AKP VE REFAH ARASINDA PARTİ KAPATMA FARKLILIKLARI

14 05 2008

Refah ile AK Parti davası arasındaki 4 önemli

fark

Kapatma davasıyla

 

ilgili Avrupa Birliği’nin tepkisine öfke duyanlar, kapatılan Refah Partisi örneğini veriyor.

Refah Partisi’nin kapatılmasının AİHM tarafından onaylanmış olmasına dikkat çekiyorlar ve “Şimdi niye farklı bir tepki var?” sorusunu yöneltiyorlar.
Onlara en güzel cevabı, Türkiye’nin temel AB reformları konusunda büyük çaba harcamış, emek vermiş emekli Büyükelçi Volkan Vural veriyor.
Vural, Milliyet gazetesinden Devrim Sevimay’la yaptığı röportajda aradaki farkı şöyle özetliyor:

“1 Orada şiddete yakın bir olay vardı. Bu dava konusunda öyle bir olay yok.

2-O zamanlar aday ülke değildiniz.

3-Şu anda Türkiye’deki AB projesine sahip çıkan tek parti görüntüsünü AKP veriyor.

4-AKP karşıtı kesim aynı zamanda AB karşıtı. Cumhuriyet mitinglerinde kürsüden yapılan konuşmalardaki içine kapanık, hafif militarist hava çok rahatsız ediciydi.”
Bu değerlendirme, Türkiye’de kimi konularda ciddi endişeleri olduğunu, mesela Anadolu’daki kimi şehirlerdeki içki yasağından son derece rahatsız olduğunu açıkça söyleyen deneyimli bir uzmana ait.
Kendisiyle AB’ye posta koyan kimi “kanaat önderleri” arasındaki farkı anlatırken kullandığı üslup da dikkat çekici: “Ben kaygılarımı bir dille anlatmak zorundayım ve bu dilin de demokratik bir dil olması lazım. Yani bunu bir demokrasi çerçevesine oturtmam lazım.”
Bu, AB’ye üstü örtülü biçimde savaş açanlarla bu reform sürecini destekleyen, bu sürecin Türkiye’nin yararına olduğuna inanan kesim arasındaki temel fark.

Bugün gelinen noktada büyük sermaye ve medyanın bir bölümü, bu süreci soğutmak, Türkiye ile AB arasına mesafe koymak çabasında.
Demokratik süreç öncelikli dertleri değil.

Kendi endişeleri, korkuları uğruna demokrasiyi feda etmekten çekinmiyorlar, hala demokratik sürecin kazaya uğramasını içten içe destekliyorlar.
Ancak AB’den kopmuş bir Türkiye’nin nerelere savrulacağı konusunda bir fikir beyanında bulunmuyorlar.

Kuzey Irak’taki terör yuvalarına yaptığı harekatlar bugün tüm dünyada anlayışla karşılanıyor çünkü Türkiye bir yandan terörle silahlı mücadelesini sürdürürken, bir yandan da demokratik sistem içinde bu meseleye çözüm arıyor.
Demokratik sistemi kazaya uğramış, bölgenin sorunlarına siyasi, kültürel, ekonomik çözümleri bu sistem içinde aramayan bir Türkiye’ye dünya tepkisini hayal bile etmiyorlar.
1 Mayıs ve Nevruz olayları, demokratik sürecin tartışmaya açıldığı bir Türkiye’nin tablosunu gözler önüne serdi.

Tercih bizim. Ya Avrupa değerlerini kabul edip bu yolda mücadele edeceğiz ya da üçüncü sınıf bir ülke olmaya evet diyeceğiz.

 

 

kaynak:

 

ERGUN BABAHAN (sabah)

 




AMAN DİKKAT : UYUŞTURUCU-ALKOL-SEKS EŞİTTİR 16 YAŞ

12 05 2008

Yine mi araştırma?

Ama abi bu defa çok çetrefillidir!

Yapma yahu! Neymiş konu?

Avrupalı gençlerin cinsel hayatlarını hareketlendirmek için neye başvurduklarıdır?

Haydaaaa! Cinsel hayatları zaten varmış ama hareketlendirmek için yapıyorlarmış ha?

 

KAYNAK : ONPUNTO

Evet, abi!

Peki, ne yapıyorlarmış?

İçki ve uyuşturucuya başvuruyorlarmış.

Hangi yaş gruplarını kapsıyormuş?

Abi, 16-35 yaş arası erkek ve kadınlarmış. Düzenli olarak gece kulübü ve barlara giden 1341 denek varmış.

İyi tamam buraya kadar anlaşılmıştır. Oranlar neymiş?

Erkeklerin yüzde 33’ünün, kadınların yüzde 23’ünün cinsel aktivite öncesi içki ve uyuşturucu kullandıkları ortaya çıkmış.

Yapma yahu! Bu kadar çokmuş ha?

Evet, abi!

Peki, hangi ülkelermiş?

İngiltere, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya ve Slovenya.

Anlaşılmıştır. Peki, alkol, uyuşturucu, cinsel aktivite başlama yaşı kaçmış?

Abi! İşte burası çok çarpıcıdır.

O kadar kötü mü?

Hem de nasıl! Avusturya’da 16 yaşına gelen gençlerin yüzde 50’si alkol, uyuşturucu ve cinsel aktivite start alıyormuş. Diğer ülkelerde yüzde 40, yüzde 37 ve yüzde 30 olarak sıralanıyor.

AB ülkeleri için durum vahimmiş! Bizim ülkemizde böyle bir araştırma yapılmış mı?

Abi! Öyle dört başı mamur bir araştırma hatırlamıyorum. Kırık-dökük bazı araştırmalar Türkiye için de iyi sinyaller vermiyor. Çok korkutucu bir tablo yok ama yükselen trend hep uyuşturucu ve alkol yaşının düştüğünü gösteriyor.

Ne yapmak lazım geliyor?

Abi! Orasını bilmem! Devlet var, hükümet var, kurumlar var, sosyal kulüpler var, psikologlar var, danışmanlar var, rehberler var, var oğlu var… Çözümü bulmak onlara düşer, değil mi?

 




BEŞİKTAŞ UEFA KUPASINDA. PEKİ AMA NASIL?

11 05 2008

Türkcell süper lig sona erdi. 34 haftalık maratonun sonunda Galatasaray şampiyonluğa ulaştı. Fenerbahçe’de ligi ikinci sırada bitirerek şampiyonlar ligi yolunu tuttu. Uefa yolunda ise ilginç gelişmeler yaşandı. Normal lig puan tablosuna bakıldığında herkes Sivasspor’un uefaya gittini düşünüyordu ancak uefa kupasına katılmaya hak kazanan takım Beşiktaş oldu.

SİVASSPOR’UN YERİNE NEDEN BEŞİKTAŞ?

Şimdi herkesin kafasında aynı soru var. Nasıl oluyorda Sivasspor’un yerine Beşiktaş uefaya gidiyor diye?

Öncelikle son puan durumuna göz atalım

PUAN DURUMU

—————————————

1-GALATASARAY: 79 PUAN

2-FENERBAHÇE: 73 PUAN

3- BEŞİKTAŞ : 73 PUAN

4- SİVASSPOR : 73 PUAN

NOT: FENERBAHÇE ,BEŞİKTAŞ VE SİVASSPOR AYNI PUANA SAHİP OLDUĞU İÇİN KENDİ ARALARINDAKİ MAÇLARA BAKILIP ÜÇLÜ PUAN DURUMU OLUŞTURULUYOR AVERAJLA SIRA BELİRLENİYOR.

ŞİMDİ BU ÜÇ TAKIMIN KENDİ ARALARINDA YAPTIKLARI MAÇLARA BİR GÖZ ATALIM

FENERBAHÇE - BEŞİKTAŞ : 2 - 1

BEŞİKTAŞ - FENERBAHÇE : 1 - 2

FENERBAHÇE - SİVASSPOR : 1 - 0

SİVASSPOR - FENERBAHÇE : 1 - 4

BEŞİKTAŞ - SİVASSPOR : 1 - 2

SİVASSPOR - BEŞİKTAŞ : 1 - 2

BU SONUÇLARA GÖRE 3LÜ AVERAJA BAKARAK PUAN DURUMU

FENERBAHÇE : 12 PUIAN ARTI 6 AVERAJ

BEŞİKTAŞ : 3 PUAN EKSİ 2 AVERAJ

SİVASSPOR : 3 PUAN EKSİ EKSİ 4 AVERAJ

3LÜ averaj sistemi devreye girdiği için Sivasspor’un yerine Beşiktaş uefa kupasına katılmış oluyor.

Eğer Fenerbahçe son maçında Trabzonspor maçından puan çıkarmış olsaydı bu kez ikili averaja bakılacaktı. Bu durumda Beşiktaş ve Sivasspor arasındaki maçlar eşit

bittiği için genel averajı daha iyi olan Sivasspor uefaya katılmış olacaktı.




TRABZONSPOR-FENERBAHÇE MAÇI

10 05 2008

STAT:

H.Avni Aker
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Erdinç Sezertam, Volkan Narinç
TRABZONSPOR: Onur, Musa, Hüseyin, Çağdaş, Mustafa, Ayman, Adnan, Serkan, Barış, Yattara, Umut
TEKNİK DİREKTÖR: Ersun Yanal
FENERBAHÇE: Serdar, Gökhan, Edu, Can, Yasin, Kazım, Aurelio, Maldonado, Deivid, Alex, Semih
TEKNİK DİREKTÖR: Arthur Zicoİlk yarı başladı her iki takıma da başarılar dileriz.

