİPLE OYNAMAKTIR. SAVAŞTAN KAÇILMAZ,SADECE RAKİBE KARŞI AVANTAJ SAĞLANANA KADAR ERTELENİR.HERKESİN BİR ZAAFI VARDIR.  UCUZ İNSANLAR UMUTSUZ İŞLER YAPARLAR.  HAMLELERE DİKKAT EDİN. İŞİN SIRRI RAKİBİNİZİN SİZE YEM OLARAK KULLANDIĞI HAMLELERDE. ONLARI ALT ETTİKÇE KENDİNİZİN AKILLI, KARŞINIZDAKİNİNDE APTAL OLDUĞUNA İNANIRSINIZ.  KURBANI KONTROL ALTINDA TUTTUĞUNU DÜŞÜNEN ASLINDA DAHA AZ KONTRÖLE SAHİPTİR VE YAVAŞ YAVAŞ KENDİ SONUNU HAZIRLAR. RAKİBE DÜŞEN ŞEYDE SADECE ONA YARDIM ETMEKTİR. FORMÜL UYGULAMADA SONSUZ DERİNLİĞE SAHİPTİR. AMA SAĞLAM VE BASİTTİR. ÜSTELİK TAMAMENDE TUTARLIDIR. OYUN KARMAŞIKLAŞTIKÇA HALİYLE RAKİPTE KARMAŞIKLAŞIR. KARŞI TARAF ÇOK İYİYSE, KURBANI KONTROL EDEBİLECEĞİ BİR ORTAMA ÇEKER. ORTAM BÜYÜDÜKÇE KONTROL KOLAYLAŞIR, ZAYIF NOKTALARINI RAHATÇA BULUR.  İSTEDİKLERİNİ SANDIĞI ŞEYİN BİR PARÇASINI RAKİBİNİZE VERİN. BÖYLECE RAKİP, KURBANI YANLIŞ AVIN PEŞİNE TAKARAK DİKKATİNİ BAŞKA YÖNE ÇEKEBİLİR. NUMARA NE KADAR BÜYÜK VE ESKİYSE BAŞARMAK O KADAR KOLAYDIR. BU İKİ PRENSİP ÜZERİNE KURULUDUR HERŞEY. KURBAN  NUMARANIN ESKİ OLMADIĞINI, KİMSENİN KAZANAMAYACAK KADAR BÜYÜK OLMADIĞINI DÜŞÜNÜR. SONUNDA RAKİP SORGULAMAYA BAŞLADIĞINDA, KURBANIN YATIRIMI VE ZEKASI SORGULANMIŞ OLUR. BUNUDA KİMSE KABULLENMEZ. KENDİNİZ BİLE.

 

 

  • HAYATIN GENELİNİ DÖRT KELİME İLE ÖZETLEYEBİLİRİZ. UMUT, ARZU, GERÇEK VE ACI.  BU DÖRT KELİME GEÇMİŞİMİZİ, ŞU ANIMIZI VE GELECEĞİMİZİ ANLATMAKTADIR. BEKLENTİLERİMİZ VE GERÇEĞİN SONUCU. BİR GERÇEĞİN FARKINA VARAN İNSAN, KENDİSİNİ YENİ UMUTLARIN ARZULARINA BIRAKIYOR. YANİ NEFES ALDIĞI HER ANDA UMUDUNU YAŞATIYOR İÇİNDE. AMA GENELDE İNSAN ELİYLE YAPILANIN ULAŞILMAZLIĞININ ETKİSİNE KAPILIP, İSTEDİKLERİNE ULAŞTIKLARI VAKİT UMDUKLARINI BULAMIYORLAR. İŞTE ULAŞTIKLARI NOKTADA FARKETTİKLERİ GERÇEK İSE SADECE ACI OLUYOR. BU NOKTADA MANTIKLA DUYGULAR ŞİDDETLİ BİÇİMDE ÇATIŞIYOR. ARADAKİ KOPUKLUK İSE DERİN, DİPSİZ VE KARANLIK BOŞLUKTA BULUNMAMIZA SEBEBİYET VERİYOR.İÇİNDEN ÇIKILMAZ BİR BUNALIM YAŞAMAMIZIN ANA KAYNAĞI BU. İNSANLAR MANTIĞIYLA DUYGULARI ARASINDA ÇATIŞMA YAŞADIĞI AN, İÇİNDE BULUNDUKLARI BUNALIMDAN KURTULABİLMEK ADINA GEÇİCİ YÖNTEMLERE BAŞVURURLAR. KENDİNİ KURTULMUŞ VE İYİ HİSSETMEYE BAŞLADIKLARINDA İSE BU SÜRECİ SAĞLAYAN VE ETKİLİ ÇÖZÜM OLAN ARACILARA KARŞI BU KEZ NANKÖRCE YAKLAŞIRLAR. ÇÜNKÜ; AYNI SENARYONUN TEKRARLANACAĞINI DÜŞÜNÜRLER. KAFALARINDAN SORU İŞARETLERİNİ, KUŞKULARINI, TEDİRGİNLERİNİ BİRTÜRLÜ ATAMAZLAR. HALBUKİ KENDİSİNE YARDIMCI OLANIN, BULUNDUĞU ORTAMDAN ÇIKARANA, NE KADAR BÜYÜK BİR HAKSIZLIK YAPTIĞININ FARKINA VARAMAZLAR. BİLEMEZLER Kİ BÖYLE DAVRANARAK, O İNSANI KENDİ YAŞADIĞI BUHRANLI ORTAMIN İÇİNE ATTIĞINI.  HAYAT İNSANLARIN NANKÖRLÜĞÜ ÜZERİNDE DÖNÜP DURUYOR. ASLINDA HERKES KENDİ İRADESİNİN DOĞRULTUSUNDA KENDİ İSTEKLERİNİ GERÇEKLEŞTİRİP ONU YAŞIYOR. BU DURUMU AŞMANIN TEK YOLU MANTIK İLE DUYGULAR ARASINDA DOĞRU ORANTILI DENGE KURMAKTAN GEÇİYOR. GELECEĞE YÖNELİK BAKIŞ AÇISINI GENİŞ TUTMAKTA HERZAMAN YARAR VARDIR. MANTIĞINIZ SİZE HERZAMAN DOĞRUYU BULMANIZA YARDIMCI OLMAZ. ZİRA İNSANLAR GERÇEĞİN FARKINA VARDIKLARI HALDE, GENELDE GÖZARDI EDERLER. YÜZLEŞMEK PEK İŞLERİNE GELMEZ. AMA DUYGULARINIZ ÖYLE DEĞİLDİR.ONUN YANILMA PAYI SIFIRDIR VE UNUTMAYIN Kİ İLİŞKİLERİ DUYGULAR YÖNLENDİRİR.  BENCE DUYGULARINIZIN SESİNE KULAK VERMELİSİNİZ. DUYGULARINIZIN ÖNDERLİĞİNDE, MANTIĞINIZIDA PEKİŞTİRİP HAREKET TARZINIZA YANSITIRSANIZ, BUHRANLI ZAMAN YAŞAMA SÜRECİNİZİ EN AZA İNDİRMİŞ OLURSUNUZ. AKSİ TAKDİRDE İLİŞKİLERİNİZ, KENDİNİZİ KANDIRMAK VE KARŞINIZDAKİNİ TATMİN ETMEKTEN ÖTEYE GİTMEZ. TEMENNİLERİNİZ, TALEPLERİNİZ, BEKLENTİLERİNİZ İÇİNİZDE BİR UKDE OLARAK, HAYAL ÜRÜNÜ SIFATINI TAŞIMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMAZ.





PEYGAMBER EFENDİMİZİN GÜNLÜK DUALARI

19 01 2009

Peygamber Efendimizin Yaptığı Günlük Dualar

 

Sabahleyin Uykudan Kalkınca Okunacak Dua:

 

 ”Elhamdulillahillezi ehyana ba’de ma ematena ve ileyhi’n- nüşur.”