1.dakika

Trabzonspor defansının uzaklaştırdığı topa Umut hareketlendi ancak Edu son anda ayak koyarak topu kornere gönderdi.3.dakika

Semih, Alex’le girdiği verkaçta ceza sahasına hareketlendi ancak Onur zamanında çıkarak mutlak bir golü önledi.4.dakika

Sağ kanattan gelişen Beşiktaş atağında Aurelio’nun ortasına Deivid kafayı vurdu ancak top farklı şekilde auta gitti.5. dakika

Trabzonspor atağında Serkan en sağdaki Ergin’i topla buluşturdu, ceza alanı sağ çaprazından vuruşunda top yandan auta gitti.7.dakika

Stadda yaşanan ışık problemi nedeniyle Bünyamin Gezer oyunu durdurdu.**** Avni Aker’de elektrik problemi devam ediyor****

11. dakika

Karşılaşma kaldığı yerden devam ediyor.12.dakika

Sağ kanattan gelişen Trabzon atağında Yattara ortadaki Ergin’e çevirdi Serdar altıpasın içinde yatarak mutlak birg olü önledi.14.dakika

Selçuk Sahin rakibini faulle durdurunca sarı kart gördü. Fenerbahçe defansının arkasına atılan topa Ergin hareketlendi ancak Serdar kalesini terk ederek topu kafayla uzaklaştırdı.16.dakika

Yattara’nın ceza alanına yaptığı ortada Umut kaleciyle karşı karşıya kaldı ancak kalkan bayrak var pozisyon ofsayt.17.dakika

Sol çaprazda topla buluşan Deivid kaleyi düşündü, Onur köşeye giden topu son anda kornere çeldi.
18.dakika

Alex’in kullandığ kornerde Aurelio kafayı vurdu ancak top Onur’da kaldı.
20.dakika

Trabzonspor’un Yattara ile kullandığı serbest vuruş Fenerbahçe savunmasından geri döndü22.dakika

Sağ kanattan gelişen Trabzon atağında ceza alanı içinde topla buluşan Yattara çaprazdan sert vurdu, Serdar güçlükle topu kornere çeldi.25.dakika

Sol kanattan gelişen Fenerbahçe atağında Uğur’un ceza alanı içine yaptığı ortaya Kazım kafayı vurdu ancak top üstten auta gitti.
28.dakika

Hızlı gelişen Trabzon atağında Serdar kalesini terk ederek tehlikeyi önlemek istedi, kısa düşen top Ergin’in önünde kaldı vuruşunda top auta gitti.31.dakika

Hızlı gelişen Trabzonspor atağında topla buluşan İbrahima Yattara direk kaleye yöneldi, ceza alanına girer girmez vurdu ve topu ağlara gönderdi.37.dakika

Fenerbahçe’nin Alex ile kullandığı serbest vuruş kaleci Onur’da kaldı.**** Trabzonspor üst üste ataklarla golü arıyor.****

39.dakika

Fenerbahçe ceza alanına yapılan ortayı Serdar uzaklaştırmak istedi, Ferhat ceza alanı dışında önünde kalan topa çok sert vurdu ancak top farklı şekilde auta gitti.**** Trabzonspor’un 1-0 lık üstünlüğü devam ediyor****

44.dakika

Fenerbahçe’nin Uğur Boral’la başlayan atağı Kaleci Onur’da kaldı.45.dakika

Trabzonspor Umut ile 2-0 öne geçti*****İlk yarı sona erdi

***** 

*****İkinci yarı başladı*****

46.dakika

Karşılaşmanın ikinci yarısı Trabzonspor’un vuruşuyla başladı.47.dakika

Ayman ceza alanı dışından şansını denedi ancak top Serdar’da kaldı.50.dakika

Hızlı gelişen Fenerbahçe atağında Deivid’in arapasına hareketlenen Semih kaleciyle karşı karşıya kaldı, vuruşunda Onur gole izin vermedi.53.dakika

Can Arat oyuna girdi, Yasin Çakmak oyundan çıktı.56.dakika

Gürhan Gürsoy oyuna girdi, Colin Kazım Richards oyundan çıktı.**** Sahada Uğur ile Yattara arasında bir gerilim yaşandı Bünyamin Gezer her iki oyuncuyu uyarmakla yetindi*****

58.dakika

Sağ kanattan gelişen Trabzon atağında Serkan’ın vuruşu Serdar’dan döndü, Ayman kale alanı içinde kafayı vurdu ancak top yandan auta gitti.**** Yattara ile Aurelio arasında gerginlik yaşnıyor*****

68.dakika

İlhan Parlak oyuna girdi, Selçuk Sahin oyundan çıktı.69.dakika

Fenerbahçe Deivid ile bir gol buldu fakat Hakem bünyamin gezer golü geçerli saymadı.71.dakika

Deivid’in pasında ceza alanında topla buluşan Semih penaltı noktası üzerinden çok sert vurdu, top direkten geri döndü. .75.dakika

Trabzonspor’da Serkan Balcı yerini Adnan’a bırakıyor***** Karşılaşma 2-0 Trabzonspor üstünlüğü ile devam ediyor*****

77.dakika

Bünyamin Gezer Uğur Boral’a sarı kart gösterdi78.dakika

Gökhan’ın pasında ceza alanında topla buluşan Semih topu ağlara gönderdi ancak pozisyon ofsayt.80.dakika

Musa Büyük sarı kart gördü
81.dakika

Hızlı gelişen Trabzon atağında Ergin topla birlikte hareketlendi ceza alanına girer girmez Can yatarak müdahale etti ve tehlikeyi önledi.***** Trabzonspor Fenerbahçe karşısında üstün bir futbol sergiliyor*****

84.dakika

Barış Memiş oyuna girdi, Ergin Keleş oyundan çıktı.87.dakika

Yattara yerini Cem Demir’e bırakıyor89.dakika

Karşılaşmanın 4.hakemi +3 dakikalık uzatmayı işaret etti..ve maç sona erdi




YASAKLI YOUTUBEYE NASIL GİRİLİR?

9 05 2008

Yasaklanan Youtube’a nasıl girilir?
Siteye koyulan yasak, Türk Telekom tarafından verilen internet hizmetini kullanan kişiler için geçerli. Bu kişiler arasında ADSL kullanıcıları da yer alıyor. Bir şekilde YouTube’a girmek isteyenler için çözüm de yok değil.

Yasak, sadece alan adına geliyor. Tarayıcılarına www.youtube.com yazanlar, sitenin kendi sunucusu yerine Telekom’un mahkeme kararını belirten siteye gidiyorlar.

Birinci Yöntem

DNS ayarlarınızı değiştirerek siteye sorunsuzca ulaşabilirsiniz. DNS ayarlarını değiştirmek için aşağıdaki adımları izlemeniz gerekiyor;

:: Masaüstünde bulunan Ağ Bağlantılarım’a sağ tuş tıklayın ve Özellikler seçeneğine tıklayın.
:: Açılan penceredeki Yerel Ağ Bağlantısı’na (Kablosuz ise Kablosuz Ağ Bağlantısı’na) sağ tuş tıklayıp Özellikler seçeneğine tıklayın.
:: Açılan penceredeki İnternet İletişim Kuralları (TCP/IP) seçeneğine çift tıklayın.
:: Son pencerede ise aşağıdaki değişikliği yapın. DNS ayarlarına Yeğlenen DNS sunucusu: 208.67.222.222 ve Diğer DNS Sunucusu bölümüne de 208.67.220.220 olarak girin.
:: Bilgisayarınızı yeniden başlatın.

 

 

İkinci yöntem

Tarayıcıya YouTube’un alan adı yerine sunucusunun IP adresini yazdığınızda siteye eskisi gibi giriş yapabiliyorsunuz.

:: YouTube’un IP adresi: http://208.65.153.253/




YENİ HEDEF : İNSAN BEYNİ

6 05 2008

Beyin Kontrolü Nedir, Ne Elde Edilmek İsteniyor?

Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir. İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem
vermektedirler.
Bir Çin atasözü vardır, “Yüz savaş kazanmak hüner değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.”
İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.

Bugün MOSSAD’ın CIA’dan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki nedeni vardır. Birincisi, Tevrat’ta Musa Peygamber’e Kenan ilinde casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli etkinliklerinin olmasıdır.

Tarihte buna örnekler var mı?

Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına şartlandırılıyor. Hasan Sabbah’a itaat ederlerse hep böyle yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını zevkle yapıyorlardı.
1937′de Stalin’in Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.

Peki durum ahlâki midir?

Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor neşretti. Bu durum “İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi. Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır.” düşüncesi
benimsendi.

Hangi yöntemler uygulanıyor?

Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama yöntemidir.
En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin düşüncesini etkilemektir.
Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile yönetme çabalarıdır.

Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz eder misiniz?

Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu, düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler gerçekleştirebilmektedir.

İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu “Amphetamin” isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle
getirdiği bilinmektedir.
İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir.

Bu konu da ABD’de gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl hastalıkları, yaşayanlarda erken bunama, erken yaşlanma gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian’ın kitabında ilginç kaynak ve bilgiler
mevcuttur. Kitabın ismi “İnsan Davranışının Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür.” Bu kitap Timaş yayınları arasında tercüme edilerek yayınlanmıştır.

Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?

Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır. Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya çıkarılır.
İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için kullanılır.

Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?

Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri, duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu yöntemi kullanıyoruz.

Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî amaçla kullanılabilir.

Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.

Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?

Evren “Radiant Enerji” denilen yayılan bir enerjiden oluşur, gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar bir çok alanda kullanılır.
Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir. Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu
buharlaştırdığını biliyoruz.

Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?

Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür. Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF), iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama, sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.
İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. Uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.

Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?

İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu gerçekleştirmişlerdir.
FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.
ABD’de beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.
Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu.
FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa’da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi bile ortaya atıldı.

İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir gelişmeydi.

Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu, renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı.

Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne yaptırılmaz ki!

Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir gelişme midir?

Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEG’nin bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta izlerken görselleştirmiş oluyoruz. Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir. TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir. Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir.

Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?

Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur.
Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam deliller yoktur.
Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin, ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır.
Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabiliyorlar. “Remote Viewing, remote sensing” denilen uzaktan görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı gelişmeleri getirecektir.

“ZİHİNSEL KONTROL OPERASYONLARI: YENİ HEDEF BEYİN Mİ?..”

Son elli yıldır, zihin kontrol çalışmaları, psikolojik savaş yöntemleri dünyanın iki süper devletinin gündemine oturmuş durumda…
Zihinsel dalgaların, elektromanyetik dalgaların insan beynini etkilediği bir gerçek…

Bakın Prof. Dr. Haluk Nurbaki bu konuda ne demiş:

“Düşünelim ki, hali vakti yerinde, zengin, her istediğini alabilen mutlu bir insan var. Ama bu insanı akşamleyin evine geldiği zaman bir huzursuzluk kaplıyor. Bunun sebebi, bu kişinin sahip olduğu imkanlara komşularının sahip olmaması üzerine komşularından gelen zihinsel dalgalardır. Daha önemli bir şey söyleyeyim, sevgisini kaybetmiş toplumlar içerisinde yaşayan insan, orada bulunduğu müddetçe zihni frekansları, sevgi yayınlarını kendiliğinden iptal eder. Toplumdan gelen kavga, huzursuzluk yayınları o kişinin de beynini işgal eder, onu da rahatsız eder. Dolayısıyla gerek bir alet vasıtasıyla, gerek şeytan-manevi etki- vasıtasıyla ve gerekse insan vasıtasıyla dalga hareketlerinden etkilenmek mümkündür.
Her harf ayrı bir frekans yayar. Harfler düşünce haline geldikten sonra, yayın başlar. Yani ben mesela,”akrep” dedikten, beş harfi bir araya getirdikten sonra yayın haline geçer. Ondan önce yayın yoktur.
Mesela “A” harfi bir hiçtir. Herhangi bir şeyi sesli olarak düşünmeden yani sessiz olarak düşündüğünüzde de bir yayın söz konusudur. Bu kanalla düşüncenin tespiti mümkün ama imkansız denecek kadar çok zor bir hadise…”

“Elektronik haberleşme alanında gerçekleşen akıl almaz ilerleme, bireyin özel hayatı için büyük bir tehlike yaratmaktadır” diyor, ABD Federal Mahkeme Başyargıcı Earl Warren…
CIA da, senelerdir, “Uyuyan Güzel” kod adlı bir araştırma operasyonu yürütülüyor.

Amaç: “İnsan beyninin uzaktan kumandası, yönetilmesi ve yönlendirilmesi!..”
CIA bu yöndeki çalışmaların sürdürüldüğünü ve son derece olumlu sonuçlar alındığını resmen açıklıyor.
Servis hedefini anlatmak için örnekler veriyor: “Toplu bir ayaklanma halinde, karşı gösteri halindeki insanları kontrol altına almak, sakinleştirmek, teslim olmalarını sağlamak… Bir teröristin uzaktan kumandayla etkisiz hale getirilmesini sağlamak…”

Peki nasıl olacak bu iş?

Elektromanyetik ışınlarla beyinin bazı hücrelerini yok ederek veya bir süre için uyuşturup etkisiz hale getirerek…
Hedef beyin! İnsan beynini uzaktan kontrol altına alma çalışmaları Kaliforniya’ daki laboratuarlarda, Moskova üniversitelerinin deney odalarında sürdürülüyor.
Fareler, kediler, köpekler üzerinde başarılı olan yeni silahlar, insanoğlunu yönlendirmeye hazırlanıyor.
Elektromanyetik ışınlar; metal, beton, su gibi engelleri rahatça aşabiliyor, yüzlerce metre uzağa iletilebiliyor. İnsan beyni hedef alındığı zaman, beyinin en en iyi koruma altındaki bölümlerine dahi ulaşabiliyor, etki yapabiliyorlar! İşte yarınların istihbarat silahı bu.
Pentagon’un iddialarına göre, Ruslar bu alanda daha ileri gitmeyi, Amerikalıları geride bırakmayı başarmışlar. 1985′ten beri, bir kilometre mesafeden etkili olan, portatif ışın tabancasını istihbaratçılara ve askerlere teslim etmişler.

DİJİTAL TERÖRİZME DOĞRU

Beynin uzaktan kontrolü ve yönlendirilmesi olarak tanımlanan digital terörizm, insanlığa yönelik yeni bir tehdit mi oluşturuyor?
Kapsamlı ve ciddi bir şekilde, ilk olarak John St. Clair Akwei adındaki bir Amerikan vatandaşının, 1996′da Amerikan Ulusal Güvenlik ajansı (NSA) aleyhine açtığı bir davayla gündeme gelen, uzaktan düşünceleri okuma ve yönlendirme teknolojisinin, gizliden gizliye kullanıldığını kanıtlayacak pek çok delil artık mevcut….
Akwei, NSA’nın kendisini sürekli takip edip davranışlarını kontrol ettiğini iddia etmişti, mahkemeye yüzlerce sayfalık delil sunmuştu.
Kısmen kanıtlanan iddialara göre NSA, bunu “sinyal istihbaratı” adı verilen bir sistemle yapıyor. Bu sistem, dünyada elektrik taşıyan her şeyin çevresinde manyetik alan olduğu ve alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor. NSA’nın geliştirdiği sistemle, uydular aracılığıyla, dünyanın neresinde olursa olsun, bir canlıyı kontrol altına almak ve izlemek mümkün…
NSA’nın sinyal istihbaratının ilk aşaması, kontrol altına alınacak kişinin elektromanyetik dalga boyunun tespit edilmesi. Herkese göre değişen ve 3-50 Hertz arasındaki elektromanyetik dalga boyutunun tespitinden sonra, bu dalga boyu bilgisayara giriliyor ve artık 24 saat o kişi uydular ve çeşitli araçlar aracılığıyla şüpheli kişideki elektriksel hareketleri analiz eden NSA, kişinin beyin haritasını çıkararak düşüncelerini de okuyabiliyor. Konuşma merkezindeki elektrik akımının analizi sayesinde, hedef kişinin sözleri dahi tespit edilebiliyor, görme merkezi analiziyle kişinin gördüklerine ulaşılabiliyor.
Sinyal istihbaratı sistemi tersten de kullanılıyor. Bu teknolojinin ürperten boyutu da, aslında burada yatıyor. Yani bir kişinin elektromanyetik dalgalarına kilitlenip uydu aracılığıyla yapılan takip, onu yönlendirmede de kullanılabiliyor. Hedefin beynindeki çeşitli merkezlere gönderilen elektromanyetik sinyallerle kişinin görme, işitme, koklama, hareket etme gibi her türlü duyu ve davranışı değiştirebiliyor. Gönderilen sinyaller sayesinde hedef kişi, başkalarının duymadığı sesleri duyabiliyor ya da görüntüleri görebiliyor.
Burada, yukarıda değindiğimiz bir noktanın altını tekrar çizmekte yarar var: Beyindeki elektromanyetik dalga frekansı her insanda farklı olduğu için, belirli bir kişiye gönderilen görüntü, ses ve benzeri sinyalleri diğer insanların hissetmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle elektromanyetik tacize maruz kalan kişilerin itirafları, yeterli delil olmadığı için tamamıyla kanıtlanamıyor.

PANDORA PROJESİ BAŞLANGIÇ OLDU

Uzaktan beyin okuma ve yönlendirme teknolojisinin doğuşu Batı’da olsa da, bu teknolojinin temellerini atan Sovyet Rusya oldu. 1960-65 arası Moskova’daki büyükelçilik binasında görevli Amerikalı personelin (Amerikan elçisinin daha sonra ölmesini de içeren) çeşitli fiziksel ve zihinsel hastalığa neden olan elektromanyetik sinyallerle kuşatıldığının farkına varılmasıyla, bu teknolojiden haberdar oldu.
Geçmişte ABD Savunma Bakanlığı’nda Bilim Danışmanı olarak görev yapan dr. Stephan Possony, ABD nin bu alandaki ilk kapsamlı projesi olan PANDORA projesinin nasıl başlatıldığını sonradan şu sözlerle açıklayacaktı.
“Moskova’daki elçinin ve diğer çalışanlardan bir çiftin, lösemi nedeniyle ölmesinden sonra orada ne olduğunu çok dikkatli araştırmamız için ani bir emir geldi. Dev bir proje yürürlüğe girdi.Bu tümüyle Pandora projesi olarak bilinen hale geldi ve bu CIA’yi, İleri Araştırma Proje Ajansı (ARPA) nı, devlet departmanını , donanmayı ve orduyu da içeren TUMS, MUTS ve BAZAR Projeleri gibi çok sayıda paralel projeyi kapsıyordu.
Sonradan Moskova Sinyalleri olarak adlandırılan elektromanyetik sinyallerin, Amerikan elçiliğini hergün hedeflediğini söyleyen Dr.Possony, ARPA nın 20 Aralık 1966 tarihli”çok gizli” notuyla bu projenin önemini gösteriyor. Dr. Possony,”Tehdidin ne olduğunu belirlemek için Beyaz Saray, ABD haberalma heyeti vasıtasıyla, Devlet departmanı, CIA ve savunma bakanlığı içinde bir araştırma çalışmasının yürütülmesi için direktif verdi.
Ulusal programın koordinasyonu “TUMS” kod adıyla Devlet departmanı tarafından yapıldı. ARPA, insan üzerinde düşük seviyeli elektromanyetik radyasyon etkileri bulunan ve potansiyel tehditlerden birisiyle ilgilenen tüm programın seçilmiş bir kısmında temsil edilmekte ve bunu üzerinde araştırma yürütmektedir. Bu not “pandora” diye adlandırılan bu programdan elde edilen ilk sonuçları özetlemektedir.” diyor.
ABD bu yeni teknolojiyi tanımaya ve geliştirmeye çalışırken, 1974 yılında, V.P. Kaznacheyev adındaki bir bilim adamı, ölümün uzak bir mesafeden ultraviyole ışınlarının nakledilmesiyle gerçekleştirilebileceğini kanıtladı. Aynı yılda bir Çek mühendis, Robert Pavlita ise böcekleri uzak bir mesafeden “psikotronik” cihazlar kullanarak öldürebildiğini gösterdi. CIA’nın Pavlita’nın çalışmalarıyla ilgili raporlarına göre, bu bilim adamı insanda güçlü psikolojik rahatsızlıklara ve ölüme neden olacak kapasiteye sahip olan, biri 320 km., diğeri daha uzun mesafeden etkili olan iki “psikotronik ” silah geliştirdi.

NÖRO-ELEKTRO MANYETİK SİLAHLARIN ETKİLERİ

Nöro-elektromanyetik silahların insan üzerinde kullanılmasıyla ortaya çıkan etkiler, silahların geliştirlmesinde habersizce denek olarak kullanılanları n psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarıyla ortaya çıktı.
Bu etkilerin bazıları şöyle:

*
Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları
*
Duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriğinin değişmesi.
*
Göz kapaklarını denetleyerek konuşmanın bozulması.
*
Şiddetli kalp çarpıntısı.
*
Zahmetli işler sırasında omuzları ve kolları zorlanarak kazalara neden olma.
*
Bir şey yaparken dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olma.
*
Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı sertleşme.
*
Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarmalar.
*
Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar.
*
El hareketlerinin kontrol edilmesi
*
Düşüncelerin okunması ve ya dışarıdan düşünce iletilmesi.
*
Rüyaların denetlenmesi.
*
Hareket eden hayali görüntüler görülmesi.
*
Göz kapaklarının sürekli açık tutturulması.
*
Sürekli kulak çınlaması.
*
Çene ve dişlerin neden yokken titremesi.

KAYNAK : BİLMİN İLMİ




BAŞARMANIN TEMEL PRENSİBİ : İNANMAK VE KONSANTRASYON

2 05 2008

İster tarih veya biyoloji çalışın, ister satranç veya tenis oynayın; yaptığınız işe konsantre olabilmek ve dikkat dağıtan şeylerden uzak durabilmek bir sanattır.

Hepimizin farklı farklı konsantre olabildiği durumlar vardır. Şöyle zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız ve kendinizi kaybettiğiniz hoşlandığınız olayları bir düşünün; bir sportif faaliyette bulunmak, bir müzik aleti çalmak, sevdiğiniz bir oyunu oynamak gibi faaliyetler veya TAM BİR KONSANTRASYON içinde olduğunuzu düşündüğünüz diğer durumlar.

Peki diğer zamanlarda ne oluyor?

Zihniniz bir şeyden diğerine kayıyor

Endişeler zihninizi dağıtıyor

Dış etkenler farkında olmadan sizi ilgilendiğiniz olaydan kopartıyor

İlgilendiğiniz olay veya konu size sıkıcı ve zor gelmeye başlıyor.

Unutmayın, KONSANTRASYON SİZİN kontrolünüz altındadır ve bu bölüm konsantrasyonunuzu geliştirebilmeniz için gerekli olan bilgileri içermektedir.

EN ÖNEMLİ FAKTÖR MOTİVASYON

Konsantrasyonunuzu etkileyen hayati ve en önemli faktör motivasyondur. Motivasyon bir şeyi yapmak için iyi ve gerçekçi bir nedeniniz olduğuna inanmanızla ilgilidir.

Örneğin ertesi günü sabah saat 08:30’da önemli bir iş görüşmesine veya mülakata gitmek için akşam erken yatabilirsiniz. Ancak ertesi gün bir tatil günüyse, gece geç saate kadar tıka basa atıştırabilir, televizyon izleyebilir ve erken yatmayabilirsiniz. Tabi şüphesiz bunun sonucu olarak ertesi günü maksimum performansta bir zihne de sahip olmazsınız. Bu sonuç tamamen motivasyonla ilgilidir.