Anlamı: “Bizi öldürdükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah’a hamdolsun. (kıyamette) O’nun huzurunda toplanılacaktır.”  (Buhari: 11/96)

Her Sabah Okunacak Dua:

 

 

“Allahümme bike asbahna ve bike emseyna ve bike nehya ve bike nemutu ve ileykennuşur.”

Anlamı: “Allahım! Senin yardımınla sabaha girdik, senin yardımınla akşama kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve (kıyamette) varış sanadır.”  (Ebu Davud: 5067)

Her Akşam Okunacak Dua:

 

 “Allahumme bike emseyna ve bike esbahna ve bike nahya ve bike nemutu ve ileykel masir.”

Anlamı: “Allahım! Senin yardımınla akşama girdik, senin yardımınla sabaha kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve dönüş yalnız sanadır.”  (İbn Mace, Dua: 14)

Şirkten Korunmak İçin (Sabah-Akşam) Okunacak Dua:

 

 ”Allahumme inni euzu bike min en uşrike bike şey’en ve ene a’lemu ve estağfiruke lima la a’lemu inneke ente allamulğuyubi.”

Anlamı: “Allahım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin.”  (et-terğıb ve et-terhib: 1/76)

Yemekten Sonra Okunacak Dua:

 

“Elhamdulillahillezi et’amena ve segana ve cealena müslimin.”

Anlamı: “Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah’a hamd olsun.”  

Elbise Giyerken Okunacak Dua:

 

 “Elhamdulillahillezi kesani haza ve razeganihi min ğayri havlin minni ve la guvvetin.”

Anlamı: “O Allah’a hamd olsun ki, benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rızık olarak verdi.”  (Tirmizi, deavat: 107

Camiye Girerken Okunacak Dua (sağ ayakla girilir):

 

“Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahummeğfir li zunubi veftah li ebvabe rahmetike.”

Anlamı: “Allah’ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah’ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.”  (Müslim, müsafirin:68

Camiden Çıkarken Okunacak Dua (sol ayakla çıkılır):

 

“Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahumme inni es’eluke min fedlike, allahumme e’sımni mineşşeytanirracim.”

Anlamı: “Allah’ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah’ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru.”  (Buhari, teheccüd: 25

 

Helaya Girerken Okunacak Dua (sol ayakla girilir):

 

“Bismillahi Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhebaisi.”

Anlamı: “Allah’ın adıyla, Allahım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım.”  (İbni Mace, Teharet: 9)

Heladan Çıkarken Okunacak Dua (sağ ayakla çıkılır):

 

 ”Ğufraneke, Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani.”

Anlamı: “(Allahım!) Senin mağfiretini dilerim.Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah’a hamdolsun.”  (İbni Mace, taharet:10)

Bir Meclisten (sohbet veya bir toplantıdan) Kalkarken Okunacak Dua:

 

“Subhaneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke.”

Anlamı: “Allah’ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, hamdimi sana takdim ederim. Senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum.”  (tirmizi, deavat: 38


Su İçtikten Sonra Okunacak Dua:

 

“Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec’alhu milhen ucacen bizunubina.”

Anlamı: “Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah’a hamd olsun.”  (Ebu Nuaym)

Aynaya Bakarken Okunacak Dua:

 

 ”Elhamdulillahi Allahumme kema hassente halgi fehassin hulugi.”

Anlamı: “Allah’a hamdolsun. Allah’ım! Benim yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.”  (İbnüs-sünni, El- Ezkar: 270)

Aksırma Esnasında:

Aksıran kimsenin;  Elhamdulilllah” “Allah’a hamd olsun” demesi, o’nu işiten kimsenin de: “Yerhamukeallah” “Allah sana merhamet etsin” demesi gerekir. Aksıran kişi, yanında “Yerhamukeallah” denildiğini duyunca: “Yehdina ve yehdikumullah ” ” Allah bize ve size hidayet versin”. Veya, “Yehdikumullahu ve yuslihu balekum” “Allah, sizi doğru yola yöneltsin ve işlerinizi düzeltsin” demelidir.  (Buhari, Edep: 125)

Vasıtaya Binerken Okunacak Dua:

 

Önce besmele okunur; üç tekbir getirilir. Sonra:

 ”Subhanellezi sehharalena haza ve ma kunna lehu mugrinine ve inna ila rabbina lemungalibun.”

Anlamı: “Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ın şanı ne yücedir. O’nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize döneceğiz.”  (Zuhruf Suresi 13-14)

Eve Girerken Okunacak Dua:

 

“Allahumme inni es’eluke hayral mevleci ve hayral mehraci bismillahi ve lecna ve bismillahi haracna va alallahi rabbina tevekkelna.”
Anlamı: “Allahım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah’ın adıyla evimize girer, Allah’ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz.”  
(Ebu Davud, Edeb: 112)

Evden Çıkarken Okunacak Dua:

 

 ”Bismillahi tevekkeltu alellahi la havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim.”

Anlamı: “Allah’ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah’a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah’ın yardımıyladır.”  (Tirmizi, deavat: 34)

Gece Uykudan Önce Okunacak Dua:

 

“Bismike Allahumme emutu ve ehya.”

Anlamı: “Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!”  (Buhari, Deavat: 7)










YENİ YIL 2009

31 12 2008

YENİ YILINIZ KUTLU, MUTLU, UMUTLU, HUZURLU, COŞKULU, SEVİNÇLİ, NEŞELİ, KEYİFLİ, EĞLENCELİ, SAĞLIKLI, BAŞARILI, ŞANSLI, KAZANÇLI, HAYIRLI HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN





HAYATIN GERÇEKLERİ

18 11 2008

* ZAMAN İNSANIN EN DEĞERLİ VARLIĞIDIR. İMKANINIZ VARKEN İYİ DEĞERLENDİRİN. KENDİNİZİ BOŞYERE KURUNTULARLA HEBA ETMEYİN. DOĞRU ZAMANDA UYGUN YERDE BULUNMANIZ MENFAATİNİZ İCABIDIR. BU HEM SİZİ MUTLU HUZURLU HEMDE SAĞLIKLI YAPAR. ZİRA SAĞLIĞINIZ YERİNDE OLMAZSA ZAMAN DEĞERİ KAYBA UĞRAR. BUDA HAYATINIZIN TADINI KAÇIRIR

* HAYATIN SIRRI HER YENİ BİR GÜNE SANKİ YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ HERŞEYİ İLK KEZ YAŞIYORMUŞ HEYECANIYLA BAŞLAYABİLMEK VE GERİDE BIRAKTIĞIMIZ HER ESKİ GÜNE İSE HATALARIMIZDAN DERS ÇIKARTARAK TEKRARINI YAPMAMAK ADINA BAKABİLEREK YAŞAMAKTA SAKLIDIR. KALBİNİZİN VE AKLINIZIN AYNI NOKTAYI GÖSTERDİĞİ YÖNE ODAKLANIRSANIZ HAYAT DENGENİZİ SAĞLAMIŞ OLURSUNUZ. BÖYLECE YÜZÜNÜZDEN TEBESSÜMLER EKSİLMEZ. ANLAŞILIR VE SADE DAVRANIN Kİ İHTİYAÇ DUYDUKLARINIZ KARŞILIK GÖREBİLSİN VE ALDIĞINIZ DEĞERLERİN KARŞILIĞINIDA MUTLAKA AYNI ÖLÇÜDE VERİN.