KONSANTRASYON ile ilgili bu makaleyi NEDEN okuduğunuzu bir kağıda yazmanız tam bu etapta sizin için iyi bir konsantrasyon egzersizi olabilir.

SİZİN motivasyonunuzun kaynağı nedir? Daha iyi konsantre olmanın size sağlayacağı olası avantajlar nelerdir?

Sağlam bir nedeniniz veya amacınız yoksa konsantrasyona neden ihtiyacınız olsun ki?

KONSANTRASYON ETKİLEYEN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

Su Kaybı

Vücuttaki diğer organlardan farklı olarak, beynin büyük bir kısmını (yaklaşık tahminen % 90’ını) su oluşturmaktadır. Vücuttaki su eksikliği kişide baş ağrısı, yorgunluk ve çabuk sinirlenme gibi sonuçlara neden olmaktadır. Bu sonuçlardan her biri sizden konsantrasyonunuzu çalan, alıp götüren olaylardır.

Toksinler (vücudunuzdaki zararlı maddeler)

Herhangi bir işle uğraşırken neler atıştırdığınız konsantrasyonunuzu etkileyen en önemli faktördür. Yediğimiz hafif hazır yemek ve çerezlerde en çok kullanılan 12 tehlikeli katkı maddesini içeren “kirli düzine” diye bir liste vardır. Bunlardan iki tanesi en çok dikkat etmemiz gereken maddelerdir. Çünkü bu iki tehlikeli madde her türlü gevrekte, gazlı içecekte, sakızda ve yediğimiz birçok şekerlemede mevcuttur.

1-) Mono Sodyum Glutamate (MSG) çeşni ve tat artırıcı dünyada 1950’lerde kullanılmaya başlamıştır. Bu madde hemen hemen her türlü tuzlandırılmış çerezde, hazır yemeklerde, hazır çorbalarda, bisküvilerde, soslarda, et suyu veya et suyu bulyonlarında, konserve ton balıklarında, donmuş hazır yiyeceklerde mevcuttur. Şeker pekmezi fermantasyonundan elde edilmesinden dolayı bu katkı maddesi migren, astım, egzema, barsak rahatsızlığı, kalp çarpıntısı, dalgınlık, unutkanlık, çabuk sinirlenme, rahatsızlık ve dikkatsizlik gibi durumlara sebep olur.

2-) Aspartame suni tatlandırıcı şekerden yaklaşık 200 kat daha tatlıdır. Aspartame diyet içecekler, kalorisi düşük yiyecek veya diyet tatlılar, sakızlar, pasta ve şekerlemeler dahil tam 9000 yiyecek ürününde kullanılmaktadır. Bu madde de baş ağrısı, heyecan, çabuk sinirlenme, depresyon, uykusuzluk, yorgunluk, baş dönmesi, hazımsızlık ve çeşitli alerjik reaksiyonlar gibi çeşitli şikayetlere sebep olmaktadır. Ayrıca bu maddenin beyin tümörü oluşmasına etkisiyle ilgili ön bulgular mevcuttur.

KONSANTRASYONU ARTIRAN YİYECEKLER

Konsantrasyonu artırmanın bir yolu da probleme daha geniş bir açıyla yaklaşmaktır. Hastalık kaynaklı nedenleri yok tamamen yok ettikten sonra diğer fiziksel boyutlara da göz atmak gerekir.

Dinlenin ve Enerji Şarj Edin – uykusuzluk ve açlık konsantrasyonu yok eder; problem az beslenme ve az uyku ise, iyice dinlenin ve bir kase salata yiyin.

Karbonhidratları Azaltın - bazı insanlar çok fazla rafine edilmiş karbonhidrat tükettiği zaman uykulu bir duruma girer. Eğer karbonhidratlara karşı hassassanız, öğle yemeğinde ekmeği azaltın ve biraz fazla protein ve sebze tüketin.

Doğal Tatlıları Kullanın – rafine şeker başlangıçta size enerji verse de, bir süre sonra çoğu insanı zihinsel ve fiziksel olarak uyuşuk bir duruma sokar. Gün içinde enerjiye ihtiyacınız varsa, çikolatalı bir gofret yerine bir portakal, elma veya muz yemenizi tavsiye ederiz.

B Vitaminleri Alın – thiamine (bir B vitamini) seviyenizi artırarak konsantrasyonunuzu sağlamak istiyorsanız, buğday ekmeği, fındık, ceviz, fındık, fasulye, bezelye, süt, yağsız et, yeşil yapraklı sebzeler, avakado, karnabahar ve ıspanak gibi yiyecekler yemelisiniz.

Demir Oranına Dikkat – demir eksikliğinin sebep olduğu anemi, beyne kanın dolayısıyla oksijenin az gelmesi nedeniyle hafıza ve konsantrasyonu etkilemektedir. Demir kaplarda pişirilmiş et, deniz ürünleri, brokoli gibi yiyecekler yiyin. Doktor tavsiyesi ile demir içeren vitaminler de kullanabilirsiniz.

OMEGA 3 + E – Bebek ve çocuk uzmanı Profesör Robert Winston’un yaptığı bir araştırma, balıkyağının özellikle disleksi (öğrenme bozukluğu), egzama ve iletişim zorluğu çeken çocuklar üzerinde olağanüstü etkileri olduğunu ortaya çıkardı.

BBC’de yayınlanan “Günümüzün Çocuğu” adlı belgeselde, Profesör Robert Winston davranış bozuklukları gösteren iki çocuğa günlük olarak belli dozlarda Omega 3 yağ asidi içeren balıkyağı tabletleri vermiştir. Üç ay sonra her iki çocukta da önemli gelişmeler gözlenmiştir. Saldırgan davranışlı olan çocuğun bu durumu olumlu yönde değişirken, çekingen ve içine kapanık olan diğer çocuğun da dışa dönük bir hale geldiği görülmüştür. Bu çalışma balıkyağının birçok probleme çözüm olduğunu ortaya koymuştur.

KONSANTRASYON VE MÜZİK

Şimdi gelelim enteresan bir konuya. TV’de, CD veya kaset çalarınızda dinlediğiniz sözlü bir müzik SÖZ içerdiği için daha çok beynin SOL LOP’unu uyarmaktadır. Konuşma, kelimeler ve sözlerle ilgilenen ve hoşlanan beynin bu kısmıdır. Ancak sözler beynin renkli ve eğlenceli SAĞ LOP’unu uyarmamaktadır. Sağ lop ritmi ve müziği (özellikle de bazı özel sözsüz müzik ve ritimleri) seven taraftır.

HAREKET VE ENERJİ

İnsan vücudu dinamik bir enerji akımıyla doludur. Özellikle öğrenme tarzları kinestetik olan kişilerin konsantre olmakta zorlandıkları görülmektedir. Bu tip insanların öğrenme sırasında hareket etmeleri ve öğrendiklerini hareketlerle uygulamaları gerekmektedir.

Beynin Enerji Noktalarına Dokunmak

Nasıl Yapacaksınız: Baş parmağınızla ve işaret parmağınızla bir ‘C” harfi oluşturun ve her iki parmağınızı hemen köprücük kemiğinin altındaki göğüs kemiklerinizin iki tarafının üzerine koyun. Parmaklarınızla nazikçe göğsünüzün her iki kısmını yavaş yavaş 20 veya 30 saniye ovun. Bu ovma sırasında diğer eliniz göbeğinizin üzerinde dursun. Daha sonra ellerinizin yerini değiştirerek aynı hareketi iki veya üç kere tekrarlayın.

Neye Yarar: sakin düşünme, okuduğunuz satırları takip edebilme, göz hareketlerini kontrol edebilme yeteneklerinizi geliştirir ve enerji seviyenizi yükseltir.

Yatay 8’ler Yapmak

Nasıl Yapacaksınız: Bir elinizi yüzünüzün önünde ileriye doğru tam karşıya uzatın ve baş parmağınız yukarıyı gösterecek şekilde açık tutarak elinizi yumruk yapın. Gözleriniz baş parmağınızı dikkatle takip ederken, yavaş yavaş her bir yuvarlağı elinizin başlangıç noktasına göre iki ayrı tarafta olacak şekilde yavaş yavaş yatay bir sekiz oluşturun. Bu hareketi iki veya üç kere tekrarlayın. Daha sonra aynı hareketi diğer kolunuzla ve elinizle yapın.

Neye Yarar: okuma, hızlı okuma, yazma, el ve göz koordinasyonu yeteneklerinizi geliştirir.

Düşünme Noktalarını Hareketlendirmek

Nasıl Yapacaksınız: baş ve işaret parmağınızla nazikçe dairler çizerek başınızı ovunuz. Bu ovma işine kulaklarınızın dış kısmından başlayarak başınızın tepe noktasına kadar yavaş yavaş ilerleyiniz. Daha sonra ovma işine alnınızın iki tarafından tepeye doğru da yapınız. Bu uygulamayı iki veya üç kere tekrarlayınız.

Neye Yarar: heceleme, kendi kendinin farkında olma, kısa-süreli hafıza gelişimi, dikkatli dinleyebilme ve soyut düşünebilme yeteneklerinizi geliştirir.

Çapraz Eğilme

Nasıl Yapacaksınız: Ayakta durun. Önce yavaşça eğilerek sol elinizle sağ dizinize dokunun ve doğrulun, sonra sağ elinizle sol dizinize dokunun ve doğrulun. Bu hareketi 10 veya 15 kere tekrarlayın.

Neye Yarar: okuma, yazma, dinleme, hafıza ve koordinasyon yeteneklerinizi geliştirir. Bu egzersiz beyninizin her iki lopunu aynı anda aktif hale getirir.

KONSANTRASYON İÇİN ZİHİNSEL STRATEJİLER

“Gitme, Buraya Gel” Stratejisi

Bu stratejiyi mutlaka uygulamalısınız. Düşüncelerinizin ilgilendiğiniz konudan başka bir noktaya kaydığını hissettiğiniz anda, “Bir dakika, hiçbir yere gitme, buraya gel” deyin kendi kendinize.

Örneğin tam ders çalışırken aklınıza aldığınız başka bir not veya bir ödev, kız veya erkek arkadaşınız, veya karnınızın biraz aç olduğu veya bir şeyler atıştırma gibi düşünceler gelebilir. Böyle bir durumda hemen kendi kendinize, “hiçbir yere gitme, buraya gel” deyin. Ve hemen ilgilenmeniz gereken konuyu düşünerek, konuyla ilgili kendi kendinize birkaç soru sorun ve bunları cevaplamaya çalışın. Konuyla ilgili en son bölümün kısa bir özetini düşünün. Veya konunun ana başlıklarını şöyle bir hatırlamaya çalışın ve elinizden geldiğince dikkatinizi ilgilendiğiniz konuya toplamaya çalışın.

Dikkatinizi dağıtan konudan uzaklaşmak için kesinlikle o konuyu düşünmemeyi düşünmeyin. Çünkü bu durum gittikçe daha çok dikkatinizin dağılmasına sebep olur. Bir şeyi düşünmemeye çalışmak, onun daha çok düşünülmesine sebep olur. “Şimdi fil düşünmeyeceğim” diye bir düşünün bakalım ne olacak. Şüphesiz hemen aklınıza bir fil gelecektir. Unutmayın, “fil düşünmemeliyim” diye düşünmek aklınıza filin gelmesini sağlamaktan başka bir işe yaramaz.

Problemleri ve Dikkat Dağıtan Şeyleri Düşünme Zamanı

Araştırmalar, endişeleri ve problemleri için özel bir zaman ayıran insanların dört hafta içinde daha önceki durumlarına göre endişeleri için yüzde 35 daha az düşündüklerini göstermektedir.

1. Konsantrasyonunuzu bozan ve sık sık aklınıza gelen konuları düşünmek için kendinize özel bir zaman ayırın.

2. Dikkatinizi dağıtan bir konunun farkına vardığınızda, bu konuyu düşünmek için özel bir zamanınız olduğunu kendinize hatırlatın.

3. Dikkatiniz dağıldığında ayrıca “bir dakika, hiçbir yere gitme, buraya gel” deme stratejinizi de kullanın.

4. Konsantrasyonunuzu bozan ve sık sık aklınıza gelen konuları düşünmek için ayırdığınız özel zamanı mutlaka bu iş için kullanın.

Ayrıca özel olarak ayırdığınız zamanda düşünmek üzere, zihninizi dağıtan şeyleri not alın. Bu amaç için özel bir not defteri tutun. Not aldığınız konuları bu amaçla ayırdığınız özel zamanda mutlaka düşünün. Giderek zaman içinde bu konuların azaldığını fark edeceksiniz.

ENERJİ SEVİYENİZİ YÜKSELTİN

Enerji seviyenizin ne zaman zirvede, ne zaman en aşağılarda olduğunu tespit edin. Deneme yanılma yoluyla günün hangi zamanlarında enerji seviyenizin yüksek olduğunu ve kolayca konsantre olduğunuzu, ne zamanlar enerji seviyenizin düşük olduğunu ve konsantre olmakta zorlandığınızı belirlemeye çalışın. Zorlandığınız konuları enerji seviyenizin yüksek olduğu anlara kaydırmak iyi bir stratejidir. Bunun yanında kolayınıza gelen konuları düşük enerji seviyeli zamanlarınıza kaydırın.

Çoğu öğrenci zorlandığı konuları genellikle en sona bırakmaktadır. Günün geç saatlerine kalan bu konular doğal olarak yorulmuş olan öğrencinin enerji seviyesinin en düşük olduğu anlara rastlamaktadır. Bu uygulama yanlış bir stratejidir. Zor konular yüksek enerjili zamanlarda çalışılmalıdır. Sadece bu strateji bile konsantrasyonunuzun artması için yeterlidir.

KONSANTRASYON İÇİN NEFES ALMAK

Yoğunlaşmanız gereken bir konuya başlayacağınız zaman, daha önceden konsantre olmakta zorlanmadığınız bir anı aklınıza getirin. Kendinizin yine böyle bir anda olduğunu düşünün.

Ayrıca başlangıçta nefes almaya odaklanmak ve derin derin nefes almak bedenin dinlenmesini, zihnin ise enerji dolmasını sağlar. Derin derin nefes almak zihin ve beden senkronizasyonunu sağlar ve sizi stresten uzak tutar.

1. Rahat bir konumda olun.

2. Yavaş yavaş (mümkünse burnunuzla) nefes alın. Sırayla önce göğsünüzün alt kısmını, sonra orta ve üst kısmını aldığınız nefesle doldurun. Yavaş yavaş nefes aldığınızdan emin olun. Bu süreç yaklaşık 8 – 10 saniye olsun.

3. Konsantre olduğunuz bir anınızı düşünerek nefesinizi içinizde bir veya iki saniye tutun.

4. Sonra rahat ve sakin bir şekilde nefesinizi verin.

5. Birkaç saniye durun ve aynı derin nefes alıp verme işlemini tekrar edin.

6. Bu işlemi yaparken başınızın döndüğünü hissederseniz nefes alıp vermeyi çok yoğun yapıyorsunuz demektir. Bu gibi durumlarda yavaşlayın.

7. Aynı zamanda kendinizin ılık ve sakin bir deniz kenarında olduğunu düşünün. Veya dalgaların üzerinde batmadığınızı ve nefes alıp, verdiğinizde dalgaların üzerinde nazik bir şekilde yükselip indiğinizi hayal edin.

Bu egzersizin amacı sizi stresten uzak tutmaktır. Stresli olduğumuz durumlarda beynin bazı kısımları aktif olmadığı için daha az zeki oluruz. Bu egzersizi her çalışma öncesi yapın.




1 MAYIS (İŞÇİ BAYRAMI)

28 04 2008

1 Mayıs, işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak, 1886 tarihinde Amerikan işçilerinin Şikago kentinde sekiz saatlik iş-günü için başlattıkları genel greve burjuvazinin saldırısıyla başlayan ve dört işçi liderinin idam edilmeleriyle sonuçlanan bir tarihe sahiptir. Marksizm-Leninizmin büyük ustalarından F. Engels’in deyişiyle, 1 Mayıs’ın tarihi, burjuvazinin, “henüz olgunlaşmamış olan bu emek ayaklanmalarını kaba kuvvet ve kaba bir sınıf adaleti ile bastırma çabası”nın tarihidir. Geçen yüzyıl içinde, burjuvazinin işçi sınıfına karşı saldırısı ve katliamları durmaksızın sürmüş ve dünyanın pekçok ülkesinde işçi sınıfı bu saldırı ve katliamlara karşı mücadele etmiştir. Bu mücadelede, işçi sınıfı, her zaman kendi sınıfının dayanışmasıyla, birliği ile yer almaya çalışmıştır.
İşte, 1 Mayıs, işçi sınıfının, burjuvaziye karşı, kapitalizme karşı mücadelesinin, birlik ve dayanışmasının bir simgesidir.
1 Mayıs, işçi sınıfının her simgesi gibi, çekiç-orak gibi, sıkılı bir yumruk gibi, kızıl yıldız gibi, her zaman burjuvazinin en şiddetli saldırısına maruz kalmıştır. 1 Mayıs günlerinde yaşanılan olaylar, burjuvazinin işçi sınıfının bu simgesine saldırarak, onun ana gücünü, sınıf gücünü sindirme çabalarının ürünüdür. Burjuvazi, siyasal zoru ile işçi sınıfını sindirme çabalarının yanında, onun sınıf bilincini bulanıklaştırmak, çarpıtmak amacıyla ideolojik saldırılarını da sürdürmüştür. İşçi sınıfı, her zaman ve her yerde, burjuvazinin bu ideolojik ve politik saldırılarına karşı durmak ve kendi mücadelesini sürdürmek durumundadır. Bunun için, işçi sınıfının siyasal olarak örgütlenmesinden ve Marksist-Leninist ideolojiyi savunmaktan başka bir silahı yoktur.
Burjuvazinin 1 Mayıs’ı saptırma çabaları, hemen her zaman işçi sınıfının kendi sınıf gücünün bilincine varmasını ve kullanmasını engellemeyi amaçlamıştır. Bu amaçla, 1 Mayıs’ların birer “festival” havasına sokarak yozlaştırmaktan, onun içeriğini boşaltarak bir “tatil günü” haline getirmeye kadar her yolu denemektedir. Bundan öte, 1 Mayıs’ı, her yıl aynı biçimde yinelenen bir gün haline getirerek, “alışılmış” bir gün gibi anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır.
Burjuvazinin bu çabalarının en büyük destekçileri, kendilerini işçi sınıfının temsilcisi gibi sunan sosyal-demokratlar ve sol oportünistler olmaktadır. Onlar, gerek 1 Mayıs’ları “festival” havasına sokulmasında, gerek içeriğinin boşaltılmasında önemli işlevler yerine getirmektedirler. İşçi sınıfı, onların gerçek yüzlerini açığa çıkarmalı ve onları tecrit etmelidir.
Tüm bunlar, işçi sınıfının yüzyıldır karşı karşıya kaldığı sorunlardır. Bu sorunların üstesinden gelmek, işçi sınıfının birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır.
1990′ların dünyasında SSCB’nin dağıtılmışlığı koşullarında burjuvazi, özellikle de emperyalist burjuvazi bayram etmektedir. “Globalizm”, “yeni dünya düzeni” propagandalarıyla, işçi sınıfına karşı elde ettikleri geçici zaferlerini kutsamaktadırlar. Her yerde, Marksizm-Leninizmin “öldüğünü” ilan ederek, işçi sınıfını en temel silahından yoksun bırakmaya çalışmaktadır. Ama bu propagandaların da sonu gelmiştir. Emperyalist-kapitalizmin ekonomik buhranının giderek derinleştiği bir döneme girilmektedir. Milyonlarca işçi işlerinden çıkartılmakta, işsizlerin sayısı hızla artmaktadır. Emperyalist sömürünün çarkları işlemekte, emperyalizme bağımlı uluslar ve ülkeler, Endonezya’da olduğu gibi, bir gecede yoksullaşabilmektedir. İşçi sınıfının onlarca yıllık mücadelesi ile kazandığı ekonomik ve sosyal haklar elinden alınmaya çalışılmaktadır. Bugün emperyalist metropollerde işçi sınıfının kazanılmış haklarının pekçoğu sınırlandırılmaktadır. Ve burjuvazi, tüm bunları yaklaşan ekonomik buhran koşullarını hesaba katarak yürütmektedir. Tüm bu süreçte, burjuvazi, özellikle emperyalist burjuvazi, geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak kadar rahat ve pervasızdır. Onun bu rahatlığının ve pervasızlığının tek nedeni, işçi sınıfının kendi ideolojisinden, Marksizm-Leninizmden kopartıldığını düşünmesidir.
Böylesine bir ortamda emperyalizmin soldaki uzantıları olan oportünistler, Marksist-Leninist teoriyi gözden düşürmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ülkemiz somutunda olduğu gibi, her türden legalist ve reformist sol örgüt, her türlü ilke ve kuralı bir yana bırakarak işçi sınıfının bilincini çarpıtmaya çalışmaktadır. Ve 1 Mayıs günü meydanlara çıkarak işçi sınıfının temsilcisi olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar. Onlar, dünyada ve ülkemizde, bir devrim sorunu olduğunu, devrimin kaçınılmaz olduğunu görmezlikten gelmektedirler. Onlar, işçi sınıfının gerçek ve kalıcı kurtuluşunun devrimde olduğunu gizlemeye ve devrim mücadelesini karalamaya çalışmaktadırlar. Bunu yaparken, etraflarına topladıkları kitlenin sayısını bir “güç gösterisi” gibi kullanmaktadırlar. Meydanlarda binlerce kişilik kitleye sahip olduklarını göstererek, kendilerinin ne denli güçlü ve etkili olduğu imajını yaratmaktadırlar. Böylece işçi sınıfı saflarındaki küçük-burjuva duygu ve eğilimlerini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. İşçi sınıfını, küçük-burjuvazinin dünya görüşüne çekmek, onların tek amacı durumundadır. Bundan etkilenen kimi sol örgütler, bu oportünistleri teşhir ve tecrit etmek yerine, onların yöntemlerini kullanarak meydanlara çıkmaktadırlar. Ve bunu yaparak, işçi sınıfı saflarında yaygınlaştırılmaya çalışılan küçük-burjuva dünya görüşünü güçlendirmektedirler. Her 1 Mayıs’ta görülen bu oportünist çabaların görüntüleridir. Artık bu ve benzeri yozlaştırma ve saptırma çabalarına son vermenin zamanı gelmiştir.
1 Mayıs, işçi sınıfının ideolojisine karşı her türden saptırmanın teşhir edildiği bir gün olmalıdır.
1 Mayıs, işçi sınıfının küçük-burjuva dünya görüşüne hapsedilmesine karşı bir mücadele günü olmalıdır.
1 Mayıs, işçi sınıfının, sınıfların ortadan kaldırıldığı, sömürünün, insanın insana kulluğunun yokedildiği, insanlığın kalıcı kurtuluşuna doğru ilerleyen tarihsel hareketinin bir günü olmalıdır.
1 Mayıs, birey olarak değil, sınıf olarak, işçi sınıfının sosyalizme doğru giden zafer yürüyüşünde, kızıl bayrakların dalgalandığı bir gün olacaktır.
Ve tüm bunlar, sadece ve sadece, işçi sınıfının politik eylemi ve örgütlenmesiyle; bu eylem ve örgütlenmedeki birlik ve dayanışmasıyla olanaklıdır. İşçi sınıfı saflarındaki sosyal-demokrat ve oportünist etkilerin ortadan kaldırılmasıyla bu politik örgütlenme ve eylem, zaferi sağlayacaktır. Ve ancak o zaman, 1 Mayıs, gerçek anlamda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak burjuvazinin sonunu ilan edecektir.