* AŞKIN SÜREKLİ OLAMAMASI İNSANLARIN SEVGİYİ TUTSAK ETMESİNDE YATIYOR. YA SEVGİLİMİZİ ESİR ALIYORUZ YADA SEVGİLİMİZE ESİR OLUYORUZ. BUNUN SEBEBİ AŞIRI KISKANÇLIK VE GÖZLERİ KÖR EDEN GURURDAN KAYNAKLANIYOR. BÖYLECE ACABA SORULARI KAFAMIZDAN EKSİK OLMUYOR. BUDA KARAMSARLIK OLUŞTURURKEN İNSANI HALİYLE BOĞUYOR. YIPRANIP YARALANMASINA NEDEN OLUYOR. OYSA SEVGİYLE BAĞLANMIŞ YÜREKLERİN TEMELİNDE CİDDİ SAMİMİ DÜRÜST MÜTEVAZİ DUYGULAR YATMAKTADIR. ZATEN BU KRİTERLER OLUŞMUŞ OLMASAYDI KARŞI TARAFA YOĞUN İLGİ BESLENİRMİYDİ? DUYGULARI VE KİŞİLİKLERİ SIKMADAN DOĞAL VE SADE OLARAK AMA SADAKATLE YAŞANMALIDIR AŞK. ÖZGÜRCE VE TUTKUYLA…

* İNSANLARIN HAYATINDA KIRILMA NOKTALARI VARDIR. BU NOKTA GELECEĞİNİZ ADINA SİZİ OLDUKÇA ETKİLER. EĞER KRİZİ YERİNDE ANALİZLERLE VE DOĞRU TESPİTLERLE YÖNETİRSENİZ HEM YARINLARINIZ İÇİN HAYATIN AKIŞINI OLUMLU YÖNE ÇEVİRİRSİNİZ, HEMDE ÖNEMSEDİĞİNİZ DEĞERLERİNİZİ SAĞLAMA ALMIŞ OLURSUNUZ. YOK SORUMLULUK ALMAKTAN KAÇINIRSANIZ O ZAMAN HAYAT TÜM KARAMSARLILIĞIYLA ÜZERİNİZE ÇULLANIR VE ELİNİZDEKİ TÜM DEĞERLER ÖNEMİNİ YİTİRİR. HAYATIN AKIŞINDA YÖN BULMAK YERİNE YAŞAMINIZA YÖN VERMEK EN AKILLICA BİR HAREKETTİR. YALNIZ BUNU YAPARKEN BENCİL OLMAYIN. HER GÖRÜŞE SAYGI DUYUP KENDİNİZE EN UYGUN OLANI ALIP YAŞAM TARZINIZA KATMAYI UNUTMAYIN.

* HANİ BİR SÖZ VARDIR “AĞLANACAK HALİMİZE GÜLÜYORUZ” DİYE. BİR BEBEK DÜNYAYA GELDİĞİNDE AĞLAYARAK HAYATA BAŞLAR. ÇEVRESİNDEKİLERDE GÜLEREK KARŞILAR. İNSAN YAŞADIKÇA DAHA İYİ ANLIYOR DOĞARKEN NEDEN AĞLADIĞINI..! EVET DÜNYA GERÇEKTEN BİR ACAYİP. HAYAT KULVARINDA KOŞARKEN HEDEFE VARMAK ADINA ÇETİN MÜCADELELERDEN GEÇMEK ZORUNDA KALIYORUZ. GERİYE DÖNÜP BAKTIĞIMIZDA İSE YIPRANMIŞ BİR HALDE GÖRÜYORUZ KENDİMİZİ. BİR KIYASLAMA YAPTIĞIMIZDA İSE GÜLÜCÜKLERİMİZDEN DAHA ÇOK GÖZYAŞI BULUYORUZ AVUÇLARIMIZDA. ÇOĞU ZAMAN VARDIĞIMIZ HEDEF BİLE BİZİ HAYALKIRIKLIĞINA UĞRATIYOR. KİMBİLİR BELKİDE GÖZDEN KAÇIRDIKLARIMIZDIR BİZİ AĞLATAN…!

* İNSANLAR YANILGIYA UĞRADIKLARINDA YADA BÜYÜK BİR HAYALKIRIKLIĞI YAŞADIĞI ZAMAN, GENELDE HAKSIZLIĞA UĞRADIĞINI DÜŞÜNÜRLER VE KARŞI TARAFIN KUSURLARI ÜZERİNDE YOĞUNLAŞIP KENDİNİ MASUM YAPMAYA ÇALIŞIRLAR. EĞER ORTADA BİR HATA VARSA, BU HER İKİ TARAFIN SUÇUDUR. AMA BU GERÇEK GENELDE HEP GÖZARDI EDİLİR. KARŞI TARAFI SORGULARKEN KENDİNİZİDE YARGILAMALISINIZ. HAKLI YÖNLERİNİZ OLABİLİR BELKİ, AMA BU SİZİ TAMAMİYLE HAKLI YAPMAZ. EĞER SÜREKLİ AYNI DOĞRULTUDA HAREKET EDİP, HEP AYNI SONUÇLA KARŞILAŞIYORSANIZ, O ZAMAN KENDİ KUSURLARINIZI GÖZDEN GEÇİRMENİZ GEREKİR. YENİLİKLERE AÇIK VE YAPICI OLUN. HERKES HAKETTİĞİNİ ALIR,VERİR VE BU DOĞRULTUDA YAŞAR.

* HAYATINIZDA GÖZÜ KAPALI TEREDDÜTSÜZ GÜVENDİĞİNİZ ÖNEMLİ DEĞERLERE İKİNCİ DEFA ÇOK DİKKATLİ BAKABİLMEYİ BAŞARABİLİYORSANIZ EĞER, HAYATI ÖĞRENMİŞSİNİZDİR ARTIK.





HAYATIN SIRRI

29 10 2008
* İNSANLAR GELMELERİYLE YALNIZLIKLARINI DAĞITANLARI SEVERLER. GİTMELERİYLE KENDİLERİNİ YALNIZ BIRAKANLARA İSE AŞIK OLURLAR……

EVET İNSAN İÇİN YENİLİK BU NOKTADAN İTİBAREN BAŞLAR. BURADA ASIL DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS İSE KARŞINDAKİ İNSANI KENDİNE LAYIK GÖRMENİN YANISIRA KENDİMİZİNDE KARŞIMIZDAKİ İNSANA LAYIK OLMA DURUMU SÖZKONUSUDUR VE BU AYRINTI ÇOK ÖNEMLİDİR. ZİRA GÖNÜL KAZANMAK KARŞILIKLI PAYLAŞIMLA GERÇEKLEŞİR. SONUÇ HER NE OLURSA OLSUN ÖNCELİKLİ HEDEF YÜREKTE SAYGIN BİR KİŞİLİK BIRAKABİLMEK OLMALI.

* BAZEN YÜREKLERİ RAHAT BIRAKMAK GEREKİR. ÇÜNKÜ;YALNIZ KALAN YÜREK DOĞRUYU TESPİT EDİP, GERÇEĞİ GÖRECEKTİR MUTLAKA.
BURADA İSRARCI OLUNMANIN ÇOK BİR FAYDASI YOKTUR. BİLİNMELİ Kİ İSRARDA FAZLALIK SEVGİYİ NEFRETE DÖNÜŞTÜREBİLİR. BAKIN YANLIŞ ANLAŞILMASIN İLGİSİZ KALIN DEMİYORUM AMA ZORLAMAYIN. SAYGI FAKTÖRÜ GÖZARDI EDİLEMEZ BİR GERÇEKTİR. AYRICA BU BİR GÜVEN MESELESİDİR. SEVGİDE ŞÜPHE OLMAZ. ZATEN İNSANLAR TANIŞMA ARENASINDA BİRBİRLERİNİ MUTLAKA TEST EDİP TARTARLAR. ÇIKAN SONUÇTA OLUMLU BİR GELİŞME OLMUŞSA SEVGİ İLİŞKİSİ BAŞLAMIŞTIR. BUNDAN SONRASI SADAKATLİ BAĞLILIK OLMALI.

* YAŞAMAK BAZEN BİR ZEHİR GİBİ ACI, BİR ÇİÇEK GİBİ GÜZEL, BİR SU GİBİ SAF, YIKIK BİR ŞEHİR GİBİ KARIŞIKTIR.

HAYATIN TÜRLÜ TÜRLÜ SENARYOLARI VARDIR, BİZLER BİR ŞEKİLDE BURADA FİGÜRAN OLARAK ROL ALMAKTAYIZ. İŞTE BURASI ÇOK ÖNEMLİ BİR İLİŞKİNİN HAYATIN HER HALİYLE GÖZE ALINIP YAŞANABİLMESİ İÇİN HER İKİ TARAFTA FEDAKAR, HOŞGÖRÜLÜ, PAYLAŞIMCI, ÖZVERİLİ OLMAK ZORUNDADIR.