KAYNAK : TARİHİN İZLERİ




ERKEKLER Mİ YOKSA KADINLAR MI DAHA ZEKİ?

23 04 2008

 

Daha önce zekanın ırkla ilgili olduğunu söyleyerek tepki çeken bilim adamı, erkeklerin mi yoksa kadınların mı daha zeki olduğunu araştırdı. Sonuç bakın ne çıktı?

Londra’daki University College’ta görevli Professor Adrian Furnham tarafından yapılan araştırmada erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğu kanıtlandı. Yetenek testlerinde erkeklerin kadınlardan az da olsa daha başarılı olduğu, aynı zamanda erkeklerin kendilerinin daha zeki olduklarını düşündükleri için kadınlara karşı bir psikolojik avantajları da bulunduğu ortaya çıktı.

İngiliz bilimadamı Rushton da aynı görüşte

İngiliz bilim adamı John Philippe Rushton’dan tartışma yaratacak bir araştırma daha: “Erkekler kadınlardan daha zeki.” Daha önce zekanın ırkla ilgili olduğunu söyleyerek tepki çeken bilim adamı bu kez de erkeklerin IQ’sunun kadınlara göre 4 puan daha yüksek olduğunu söyledi. Kanada’daki Western Ontario Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Rushton, yaşları 17-18 arasında değişen 100 bin kadın ve erkek gönüllüye zeka testleri uyguladı. Rushton, sözlü ve yazılı ifade, yaratıcılık, problem çözme gibi bölümlerden oluşan testlerin sonuçlarında erkeklerin kadınlara göre ortalama 3,63 puan daha yüksek not aldığını tespit etti. Bilim adamı kadınların iş hayatında yükselememesinin nedenini de buna bağlayarak “Bunun nedeni sosyal adaletsizlik değil. Kadınların erkeklerden daha az akıllı olmasıdır. Satranç şampiyonlarının da erkeklerden çıkması bunu gösteriyor” demesi tartışmaları alevlendirdi.

‘DOĞAL SELEKSİYON’

Erkeklerin daha zeki olmasının sebeplerinin taş devrine kadar geriye gittiğini söyleyen Rushton, “Kadınlar eş seçerken kendilerinden daha zeki erkekleri tercih ediyor. Bu nedenle de nesiller ilerledikçe erkekler daha zeki oluyor” dedi. Ayrıca erkek beyninin kadınınkinden daha ağır olduğunu belirten Rushton, “Bu da erkek beyninde daha fazla nöron var demektir. Nöronlar da bilgi akışını hızlandırarak daha zeki olmayı sağlar” diye konuştu. Bilim adamı, okullarda kız çocuklarının erkeklerden daha başarılı olduğu yönündeki eleştirilere de cevap vererek “Bu kızların daha erken gelişmesiyle ilgili. Ergenlik tamamlanıp durumlar eşitlendiğinde erkekler daha zeki oluyor” dedi. Profesör Rushton bundan 4 yıl önce de siyahilerin suça daha yatkın olduğunu ve Asyalıların da daha zeki olduğunu söyleyerek tartışma yaratmıştı.

KAYNAK : BİLİM DÜNYASI




KAN GRUBUNA GÖRE DİYET

21 04 2008

 

 

A Grubu

 

A Grubu’nun özellikleri Onlar ilk vejetaryenlerdir.Sindirim sistemi duyarlıdır.Bağışıklık sistemi dayanıklıdır.Yerleşik beslenme ve çevre koşullarına kolayca uyum sağlar.Stresi yenebilir.Güçlü ve sağlıklı kalması için sebze ağırlıklı diyet uygulamalıdır.

A Grubu’nun yemesi gerekenler:Soya proteinleri, tahıl ürünleri ve sebzeler Balık ya da tavuk eti Sebze (daha çok çiğ ya da buharda pişirilerek)Brokoli, havuç, balkabağı, ıspanak, sarmısak Erik, vişne gibi meyveler

A Grubu’nun yememesi

 

gerekenler:Kırmızı et (Bu gruptakiler et yedikleri zaman ağırlık hisseder, enerji kaybına uğrarlar. Ayrıca et yağ olarak vücutta depolanır.)Sütlü besinler (metabolizmayı yavaşlatır)Salam, sosis, kavurma.Biber, domates, patates ve lahana Tropikal meyveler Mandalina, portakal gibi turunçgiller

Sağlık riskleri:Bağışıklık sistemi,Kalp hastalıkları,Kanser,Diyabet,Sindirim sisteminden kaynaklanan vücut su toplaması

Uygun sporlar:Tai Chi ( 30- 45 dakika) haftada 3-5 kez Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez Hızlı yürüme (30 dakika) haftada 2-3 kezYüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez Gerinme (15 dakika) haftada 3-5 kez

A Grubu için diyet örneği:Sabah:1 bardak limonlu su (kalkar kalkmaz)1 küçük kase sütle karıştırılmış yulaf 1 bardak greyfurt suyu Kahve veya ot çayı Öğle:Beyaz peynirli marul salatası (taze soğan, salatalık, beyaz peynir, limon ve taze nane, marul) 1 dilim ekmek Elma Ot çayı İkindi:2 dilim limonlu kek 2 erikYeşil çay ya da su Akşam:Lazanya/Brokoli/ Yoğurt 1 kadeh kırmızı şarap

Öneriler:Mümkün olduğunca doğal besin alın. B12 vitamini eksikliğine karşı tedbirli olun. Dozunun yüksek olmaması koşuluyla C vitamini takviyesi alın. (250 miligramı aşmamalı.) Orta yaşlılar günde 300-600 miligram kalsiyum takviyesi almalı. Bildiğiniz gibi vücut demir ihtiyacını kırmızı etten giderir. A grubunun diyetinde kırmızı et bulunmadığı için doktor kontrolünde demir takviyesi yapılmalıdır.

B Grubu

Sindirim sistemi dayanıklıdır. Beslenmede katı kuralcı değildir. Sütlü besinlere ilgi duyabilir. Strese karşı yaratıcılığını kullanır. Formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel faaliyetler arasında denge kurması gerekir.

B Grubu’nun yemesi gerekenler: Sütlü besinler Dana ve hindi etiBalık (İstakoz, karides, kalamar, midye gibi kabuklu deniz ürünleri hariç) ZeytinyağıYeşil yapraklı sebzeler (4-5 öğün) Patates, lahana ve mantar

B Grubu’nun yememesi gerekenler: Mısır, buğday, mercimek, fındık ve susam Kuzu ya da tavşan eti Piliç ve tavuk eti Susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözüyağı, Zeytin

Sağlık riskleri:Yorgunluk Bağışıklık sistemi düzensizlikleri Kan şekerinin düşmesi Uygun sporlar:Aerobik (45-60 dakika) haftada 3 kez Bisiklet (45-60 dakika) haftada 3 kezYüzme (30-45 dakika) haftada 3 kez Golf (60 dakika) haftada 2 kez Hatha Yoga (45 dakika) haftada 2 kez

B Grubu için diyet örneği:Kahvaltı:Meyve kokteyli 2 dilim mısır ekmeği 2 dilim beyaz peynir 1 haşlanmış yumurta Yeşil çay Öğle:Marul, salatalık, peynir,zeytinyağı ve limonlu salata 1 muz Ot çayı İkindi:1 dilim elmalı kek Ot çayı Akşam:Kuzu pirzolası Esmer pirinç pilavı Haşlanmış sebze Yoğurt 1 kadeh şarap

Öneriler:Sütlü besinlere tepki gösteriyorsanız soya ürünlerini kullanın.Bu beslenme planını aynen uyguluyorsanız vitamin ve mineral takviyesine ihtiyacınız yoktur.Piliç etinde bulunan bazı maddeler bu kan grubundakilere zarar verebilir.

AB Grubu

A ve B gruplarının karışımından oluşan bu kan grubu çok ender olarak görülür. Doğu ve batıda farklı ulusların birbirine karışması sonucunda ortaya çıkmıştır. M.S. 900 yıllarından itibaren oluşan ve en yeni kan grubu olan AB grubuna dünyadaki insanların ancak yüzde 5′i dahildir. Bu gruptaki insanların bağışıklık sistemi çok güçlüdür. Ancak bazı kanser türlerine yakalanma riskleri vardır. AB Grubu’nun özellikleri A ile B’nin modern karışımıdır.Çevresel değişikliklerden kaynaklanan beslenme özellikleri gösterir. Sindirim sistemi çok duyarlıdır. Bağışıklık sistemi çok güçlüdür. Stresi yenmek için zihinsel faaliyetlerden yararlanabilir. A ve B grubu için sakıncalı olan yiyecekler bu grup için de sakıncalıdır.

AB Grubu’nun yemesi gerekenler:Domates ,Deniz ürünleri,Süt ürünleri Sebze,Koyun, tavşan ve hindi eti,Yoğurt,Yumurta ,

AB Grubu’nun yememesi gerekenler:Dana ve sığır eti (Et vücutta yağ olarak depolanır.)Tavuk ve piliç eti Sarımsak, biber, sirke, Hayvansal yağlar Sağlık riskleri: Yaşlılık ve çocuk hastalıkları Alerjiler Astım ve saman nezlesi Bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar Kan hastalıkları Kalp ve damar hastalıkları Diyabet Enfeksiyon hastalıkları Karaciğer hastalıkları Cilt sorunları Kadınların üreme organlarında sorunlar.