SEVMEK KARŞINDAKİNİ HER HALİYLE KABUL EDEBİLMEKTİR. HANGİMİZ MÜKEMMELİZ Kİ KUSURSUZ BİR İLİŞKİ YAŞAYALIM? HER SORUNDAN KAÇARSAK NASIL BİR BÜTÜNLÜK SAĞLANABİLİR?

* HAYAT ÖYLE BİR KARMAŞA Kİ ! YA DOĞRU ZAMANDA YANLIŞ İNSANI ÇIKARIYOR KARŞINA YADA YANLIŞ ZAMANDA DOĞRU İNSANIN KAYBINA NEDEN OLUYOR. GÜVEN VE MUTLULUĞU YAKALAMAK ZORLAŞIYOR HALİYLE. İNSANLARI TANIMAK İMKANSIZLAŞIYOR NEREDEYSE. YA ZAMANA YENİLİYORSUN YADA KİŞİYE

HAYATIMIZDA YER VERDİĞİMİZ ÖNEMLİ KİŞİLER VARDIR MUTLAKA. ÇOĞU ZAMAN VERDİĞİMİZ İLGİNİN BEKLENEN YADA İSTENEN ZAMANDA YERİNE GETİRİLMEMESİNDEN ŞİKAYET EDERİZ. GENELDE DURUM BUNDAN İBARETTİR. BUDA HALİYLE HAYALKIRIKLIĞI OLUŞTURUR ÜZERİMİZDE. BU NOKTADA TAHAMMÜL ETMEK GEREKİR AMA GERÇEKTEN HAKETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSANIZ. BAZEN GÖZLERİMİZ BİZİ YANILTIR GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ ÇIKMAZ KARŞIMIZDAKİ. HER NE OLURSA OLSUN HAYATIMIZA GİREN VE ÖNEMSEDİĞİMİZ BİR KİŞİNİN BİZİ HAYALKIRIKLIĞINA UĞRATMASI ELBETTE KOLAY KABUL EDİLECEK BİRŞEY DEĞİL. ÜZERİMİZDE BIRAKTIĞI DERİN YARALARI TEDAVİ ETMEK ÇOK ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL. ÖNCELİKLE BEN BU TÜR DURUMLARDA BİR KİŞİNİN YAPTIKLARINA ŞİDDETLE KARŞI ÇIKIYORUM. YANİ HAYATIMIZA GİREN BİR KİŞİNİN BİZİ YENMESİNİ ASLA KABUL ETMİYORUM. HAYAT HERŞEYE RAĞMEN DEVAM EDİYOR. GEÇMİŞİN DERİN İZLERİNİ NEREYE KADAR TAŞIYABİLİRİZ Kİ? HEM TAŞIMIŞ OLMAK NEYİ DEĞİŞTİRİR? ZATEN GİDEN GİTMİŞ, OLAN OLMUŞ. BUNUN EZİKLİĞİNİ TAŞIMAK SİZİN İÇİN DEĞERİ BEŞ PARA ETMEZ O KİŞİNİN ZAFERİNDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. İNSANLARA VE YENİLİKLERE AÇIK OLMAK GEREKİR. BUNUN İÇİN ÖNYARGINIZI YENMELİSİNİZ. YAŞAYACAKLARINIZI GEÇMİŞLE KIYASLAMAYA ÇALIŞIRSANIZ ÖZGÜVENİNİZİ ASLA KAZANAMAZSINIZ.

* İNSANI YAŞLANDIRAN YAŞADIĞI YILLAR DEĞİL, ULAŞAMADIĞI ARZULARIDIR. HAYATTA EN ACI ŞEY ÖLÜM DEĞİL, YAŞANMASI MÜMKÜN İKEN YAŞANAMAYAN MUTLULUKLARDIR.

YUKARIDADA BAHSETTİĞİMİZ GİBİ YAŞAM “DENEME YANILMA” MANTIĞIYLA İŞLİYOR. İNSANLAR YAŞADIKÇA HAYATI TECRÜBE EDİYOR. FAKAT ŞÖYLE BİR YANILGIYADA DÜŞMEMEK GEREKİR. GEÇMİŞİN SİZE YAŞATTIKLARINI HAKETMEMİŞ OLABİLİRSİNİZ BELKİ AMA BU SİZDE HIRS YAPMASIN. İNTİKAM DUYGULARIYLA YOLA ÇIKARSANIZ VE BİR BAŞKASININ SİZE YAPTIĞINI, SİZDE BAŞKA BİRİNE YAPMAYA KALKARSANIZ HÜSRAN YAŞARSANIZ. ANLIK ZAFERLER SİZİ BAŞARIYA GÖTÜRMEZ. BELKİ O AN İÇİN BÜYÜK HAZ ALIR, MUTLULUK DUYARSINIZ AMA ŞUNU BİLİN Kİ VİCDANINIZ SİZİ ASLA RAHAT BIRAKMAZ. HER İNSAN AYNI DEĞİLDİR. BUNU UNUTMAYIN. BURADAN DA AŞAĞIDAKİ SONUCU ÇIKARABİLİRİZ:

*

 

HER YENİ BİR GÜNE SANKİ YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ, HERŞEYİ İLK KEZ YAŞIYORMUŞ HEYECANIYLA BAŞLAYABİLMELİ; GERİDE KALAN HER GÜNE İSE, HATALARIMIZDAN DERS ÇIKARTIP, TEKRARINI YAPMAMAK ADINA TEDBİR AMAÇLI BAKILABİLMELİ. BENCE HAYATIN SIRRI BU.

MUTLU OLABİLMEK İÇİN ÖNCE İNSANIN KENDİSİYLE BARIŞIK OLMASI GEREKİR. BUNUN İÇİN YENİ BİR İLİŞKİYE BAŞLAMAYA KARAR VERDİĞİNDE ÖNCELİKLE KENDİSİNİ SORGULAMASI VE GEÇMİŞİNDEN TAMAMEN ARINMASI GEREKİR. GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞİP ACABA AYNISI OLURMU ŞÜPHESİNİ YOKETMESİ VE TAMAMEN KENDİSİNİ YENİ BİR BAŞLANGICA ODAKLAMASI EN ÖNEMLİSİ. KENDİSİNİ HAZIRLAYAN VE YENİDEN YAPILANDIRAN BİR İNSANIN AŞAMAYACAĞI ENGEL YOKTUR. ZATEN DAHA ÖNCE YAŞADIĞI TECRÜBE SİZE NASIL BİR YOL ÇİZECEĞİNİZ KONUSUNDA YETERİNCE FİKİR VERMİŞTİR. CESUR OLUN VE NEYE İHTİYACINIZ OLDUĞUNA KARAR VERİN. AYNI ZAMANDA BUNU KARŞI TARAFADA YANSITIN.
* HER İNSAN MUTLU OLAMAZ… ÇÜNKÜ; GEREĞİNDEN FAZLA ÖZLER DÜNÜ, HAKETTİĞİNDEN FAZLA DÜŞÜNÜR YARINI VE HİÇ HAKETMEDİĞİ KADAR BİLİNÇSİZCE YAŞAR BUGÜNÜ. HER İNSAN MUTLU OLAMAZ… ÇÜNKÜ; GEREĞİNDEN FAZLA ÖZLER HAYATINDAN ÇIKANLARI, HAKETTİĞİNDEN DAHA BÜYÜK UMUTLA BEKLER HAYATINA GİRECEKLERİ VE ASLA GÖREMEZ YANIBAŞINDAKİLERİ.

 

* HERKES BASİTİ KARMAŞIK HALE GETİREBİLİR. ÖNEMLİ OLAN KARMAŞIKLIĞI BASİTLEŞTİREBİLMEKTİR. DÜŞÜNCELERİNİZİ BEYNİNİZDE TASARLAYIP AYNI ORANTIDA YAŞAMALISINIZ. AKSİ TAKDİRDE YAŞAM DENGENİZ BOZULUR. İSTİKRARLI BİR HAYAT İÇİN TEORİLERİNİZİ PRATİĞE DÖNÜŞTÜRÜN. GÖRECEKSİNİZ O ZAMAN DAHA MUTLU VE HUZURLU OLABİLECEKSİNİZ.