Uygun sporlar:Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kezGolf (60 dakika) haftada 2-3 kez Bisiklet (60 dakika) haftada 2-3 kez Yüzme ( 30 dakika) haftada 3-4 kez Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

AB Grubu için diyet örneği:Sabah: Limonlu su (Kalkar kalkmaz) 1 bardak greyfurt suyu 2 dilim mısır ekmeği 2 dilim beyaz peynir Kahve Öğle:100 gram haşlanmış hindi göğüs eti 2 dilim kepek ekmeği Salata 2 erik Ot çayı İkindi:1 dilim peynirli kek Ot çayı Akşam:Omlet Çok az yağda pişmiş sebze Karışık meyve salatası Kafeinsiz kahve İstenirse 1 kadeh kırmızı şarap

Öneriler:Et yerken yanında mutlaka sebze yeyin. Mide asidi az olduğundan azar azar ama sık sık yemek yiyin.

C vitamini takviyesi alın.

0 Grubu

0 Grubu’nun özellikleri 0 Grubu’nda olanlar ilk insanları simgeler.Et yemeye bayılırlar Sindirim sistemleri sağlamdır Bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir Diyet yapmaya ve çevreye uymaya zor alışırlar Stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler Enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir.

0 Grubu’nun yemesi gerekenler:

Kırmızı et Karaciğer Beyaz et Balık ve deniz ürünleri.İyotlu tuz Ispanak ve brokoli

0 Grubu’nun yememesi gerekenler:Tahıl ürünleri Ekmek Taneli sebzeler Buğday (Buğdayda bulunan gluten maddesi, 0 grubundaki kişilerin kilo vermesini engellediği için buğday unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır) Süt ürünleri ve yumurta Sıvı yağ (özellikle de zeytinyağı). Sağlık riskleri:Ülser Mafsal iltihabı

Uygun sporlar:Aerobik (40-60 dk.) haftada 3-4 kezYüzme (30-45 dakika) haftada 3-4 kez Jogging (30 dakika) haftada 3-4 kez Ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez

0 Grubu için diyet örneği: Sabah:2 dilim mısır ekmeği,tereyağı ya da fındık ezmesi180 gram sebze suyu MuzYeşil çay ya da ot çayı Öğle:180 gram haşlanmış dana eti Ispanak salatası Elma veya ananas Su ya da soda İkindi:1 dilim elmalı kekYeşil çay ya da ot çayı Akşam:Kuzu pirzola Haşlanmış brokoli Haşlanmış patates Karışık mevsim meyveleri Bira ya da şarap (bir kadeh)

Öneriler:Vitamin ve mineral takviyesi alın. (Özellikle B ve K vitaminleri)0 kan grubundakilere uygun yiyeceklerde C vitamini ve D vitamini bol miktarda bulunmaktadır. Bu yüzden ekstra olarak C ve D vitamini almanız gerekmez.Kanın pıhtılaşma gücü zayıf olduğu için doktora danışmadan A vitamini takviyesi almayın.Süt ve sütlü besinler diyet listesinde bulunmadığı ve vücudun kalsiyum ihtiyacı karşılanmadığı için çeşitli haplarla kalsiyum takviyesi alın.

Not:Doktorunuza danışmadan diyetlere başlamayınız.

 




FENERBAHÇE - GALATASARAY MAÇI DEV DERBİ NOTLARI

20 04 2008

Fenerbahçe ile Galatasaray’ın bir yüzyılı aşan ezeli rekabeti, birçok ilginç olaya tanık oldu.

98 yıllık ezeli rekabette ilk golü Galatasaraylı Emin Bülent Serdaroğlu attı.

17 Ocak 1909 tarihinde ”Papazın Çayırı” olarak adlandırılan yerde yapılan ilk maçı 2-0 kazanan Galatasaray, ezeli rakibinden ilk 7 maçta gol bile yemedi.

Ezeli rekabette son golü ise geçen sezon, 19 Mayıs 2007 tarihinde Ali Sami Yen Stadı’nda 2-1 Fenerbahçe’nin kazandığı lig maçında Galatasaraylı Arda Turan attı. Bu maçta yaşanan saha olayları nedeniyle sarı-kırmızılı kulüp 5 maç seyircisiz oynama cezası almıştı.

-FENERBAHÇE 5 YIL BEKLEDİ-

Fenerbahçe, Galatasaray karşısında ilk golü ve galibiyeti, ezeli rekabetteki 8. randevuda elde etti.

4 Ocak 1914 tarihinde Union Club sahasında yapılan İstanbul Ligi maçını 4-2 kazanan Fenerbahçe, böylece ezeli rakibi karşısında yaklaşık 5 yıl süren suskunluğuna da son vermiş oldu.

Sarı-lacivertli takım adına Galatasaray’a tarihteki ilk golü ise Hasan Kamil Sporel attı.

-EN AZ VE EN ÇOK SEYİRCİLİ MAÇLAR-

Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçlarda en az seyirci 17 Kasım 1922′deki karşılaşmaya geldi.

İttihat Sahası’nda şiddetli yağmur altında yapılan ve hakem Fethi Tahsin Başaran’ın şemsiyeyle yönetmek zorunda kaldığı maçı, tamamı biletsiz 14 kişi izledi.

21 Eylül 2003′de İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı’nda yapılan lig maçını ise 70 bin 125 seyirci izlerken, bu rakam, ezeli rakipler arasındaki bir maçı izleyen seyirci sayısındaki rekor olarak tarihe geçti.

-GOLCÜLER-

Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki 98 yıllık rekabette en fazla golü, Fenerbahçeli Zeki Rıza Sporel attı.

Sporel, Galatasaray’a karşı oynadığı 42 maçta, toplam 27 kez rakip fileleri havalandırdı.

Zeki Rıza Sporel’i, 24 golle yine bir Fenerbahçeli Alaattin Baydar izliyor.

Fenerbahçeli Lefter Küçükandonyadis’in 20, Galatasaraylı Metin Oktay’ın ise ezeli rekabette 19 golü bulunuyor.

Bu arada 2 takımda da forma giyen Tanju Çolak’ın da 14′ü Galatasaray, 8′i de Fenerbahçe formasıyla olmak üzere ezeli rekabette toplam 22 golü var.

Lig maçlarında ise Galatasaraylı Metin Oktay 9, Fenerbahçeli Aykut Kocaman da 8 golle takımlarının en golcü isimleri olarak tarihe geçti.

-TURGAY ŞEREN’İN REKORU-

Galatasaray-Fenerbahçe maçlarında en çok oynama rekoru Turgay Şeren’e ait.

(A) Milli Takım ve Galatasaray’ın unutulmaz kalecilerinden Şeren, sarı-kırmızılı kaleyi 55 kez Fenerbahçe’ye karşı korurken, ezeli rekabette en çok forma giyen futbolcu unvanını elinde bulunduruyor.

Halen faal olarak futbolculuk yaşamlarını sürdürenler içinde ise ezeli rekabette en çok oynayan futbolcu Galatasaraylı Hakan Şükür.

-HASRET YILLARI-

Ezeli rakipler, rekabetin bazı dönemlerinde birbirlerine karşı galibiyet alma bakımından üstünlük kurmakta zorlandı.

Galatasaray, üst üste 18, Fenerbahçe ise 11 maçta galip gelemedi.

Sarı-kırmızılı takım, 17 Mayıs 1942′de 3-1 kazandığı maçın ardından tam 18 maç galip gelemedi ve 19. maçta 1 Aralık 1946′da sahadan 1-0 galip ayrıldı.

Sarı-lacivertliler ise 20 Kasım 1949′da 2-0 kazandığı maçın ardından üst üste 11 maç galip gelemedi ve 22 Şubat 1953′de taraftarlarına Galatasaray galibiyeti armağan edebildi.

-İKİ TAKIMDA DA OYNAYANLAR-

Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinde, şimdiye dek birçok oyuncu futbolculuk yaşamında 2 formayı da giyme şansını buldu.

Son dönemde iki takımda da oynayan futbolcular şöyle:

Raşit Çetiner, Güngör Tekin, Erdoğan Arıca, Engin Verel, Mehmet Oğuz, Erhan Önal, Arif Kocabıyık, İlyas Tüfekçi, Tanju Çolak, Semih Yuvakuran, Selçuk Yula, Hasan Vezir, Benhur Babaoğlu, Elvir Boliç, Sedat Balkanlı, Saffet Sancaklı, Ahmet Yıldırım, Sergen Yalçın, Emre Aşık, Fatih Akyel, Elvir Baliç, Haim Michael Revivo, Abdullah Ercan, Mehmet Yozgatlı, Stjepan Tomas, Servet Çetin.

-BİR MAÇTA 4′ER GOL ATANLAR-

Galatasaray-Fenerbahçe maçlarında şimdiye dek 1 maçta bir futbolcu tarafından atılan en fazla gol, 4 olarak gerçekleşti.

Galatasaraylı Celal İbrahim, Cemil Gürgen ve Metin Oktay ile Fenerbahçeli Zeki Rıza Sporel, rakip filelere 4′er gol atma başarısını gösterdi.

-EN ÇOK GÖRÜLEN SONUÇ 1-0-

Ezeli rakiplerin 98 yıllık geçmişinde, geride kalan 356 maçta en çok görülen sonuç 1-0 oldu.

Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki maçlarda tam 66 kez 1-0′lık sonuç ortaya çıkarken, 45 kez 2-1′lik skor alındı.

-EN ÇOK MART AYINDA KARŞILAŞTILAR-

Galatasaray ile Fenerbahçe, en çok mart, en az ise temmuz aylarında karşılaştı.

Ezeli rakipler, mart ayında 46 kez birbirleriyle karşılaşırken, temmuz ayında ise yalnızca 9 kez maç yaptılar.

-EN FARKLI SKORLU MAÇ-

İki takım arasındaki 98 yıllık ezeli rekabette geride kalan 356 maçta en farklı skorlu galibiyeti, 7-0′lık sonuçla Galatasaray aldı.

12 Şubat 1911′de İstanbul Ligi’nde yapılan maçı, Galatasaray 7-0 kazanmıştı.

-GALATASARAY’IN ZAFERLERİ-

Galatasaray’ın, Fenerbahçe karşısında 98 yıllık rekabette aldığı en farklı skorlu galibiyetlerin tablosu şöyle:

Tarih Stat Organizasyon Sonuç (GS-FB)

———- ———- ————- ————

12.02.1911 Union Club İstanbul Ligi 7 - 0

04.05.1913 Union Club Özel 6 - 0

01.10.1914 İttihat Spor Özel 6 - 1

15.03.1942 Şeref İstanbul Kupası 5 - 0

18.12.1960 İnönü Birinci Lig 5 - 0

-FENERBAHÇE’NİN FARKLI SKORLU GALİBİYETLERİ-

Fenerbahçe ise ezeli rakibi Galatasaray karşısında şimdiye dek en farklı skorlu galibiyeti, 2002-2003 sezonunun ilk yarısında Kadıköy’de yapılan maçta elde etti.

6 Kasım 2002′de yapılan lig maçını 6-0 kazanan sarı-lacivertli ekip, aynı zamanda lig maçlarında 2 takım arasındaki en farklı skorlu galibiyete imza attı.