İLİŞKİNİZİ ZORLAŞTIRMAYIN ANLAŞILIR VE SADE OLUN. ÖZELLİKLE GÜVEN, SAMİMİYET, DÜRÜSTLÜK İLKELERİNDEN ASLA ÖDÜN VERMEYİN. AYNI ZAMANDA KARŞINIZDAKİNİDE ANLAMAYA ÇALIŞIN. SAĞLAM VE KALICI SEVGİNİN ANA KAYNAĞI BUDUR. BU BAĞLAMDA AŞAĞIDAKİ CÜMLELERE GÖRE İLİŞKİNİZİ ŞEKİLLENDİRİN.

* SEVDANIN BİR ÖLÇÜSÜ OLMAMALI. TARİFİ ZOR KELİMELERDE KALMAMALI. NASIL Kİ; ANNENİN BEBEĞİ, ŞAİRİN KAHVEYİ, PEYNİRİN EKMEĞİ, RÜZGARIN YAĞMURU, TOPRAĞIN ÇAMURU, GÜNEŞİN BULUTU, GECENİN SABAHI, DENİZİN MEHTABI, KARANLIĞIN AYDINLIĞI SEVİP BÜTÜNLEŞMESİ GİBİ YAŞAMALI SEVGİYİ.

SONUÇ OLARAK:

* HAYATIN GİZEMİ GÖZDEN KAÇAN KÜÇÜK AYRINTILARDA SAKLIDIR. BU DETAYI KEŞFETMEK BAZEN UZUN ZAMAN ALABİLİR. YAŞAMI “KEŞKE” YERİNE “İYİKİ” DİYEBİLEREK YAŞAMAK EN ÖNEMLİSİ….

İYİ BİR GÖZLEMCİ OLUN. HER AYRINTIYA ÖNEM VERİN. BİR İNSAN KAZANMAK GERÇEKTEN KOLAY DEĞİLDİR. KAZANDIKLARINIZIDA BASİT BİR ŞEKİLDE KAYBETMEYİN. YAŞADIKLARINIZ SİZİ MEMNUN EDİYORSA TADINI ÇIKARIN, GURUR DUYUN AMA KESİNLİKLE GURUR YAPMAYIN. ÇÜNKÜ; GURUR İNSANIN GÖZLERİNİ KÖR EDER. SİZE VERİLMEK İSTENEN GÜZEL ŞEYLERİ BİLE GÖREMEZSİNİZ SONRA. BUDA SİZİ HIRÇINLAŞTIRIR VE HUZURSUZ YAPAR. BİR BEKLENTİ İÇİNDE OLDUĞUNUZ ZAMAN ÖNCELİKLE ALACAĞINIZ ŞEYİ HAKEDİN. SAYGILI,MÜTEVAZİ,SABIRLI OLMAKTA HER ZAMAN FAYDA VARDIR.

VE SON SÖZ :

* İSTEKLERİNE DEĞİL, İHTİYAÇLARINA KULAK AS.

GÖRÜNTÜDEN ZİYADE NİYETE BAK.

GÖZÜNLE DEĞİL, YÜREĞİNLE HÜKÜM VER.

ÇÜNKÜ; SENİN VİCDANINI SENDEN BAŞKASI TEMSİL EDEMEZ

*SEVGİ KALBİNLE BEYNİN ARASINDA KURDUĞUN DENGEDEDİR. İKİSİ BİRBİRİNİ ONAYLAYIP AYNI NOKTAYI GÖSTERİYORSA O SEVGİDİR. DİL YARDIM EDER DUALAR SÖZCÜKLER SÜSLER SEVGİYİ.
KUSURSUZ DEĞİLİZ MUTLAKA AMA AKILSIZDA DEĞİLİZ. ÖNEMLİ OLAN AKLIMIZI KULLANIP KUSURLARIMIZI KAPATABİLMEKTİR.





29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI

23 10 2008

 

Cumhuriyet öncesi

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir. Son padişahı

Vahdettin

‘dir.

Padişah, şah, kral, hakan, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “

mutlakiyet

” denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla ülkeyi yöneten tek kişiye yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine “

meşrutiyet” denir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi, bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet

ilan edilmiştir.

 

Birinci Dünya Savaşı, İkinci Meşrutiyet‘in ilanından 6 yıl sonra, 1914′te başladı. Bu savaşa dünyanın belli başlı devletleri katıldı. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri‘yle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik sayılmasıyla sonuçlandı ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya

gibi devletler tarafından işgal edildi.

 

Cumhuriyetin ilanı

 

 

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için Osmanlı Devleti’nin bir gemisi ile,

19 Mayıs 1919‘da Samsun‘a gönderildi. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenledi. “Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi, yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcileri (milletvekilleri), 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi‘nde toplandı. Meclis, Mustafa Kemal Paşa’yı “Meclis Başkanı” olarak seçti. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı

‘nı başlattı. Halk ve düzenli ordular düşmana karşı savaş verdiler, omuz omuza mücadele ettiler.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasını takiben 1 Kasım 1922′de TBMM saltanatı lağvetti.

Padişah Vahdettin

“vatan haini” ilan edildi ve yurdu terk etti.

24 Temmuz 1923 tarihinde,

İsviçre‘nin Lozan şehrinde, Lozan Üniversitesi‘nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri tarafından Lozan Barış Antlaşması

imzalanmıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmıştır. Fakat, devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

 

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos 1923‘te ilk toplantısını yaptı. 13 Ekim 1923‘te Ankara başkent ilan edildi. Atatürk; egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başladı. 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya

‘da yemeğe çağırdı. Onlara, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” dedi.

 

29 Ekim 1923 günü Atatürk

, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti.

Böylece,

Türkiye devletinin yönetimi biçimi “Cumhuriyet” olarak, adı “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlendi. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ilk “Cumhurbaşkanı

” oldu. Cumhuriyetin ilanı, yurtta sevinç ve coşku ile karşılandı.

Cumhuriyette Atatürk’ün de söylediği üzere, “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.” Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

 

Bayram kabul edilmesi

 

 

29 Ekim 1923‘te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu

‘nda (1921 Anayasası) yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini “cumhuriyet” olarak ilan etti. Bu ilan, aynı gece atılan 101 pare top ile kutlandı. 1924 yılında, “cumhuriyetin ilanı” şenliklerle kutlandı.

 

2 Şubat 1925‘de, Hariciye Vekaleti’nce (Dışişleri Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerildi.[1] Bu öneri metninde “Medeni ülkelerden her biri kendisi için millî bayram olmak üzere tek bir gün kabul etmiştir. Her millet bu şekilde belirlediği günü, resmî özel gün sayarak yalnız o günü gerek ülke içinde, gerek dış temsilciliklerinde millî törenle icra eder… Yabancılara da kutlattırılması gereken, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve milletimizin resmî özel gününü öteki medeni ülkeler gibi bir gün olarak belirlemek lazımdır. O gün ise cumhuriyetin ilanı günü olan 29 Ekim’den başkası olmamalıdır.”[1] dendi. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelendi ve 18 Nisan 1925‘te karara bağlandı. 19 Nisan‘da bu teklif TBMM tarafından kabul edildi. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925

‘ten itibaren “bu gün”, ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlandı.

628 Numaralı kanun metni:

[2]

Madde 1 – Türkiye dahil ve haricinde devlet namına yapılacak bayram merasimi cumhuriyetin ilan edildiği 29 teşrinievvel günü icra edilir.

Madde 2 – İşbu millî bayram merasiminin icrasiyle sair bayramlarda icra olunacak merasimin tarzı İcra Vekilleri Heyeti’nce tayin olunur.

Madde 3 – Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 4 – Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

 

28 Ekim günü, saat 13:00′de başlar.Türk Bayrağı‘nı asar.Cumhuriyet, yurttaşların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir yönetimdir. Ulus temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Cumhuriyeti korumak, kollamak, yaşatmak her Türk vatandaşının ödevidir.

Cumhuriyet sonrası

 

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, bütün resmî daireler, özel işyerleri ve eğitim kurumları resmî tatildir. Tatil, her yıl

Ulusal bir bayram olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, günümüzde de her yıl resmî törenlerle kutlanır. Stadyumlarda kutlama törenleri düzenlenir. 29 Ekim günü tüm okullar, meydanlar süslenir, çeşitli etkinlikler yapılır. Okullarda şiirler okunur, marşlar söylenir. Cumhuriyetle ilgili oyunlar, sergiler, paneller halka açık olarak düzenlenir. Çoğu yurttaş, kutlama amacıyla evlerine kırmızı-beyaz

 

KAYNAK : VİKİPEDİ





BU KAÇINCI ŞEHİT BÖYLE GİTMEZ ARTIK YETER…

5 10 2008

TÜRK MİLLETİ YİNE BİR HAİN SALDIRI SONUCU 15 EVLADINI DAHA KAYBETTİ. 15 GENCİMİZ ÖMRÜNÜN BAHARINDA VATANI UĞRUNA CAN VERDİ. PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK MİLLET SOKAKLARA DÖKÜLÜP BAYRAKLAR AÇIP KAHROLSUN PKK SLOGANLARI ATACAK. SİYASETÇİ BEYEFENDİLER ÇIKIP TAZİYE BİLDİRİSİ ALTINDA TERÖRÜ LANETLİYORUZ DİYE KINAMA YAYINLAYACAK. GAZETE SÜTUNLARI, MÜSABAKA ÖNCESİNDE PANKARTLARDA TERÖ LANETLENECEK VE 1 DAKİKALIĞINA SAYGI DURUŞUNDA BULUNULACAK. YANİ HERZAMANKİ BİLDİK ALIŞILAGELMİŞ MANZARALARI YAŞAYACAĞIZ. YA SONRA HERŞEY UNUTULUP GİDECEK. HEP BÖYLE OLMUYORMU ZATEN. NEYMİŞ EFENDİM KARARLILIKLA TERÖRLE MÜCADELE DEVAM EDİYORMUŞ. OLAN GENÇLERİMİZE OLUYOR. YAZIK DEĞİL Mİ BUNCA KAYBA. ADAMLAR LAF ÜRETMİYORLAR VURUP KAÇIYORLAR SÜREKLİ İCRAAT İÇİNDELER. BİZSE LAF ÜRETİP SADECE SEYİRCİ KALIYORUZ. AVAZIMIZ ÇIKTIĞI KADAR, TÜYLERİMİZ DİKEN DİKEN OLUNCAYA KADAR “ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ” EDALARIYLA BAĞIRIP ÇAĞIRSAK NEYE YARAR Kİ? BEN BUGÜNE KADAR HİÇ BİR İŞE YARADIĞINI GÖRMEDİM BUNLAR ÇÖZÜM DEĞİL, YETERLİ DEĞİL. BİZDE İCRAAT İÇİNDE OLMALIYIZ. SÜREKLİ AKTİF HALDE TIPKI SAKARYADA, ÇANAKKALEDE, KURTULUŞ SAVAŞLARINDA OLDUĞU GİBİ HER DAİM TETİKTE OLMALIYIZ. ARTIK GERÇEKTEN SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ. ARTIK İCRAAT ZAMANI YÜRÜMELİYİZ HEDEFE. BUNLAR LAFLA, SÖZLE YOLA GELECEK DEĞİLLER. ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI. ŞİMDİ DÜŞMANA ÇULLANMA ZAMANI. ELİMİZDEKİ HER TÜRLÜ İMKANLA TÜRK GÜCÜYLE SALDIRMA ZAMANI AMA ULUSÇA MİLLETÇE TOPYEKUN HEP BİRLİKTE. ARTIK TERÖR YUVALARINA PROFESYONEL ARAZİYİ ÇOK İYİ BİLEN ORDU KURMA ZAMANI. DAHA GENÇLİĞİNİN BAHARINDA YOL YORDAM BİLMEZ YABANCISI OLDUĞU ARAZİDE GENÇLERİMİZDEN NE KADAR FAYDANILABİLİR Kİ? ARTIK BÜTÜN AYRIMCILIĞI BİR KENARA BIRAKIP VATANSEVERLİK AŞKIYLA BİRLİK BERABERLİK KARDEŞLİK İÇİNDE DÜŞMANI YOK ETME ZAMANI HAYDİ HEP BİRLİKTE…

LÜTFEN ŞAHİTLERİMİZ ADINA FATİHA OKUYALIM….





TÜRKİYENİN YENİ PARA BANKNOTLARI TÜRK LİRASI

5 10 2008

Para Reformu çerçevesinde 1 Ocak 2009′da tedavüle girecek Türk Lirası banknotlarının ön yüzünde Atatürk portreleri yer alacak. 5 TL’nin arka yüzünde Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, 10 TL’nin arka yüzünde Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, 20 TL’nin arka yüzünde Mimar Kemaleddin, 50 TL’nin arka yüzünde Fatma Aliye Hanım, 100 TL’nin arka yüzünde Itri, 200 TL’nin arka yüzünde de Yunus Emre portreleri bulunacak.

Merkez Bankası İdare Merkezinde, 1 Ocak 2009′da tedavüle çıkacak Türk Lirası banknot ve madeni paraların tanıtım toplantısı düzenlendi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, para reformu çerçevesinde 1 Ocak 2005 tarihinde Türk Lirasından 6 sıfırın atıldığını anımsatarak, geçici olarak eklenen ”yeni” ibaresinin 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle kaldırılacağını kaydetti. Yılmaz, böylece ikinci aşamada Türk Lirasına dönüleceğini ve böylece reformun tamamlanmış olacağını belirtti.

1 Ocak 2009′da tedavüle girecek Türk Lirası banknotlarının ön ve arka yüzlerinde yer alan özellikleri tanıtan Yılmaz, tüm banknotların ön yüzünde Atatürk portrelerinin bulunacağını söyledi.

Yılmaz, banknotlarda belirli açılarla 3 farklı Atatürk portresinin kullanıldığını ifade ederek, bu portrelerin Atatürk’ün gülümsediği fotoğraflardan yararlanarak tasarlandığını kaydetti. Durmuş Yılmaz, banknotların ön yüzlerinde, ayrıca Atatürk’ün portreleriyle bütünlük oluşturan ay yıldız motifinin yer alacağını anlattı.

Banknotların arka yüzlerinde ise ulusal ve uluslararası özellik yaratmış, tarihe mal olmuş şahsiyetlerin portreleri yer alacağını ifade eden Yılmaz, arka yüzde ayrıca onların çalışma alanları ve eserlerini sembolize eden eserlerin bulunacağını kaydetti.

Türkiye’de yetişmiş bu değerleri herkese tanıtacak olmak ayrı bir iftihar ve mutluluk vesilesi olduğunu belirten Yılmaz, isimler belirlenirken esas alınan kıstasları şöyle sıraladı:

”- Bilim insanı veya sanatçı olmaları,

- Toplumumuzdan yetişmiş, herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde milli değer olmaları,

- Evrensel değer taşımaları,

- Herhangi bir siyasi görüşle özdeşleştirilmemeleri, tüm topluma mal olacak kişilikler olmaları,

- Daha önce tedavüle çıkarılan banknotlarda veya diğer ülke paralarında yer almamış olmaları.”

Durmuş Yılmaz, tedavüle girecek paraların ön ve arka yüzlerinde bulunacak özellikler hakkında bilgi verdi. En düşük değerli banknotun 5 TL, en büyük değerli banknotun ise 200 TL olacağını bildiren Yılmaz, banknotların özelliklerini şöyle sıraladı:

ORD. PROF. DR. SAYILI: BİLİM TARİHİ ALANINDA İLK DOKTORANIN SAHİBİ

- 5 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen kırmızı ay yıldız motifi ve stilize edilmiş atom motifi bulunacak. Arka yüzünde bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın portresi yer alacak. Portre, İslam Tarihi Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi tarafından sağlandı. Arka yüzde ayrıca bilim tarihindeki bazı önemli olayları sembolize etmek üzere güneş sistemi, atomun yapısı, DNA gibi motifler de kullanıldı.

1913-1993 yılları arasında yaşayan Ord. Prof. Aydın Sayılı, Harvard Üniversitesinde ve bilindiği kadarıyla dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesinin sahibi. Türklerin, İslam Dünyasının, Mısırlıların, Mezopotamyalıların ve diğer çeşitli medeniyetlerin bilime ve batı medeniyetinin oluşumuna yaptığı katkıyı ortaya koyan Sayılı, çalışmalarında ilk kaynaklara ulaşmaya, ön yargısız ve nesnel davranmaya özen gösterdi.

ORD. PROF. DR. ARF: EN BÜYÜK MATEMATİKÇİLERDEN BİRİ

-10 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen mor ay yıldız motifi, ikili sayı sistemini ifade eden rakamlar, içinde Atatürk’ten bir kesit bulunan yedigen şekil bulunacak.

Arka yüzünde Ord. Prof. Dr. Cahit Arf’ın portresi yer alacak. Portre, Sabancı Üniversitesi Rektörü ve Matematik Derneği Başkanı Ahmet Tosun Terzioğlu tarafından sağlandı. Arka yüzde ayrıca aritmetik diziler, abaküs, sayılar, Arf değişmezinden bir kesit ve ikili sayı sistemini ifade eden rakamlar olacak.

1910-1997 yılları arasında yaşayan Arf, kendi adıyla bilinen teoremleriyle dünya çapında tanınmış Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük matematikçilerden biridir. Cebir, sayılar teorisi, esneklik teorisi, analiz, geometri ve mühendislik matematiği gibi çok çeşitli alanlarda yaptığı çalışmalarla, matematiğe temel katkılarda bulunan Arf, 20′den fazla özgün yayın üretti. Cahit Arf, Arf değişmezi, Arf kapanışı gibi literatürde kendi adıyla anılan çalışmalarıyla matematik dünyasının önde gelen bilim insanları arasında yer alıyor.

MİMAR KEMALEDDİN: ULUSAL MİMARLIK AKIMININ ÖNCÜ İSMİ

-20 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen açık kahverengi ay yıldız motifi ve sarı, beyaz geometrik bir şekil bulunacak. Portrenin sol tarafında Gazi Üniversitesi rektörlük binasının çizgisel bir çalışması, mimarinin 3 boyutlu yapısını simgelemek üzere küp, kare ve silindir formları yer alacak.

1870-1927 yılları arasında yaşayan Mimar Kemaleddin, imza attığı eserleri ve eserlerindeki tarzıyla ulusal mimarlık akımının öncü isimlerinden. 1909-1919 yılları arasında mimarlık açısından en önemli eserlerini veren Mimar Kemaleddin, 1908′de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adı altında ilk meslek odasını kurdu. Gazi Üniversitesi Rektörlük binası, Mimar Kemaleddin’in eserlerinden biri.

FATMA ALİYE HANIM: İLK TÜRK KADIN FELSEFECİ

-50 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen ay yıldız motifi, hokka ve tüy kalem motifi bulunacak.

Arka yüzünde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğünden izin alınarak kullanılan Yazar ve Felsefeci Fatma Aliye Hanım’ın portresi yer alacak. Portrenin sol tarafında Aliye Hanım’ın edebiyatçı ve felsefeci kişiliğini vurgulamak üzere hokka, tüy kalem, kağıt ve kitap motifleri kullanılarak bir kompozisyon oluşturuldu.

1862-1936 yılları arasında yaşayan Fatma Aliye Hanım, Türk edebiyatının ilk kadın yazarlarından biri ve ilk Türk kadın felsefeci. Tanzimat döneminde yaşayan yazar, eserlerinde çoğunlukla kadının toplumdaki yeri, aile içindeki ve evlilikteki konumu, kadın eğitiminin önemi gibi konuları işleyerek, kadın haklarını o dönemde savundu. Yazarlığının yanında şairlik yönü de bulunan Fatma Aliye Hanım, kız kardeşiyle birlikte bugünkü adıyla Kadınları Himaye Derneği olan Şefkati Nisvan’ı kurdu, kadınların eğitimine destek olmak, kadınların üretime katılmalarını sağlamak yönünde çaba harcadı.

ITRİ: KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN KURUCUSU

-100 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen mor ay yıldız motifi ve içinde müzik notası figürü bulunan pembe renkli daire motifi bulunacak.

Arka yüzünde Itri olarak bilinen Buhurizade Mustafa Efendi’nin portresi yer alacak. Bu portre, Heykeltraş Hüseyin Anka Özkan’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bahçesindeki heykelden yararlanarak tasarlandı. Portrenin sol tarafındaki alanda müziği simgeleyen notalar, enstrümanlar ile Itri’nin Mevlevi kişiliğini vurgulamak üzere ney üfleyen Mevlevi dervişe yer verildi.

Kaynaklarda 1640-1712 yılları arasında yaşadığı belirtilen ve Itri adıyla bilinen Buhurizade Mustafa Efendi, klasik Türk müziğinin kurucusu. Bestelerinde melodi zenginliği çok kuvvetli olan sanatçı, Türk müziğinin hemen her formunda eser verdi. Günümüze notalarıyla ulaşabilen eser sayısı 42 olsa da 1000′e yakın bestesi bulunduğu biliniyor.

YUNUS EMRE: SEVELİM, SEVİLELİM

-200 TL’lik banknot: Ön yüzünde Atatürk portresi, portreyi çevreleyen mavi ay yıldız motifi ve turuncu renkte sekizgen şekil bulunacak.

Arka yüzünde Yunus Emre portresi yer alacak. Portre, Ressam Elif Tekin’in çalışmasından yararlanarak tasarlandı. Portrenin solunda Yunus Emre’nin gül motifi, barışın, kardeşliğin ve tasavvufta dervişin ruhunu simgeleyen güvercin motifi, ‘’sevelim sevilelim” sözü ve anıt mezarının görüntüsüne yer verildi.

1238-1324 yılları arasında yaşadığı belirtilen Yunus Emre, Anadolu’da tasavvuf akımının ve Türkçe şiirin öncülerinden. Yunus Emre, medrese eğitimi aldı, Arapça ve Farsça öğrendi, İran ve İran mitolojisiyle ilgilendi, tasavvuf tarihini inceledi.

Eserlerinde Türkçe’nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak, tasavvuf konularını işledi, insanların din, mezhep, ırk, millet ve mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak ettiklerini vurguladı.

KAYNAK : ZAMAN





RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

28 09 2008





BİG BANG BÜYÜK PATLAMA

9 09 2008

BİG BANG’IN DOĞUŞU

Evrenin yaratılışı, bundan bir asır önce, astronomların önemli bir bölümü tarafından gözardı edilen bir kavramdı. Bunun nedeni ise, 19. yüzyıldaki bilim anlayışının, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımını benimsemesiydi. Evreni inceleyen bilim adamlarının çoğu, zaten sonsuzdan beri var olan bir maddeler bütünüyle karşı karşıya olduklarını sanıyor ve evren için bir “yaratılış”, yani başlangıç olduğunu akıllarından bile geçirmiyorlardı.

Bu “sonsuzdan beri var olan evren” fikri, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girmişti. Eski Yunan’da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Aslında materyalizm, Ortaçağ’da Kilise’nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Rönesans’tan sonra batılı bilim ve fikir adamlarının yeniden eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.

Alman felsefeci Immanuel Kant “sonsuz evren” iddiasını Yeni Çağ’da ilk kez gündeme getiren kişiydi. Ancak bilimsel bulgular Kant’

ın bu iddiasını geçersiz kıldı.1920′li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922′de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein’in genel görecelik kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını ve en ufak bir etkileşimin evrenin genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını hesapladı. Friedmann’ın çözümünün önemini ilk fark eden kişi ise Belçikalı astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini öngördü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti.

Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu “tek nokta”nın, korkunç çekim gücü nedeniyle “sıfır hacme” sahip olacağını gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya “Big Bang” (Büyük Patlama) dendi ve bu teori de aynı isimle bilindi. Big Bang’ın gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim “yokluk” anlamına geldiğine göre, evren “yok” iken “var” hale gelmişti. Bu ise, evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyor ve böylece materyalizmin “evren, sonsuzdan beri vardır” varsayımını geçersiz kılıyordu.

Big Bang’

ı destekleyen bilimsel delillerBig Bang olayını destekleyen en önemli bulgu, evrenin “izotropik” yapı özelliğine sahip olmasıdır. İzotropik evren modelinde; uzayın her tarafı, her köşesi “kozmik fon ışıması” denilen bir ışıma ile sabit bir sıcaklığa sahiptir. Bu sıcaklık değeri bizim algılama gücümüzün bir hayli dışındadır. Zira “soğuk” olarak anlayabileceğimiz bu değer, -270°C’dir ve mutlak Kelvin sıcaklığı cinsinden de 3°K derece olarak tanımlanır. Tüm uzay -270°C’lik bir sıcaklık değeri ile dopdoludur. Evrenin neresinden, neresine; nasıl bakılırsa bakılsın; en yakın galaksilerden en uzaktaki yıldız kümelerine kadar hep aynı değerle karşılaşılır. Bu özelliğe, evrenin “izotropik” özelliği denir. Ve şimdiye kadar defalarca ve defalarca test edilmiş ve sonuç hep aynı -270°C değerini göstermiştir.

ABD’li bilim adamı Huble’nin ortaya koyduğu evrenin genişleme anlayışından yola çıkan George Ganow, Ralph Alpher ve Robert Herman çok ilginç bir fikir ortaya attılar. Bu üç dahi diyorlardı ki; “Evrenimiz uzak geçmişteki sıcak ve yoğun bir madde ile başlamışsa, bu ilk çekirdekten geriye mutlaka bir ışınım kalmış olmalıdır.”

1948 yılında, büyük patlamadan arta kalan ve evrenin genişlemisiyle birlikte soğuyan ışınımın (radyasyon) yaklaşık -268°C lik bir sıcaklığa sahip olması gerektiği sonucunu teorik olarak hesapladılar. Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra 1965’te iki elektronik mühendisi duyarlı bir rodyo antenini ayarlarken, antenin algıladığı sinyallerle evrenin yaklaşık -270°C’lik bir radyasyonla dopdolu olduğunu fark ettiler. Böylece 20 yıl önce teorik olarak hesaplanan sonuç ispatlanmış oldu.

Buradan çıkan en çarpıcı sonuç şu olmalıdır:

Zamanda geriye doğru gittiğimizde, daha sıcak ve daha küçük bir evrenle karşılaşacaktık. Bu gerçek bizi 15 milyar yıl daha geriye gittiğimizde, minicik bir evrenin 1032 derecelik cehennem gibi bir sıcaklık değeri ile karşı karşıya bırakır.

Patlamadaki denge

Evrenin içinde yaklaşık 300 milyar galaksi vardır. Bu galaksilerin belirli şekilleri vardır, spiral galaksiler, eliptik galaksiler gibi. Bu galaksilerin her birinde bir o kadar da yıldız vardır. Bu yıldızlardan biri olan Güneş’in ise etrafında büyük bir uyum içinde dönmekte olan 9 gezegen vardır. Bunlardan üçüncüsünün üzerinde şu anda birlikte yaşıyoruz.

Bu evren acaba size bir patlama sonucunda etrafa rastgele saçılmış bir madde yığını gibi geliyor mu? Rastgele saçılan madde nasıl düzenli galaksiler oluşturabilir? Neden madde belirli noktalarda sıkışıp toplanarak yıldızları meydana getirmiştir? Sadece Güneş Sistemi’nin hassas dengesi bile, korkunç bir patlama ile ortaya çıkmış olabilir mi? Bu sorular önemli sorulardır ve bizi Big Bang’ın ardından evrenin nasıl şekillendiği sorusuna götürür.

Big Bang, bir patlama olduğuna göre, beklenmesi gereken, bu patlamanın ardından maddenin uzay boşluğunda “rastgele” dağılması olacaktır. Bu rastgele dağılan maddenin evrenin belirli noktalarında birikip galaksiler, yıldızlar ve yıldız sistemleri oluşturması ise, bir buğday ambarına atılan bir el bombasının, buğdayları toplayıp, düzenli balyalara sarıp üst üste istiflemesi kadar “anormal” bir durumdur. Big Bang teorisine uzun yıllar karşı çıkmış olan Sir Fred Hoyle, bu durum karşısında duyduğu şaşkınlığı şöyle ifade eder:

“Big Bang teorisi, evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirir. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir: Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.”

Gerçekten de Big Bang ile oluşan madde “olağanüstü” bir biçimde şekil ve düzen almıştır. Böyle bir düzenin oluşabilmesi ise bizi tek bir gerçeğe götürmektedir: Evrenin üstün kudret sahibi Allah tarafından kusursuzca yaratıldığı gerçeğine…

Zaman denilen boyut

Zamanın özelliği, yapısı, gerçeği, yani kısaca kendisi tam bir bilmecedir.

Bilmece şudur: Zaman denilen boyut üzerinde olayların gerçekleştiği akıp giden bir ‘

şey’ midir, yoksa sadece olayların ‘kendisi’ midir? Eğer olayların kendisine ‘zaman’ dersek, o takdirde ‘olay’ nerededir? Daha doğru bir ifadeyle ‘olay’ ne demektir? Eğer olay dediğimiz bir hareket ise, zamansız hareket olmadığından ve evrendeki her nesne hareket halinde olduğundan; bu gerçek bizi evrenin yaratılışı demek olan maddenin yaratılmasıyla, zamanın yaratılmasının örtüşüp çakıştığı ana götürür.Zamanı iyi anlayabilmemiz için, zamanın uzaya nasıl bağlı olduğunu anlamamız gerekiyor. Uzay ölçülüdür. Zamanı uzay sayesinde ölçebiliyoruz. Zaman bir nesnenin uzaydaki bir noktadan başka bir noktaya geçtiği anın aralığıdır.

Kısaca; evren, zamanla birlikte yaratılmıştır. Evrenin başlangıcının ‘öncesi’ yoktur. Çünkü ‘önce’ durumunda zaman yoktu.

Evren-zaman ilişkisini de şöyle açıklamak mümkündür: Evrende en küçük olan bir zaman dilimi vardır ve bu değer 10-43 saniyedir. Bu değere “Planck Zamanı” denir. Bu zaman aralığı artık bölünüp parçalanamaz ve kendinden daha küçük bir zaman dilimine ayrılamaz. İşte 10-43 saniye 3×1010 cm/sn (ışığın hızı) çarpıldığı zaman ortaya çıkan sonuç 10-33 cm olacaktır ki, bu değer bize ilk evren maddesinin boyutunu verecektir. Koskoca kainatta görülen en küçük mekan aralığı budur. Bundan daha küçük bir boyut bulunamaz ve bu mekan da artık ikiye bölünüp parçalanamaz. “Peki bu küçük mekan içinde ne vardır?” diye sorulursa, cevap olarak denilebilir ki nur vardı.

Şimdiye kadar zaman için yapılan tarifler, zamanın hızı hakkındadır. Ve zamanın hızını ve değerini mutlak anlamda ölçmek de mümkün değildir. Ölçülen sadece ve sadece evrendeki fiziksel değişimin hızıdır. Bir kum saatindeki kumların yere doğru düşmesi yer çekimi kuvvetine bağlıdır. Saatteki akrep ve yelkovanın dönüş hızları saatteki pilin içindeki kimyasal enerjninin hareket enerjisine dönüşmesidir. Vb… Dolayısıyla dünyada bulunan her nesne ‘zaman’

ın akış hızına bağlıdır.O halde? Geçilen an, bir daha geri gelmez. Geçmişi değiştirmek mümkün değildir. Geleceği ise hiç bilmiyoruz. O halde tasavvuf ulemasının dediği gibi, “dem bu demdir”, yani “zaman bu andır.”