-FENERBAHÇE’NİN ZAFERLERİ-

Fenerbahçe’nin ezeli rakibi karşısında aldığı en farklı skorlu galibiyetler şöyle:

Tarih Stat Organizasyon Sonuç (FB-GS)

———- ———- ————- ————-

06.11.2002 Fenerbahçe Birinci Lig 6 - 0

23.02.1936 Fenerbahçe İstanbul Ligi 6 - 1

12.12.1976 19 Mayıs Deprem Kupası 6 - 1

16.08.1980 İnönü TSYD Kupası 5 - 0

-EN GOLLÜ MAÇLAR-

Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki en gollü maçlarda, penaltılar dışında sporseverler toplam 8′er gol gördü.

5 Haziran 1983 tarihinde Ali Sami Yen Stadı’nda yapılan lig maçında, ezeli rakipler 4-4 berabere kaldı.

İki takım arasında 2000-2001 sezonunda, 7 Şubat 2001′deki Türkiye Kupası yarı final karşılaşması da 4-4 berabere sonuçlandı.

-CENTİLMENLİK ÖRNEĞİ-

İki takım arasındaki 98 yıllık ezeli rekabette futbolcu ve yöneticilerin centilmence davranışları, bu zevkli mücadeleye renk kattı.

Spor tarihçilerinin derlemelerine göre, ezeli rakiplerin birbirleriyle yapacakları bir maç öncesinde, Fenerbahçe Başkaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaraylılara, ”Oberle kardeşler hasta, Hasan da sakatlanmış. Sizi karşımızda eksik kadroyla görmek istemiyoruz. Dilerseniz maçı erteleyelim” diye haber göndererek, maçın ertelenebileceğini iletti.

Fenerbahçe’nin bu önerisini kabul eden Galatasaray, oyuncuların iyileşmesinden sonra, 20 Ekim 1914′de yaptığı erteleme maçında sarı-lacivertli rakibini 6-1 yendi.

-BERABER EV KİRALADILAR-

Aynı kaynaklara göre, ezeli rekabetin yeni başladığı dönemlerde Galatasaray ile Fenerbahçe sporcuları ortak kiraladıkları bir evde kalıyorlar ve beraber ava çıkıyorlardı.

İki takım sporcuları geceleri bir araya gelerek sohbet ediyorlardı. Yine bir gece sohbetin koyulaştığı sırada Galatasaray’dan Ali Sami Yen, Fenerbahçelileri, ”Said, yarın bizimle maçınız var. Git yat ve dinlen” diye uyardı.

-ERTELEMEYİ ÖNERDİLER-

Ezeli rakipler arasında 17 Kasım 1922′de yapılan maç öncesinde de ilginç bir durum yaşandı.

Bu tarihte Kadıköy’de ezeli rakiplerin maçı vardı. Maç öncesinde günlerce yağan yağmur sahayı adeta göl haline getirmişti. Fenerbahçe Başkaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaray Kulübü’ne telefon ederek, ”Saha çok kötü, maçı erteleyelim” dedi. Galatasaray Başkaptanı Necip Şahin, bunun üzerine, ”Anamız bizi bugün için doğurdu. Galip Bey, gelip maçı oynayacağız” diye yanıtladı. Galatasaray, Kadıköy’e gelip maça çıktı ve Fenerbahçe karşılaşmayı 3-0 kazandı.

-BİRLEŞME DURUMU VE ORTAK TAKIM KURMA

DÜŞÜNCESİ-

Ezeli rakiplerin kuruluşlarının ilk yıllarında birleşme durumlarının bile ortaya çıktığı, hatta iki kulüp başkanının ortak takım kurma konusunda anlaştıkları iddia edildi.

Galatasaray Kulübü’nün resmi yayın organı Galatasaray Dergisi’nin Şubat 2003 sayısında, Adnan Işık’ın belgelere dayandırarak verdiği haberde, 1912 yılında Galatasaray Kulübü Başkanı Ali Sami Yen ile Fenerbahçe Kulübü Başkanı Hulusi Bey’in ortak imzayla kayıt altına aldıkları belgenin, birleşmeseler dahi, 2 kulübün yabancılara karşı ”ortak bir takım” kurma konusunda anlaştıklarını, hatta tüzüğü bile hazırladıklarını gösterdiği kaydedildi.

-CANAYDIN’DAN CENTİLMENLİK DERSİ-

Son yıllarda ezeli rekabetteki maçların genelinde olaylar yaşanırken, Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın, rekabete centilmence yaklaşımıyla alkış aldı.

Sarı-kırmızılı ekibin 6 Kasım 2002′de, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda ezeli rakibine 6-0′lık yenilgiyle tarihi hezimete uğradığı maçta, başkanlık sıfatıyla ilk Fenerbahçe derbisini izleyen Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın’ın, rakibinin attığı golleri alkışlayarak Fenerbahçeli yöneticileri kutlaması, maça damgasını vurdu.

Canaydın’ın bu centilmenlik gösterisi kendi camiasından bazı tepkiler alsa da Dünya Fair Play Konseyi (CIFP) tarafından 2002 Dünya Fair Play Ödülü’ne layık görüldü.

Özhan Canaydın ayrıca, bu davranışı nedeniyle, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından düzenlenen ”Fair-Play Sportif Davranış Ödülü”nü aldı.

 




ALDATMAK VE ALDATILMAK (CHAT DÜNYASI)

19 04 2008

 

Oysa bilgisayar dünyasının, evrene açılan muazzam bir pencere olmak dışında, insanı zaman zaman huzursuz eden bir sanal dünya yaratması da söz konusu. İnternet, iki yanı keskin kılıç bir bakıma. Hem çok yararlı, hem de birçok olumsuz yönü var.

Her ne kadar zaman zaman mutlu yuvalar kurulmasına vesile de olsa, buna pek sık rastlanmıyor aslında. Her zaman söylediğim

 

gibi, chat ortamı birçok yuvayı yıkabiliyor, pek çok kişiyi mutsuz edebiliyor. Sanal dünya, beklenmedik olaylarla, dürüst davranmayan insanlarla, kendilerini çok farklı tanıtan kişilerle karşılaşmanıza neden oluyor.

Ve ben de, tıpkı bu aşağıdaki öyküde başından geçen olumsuzlukları anlatan genç kadın gibi düşünüyorum. Sanal dünyaya dalıp gitmiş, bir tür bağımlılık kazanmış kişilerin, kendilerine güvensiz, içe dönük, dış dünyayla kolay iletişim kuramayan, yalnız ve sorunlu insanlar olduklarını tahmin edebiliyorum.Daldıkları sanal alemde, kendilerini hayallerinde yarattıkları kişi olarak tanıtmanın keyfini yaşıyor, bir süre için bile olsa kendilerini daha bir önemli hissedebiliyorlar. Gerçek hayatta arayıp bulamadıkları mutluluğu, bu hayal dünyasında bulmaya çalışıyorlar. Ama işte sıklıkla da burada gördüğünüz gibi, hayallerde yaşamak isterken, gerçek bir mutsuzluğun kucağınada düşebiliyorlar.

Rumuz: Önce Huzur

Bundan bir süre önce köşenizde yayınlanan, bir hanımın “Chat yapıp, bekárım diye yalan söylüyorlar” başlıklı yazısını, yaşadıklarımın üstünden dört sene geçmiş olmasına rağmen, yüreğim sızlayarak okudum.

Ben 39 yaşında, 19 yaşında oğlu olan ve Türkiye’nin sayılı şirketlerinden birinde yönetici asistanlığı yapan bir hanımım. Ben de bu hanım gibi, ilk olarak 1997 yılında eşimin internette chat yaptığını öğrendim. Çalışıyor ve sürekli bilgisayar kullanmama rağmen sanal sohbetine olduğunu ve benim evliliğimde nasıl bir tehlike oluşturacağını önceleri anlayamadım maalesef.

Tam dört yılım bu chat ve chat odalarındaki kadınlarla mücadele etmekle geçti. Her geçen gün eşim bu internet ortamına daha çok bağlanıyordu. İşyerinde işim var diyip, yalan söylüyor, gece yarılarına kadar chat yapıyordu. Ben kafamı yastığa koyduğum anda o bilgisayarın başına geçip sabahlara kadar birileriyle sohbete dalıyordu. Haliyle benim ruh sağlığım gittikçe bozulmaya başladı. Boşanmak istiyorum ama adım paranoyağa çıktı. Çünkü kimseye bu chat olayını anlatamıyordum; utandığımdan değil, anlamadıkları için. Artık çevremdekiler benim ruh hastası olduğuma iyiden iyiye inanmaya başlamışlardı.

ZAMANLA ALENİLEŞTİ

Eşim sürekli yalan söylüyordu: İş yemeğine gidiyorum diyor, chat toplantısına giriyordu. İş seyahati dediği yolculuklar ise sohbete katılan, diğer şehirlerdeki kadınları ziyaret için yapılıyordu. Ve tabi ki bu arada, kadın portföyü sürekli genişliyor, eşimin telefonunda ve mail kutusundaki isimler giderek çoğalıyordu. Bu kadınlar için, sizin o kişinin eşi olmanız hiç sorun değil. Hatta cep telefonunuza mesaj çekip, hafta sonunu sizin eşinizle nasıl geçirdiklerini bile rahatlıkla anlatabiliyorlar.

Artık ne evde, ne işte, ne de iç dünyamda huzur kalmamıştı; sürekli doktorlara gidip ilaçlarla kendimi uyuşturuyordum. Çünkü gece olup da o klavye sesi beynimde çınlamaya başladığı anda kendimi dipsiz bir kuyunun içine sürükleniyor ve de nefes alamıyor gibi hissediyordum.

Bundan sonra yapılacak tek bir şey vardı benim için; eşimin bu yaptıklarını kanıtlamak ve boşanmak. İşte insanı en çok yaralayan kısmı buydu; cebindeki mesajları kendi cebime aktarıyordum, mail adresindeki mesajları, o okuduktan sonra silmediyse kendi mail adresime yolluyordum. Hatta eşimin işyerindeki bir arkadaşının yardımıyla, gerçek iş yemekleri ile chat yemeklerini ayırt etmeye başladım.

Artık ne gece uyuyabiliyordum, ne de gündüz. İş hayatımda da sorunlar yaşamaya başlamıştım. Sürekli ağlıyordum ve oturduğum yerde bayılıp günün kalan kısmını revirde geçiriyordum.

Bu arada eşim artık yurt dışı seyahatlerine de bu kızlarla gitmeye başlamıştı. Seyahat dönüşü bavulunda bu kızlardan biriyle çekilmiş sarmaş dolaş halde çekilmiş resimler bulmaya başladım. Eşim artık bu işi bana karşı alenen yapıyordu ama herkese “Benim bir şey yaptığım yok, o paranoyak oldu” diyordu.

Böyle gecen dört senenin sonunda ilk önce çevremdeki insanları, yani ailemi, sonra da topladığım bilgilerle ve bir avukatın yardımıyla adli makamları ikna ederek tek celsede boşandım.

Anlatılacak o kadar çok şey var ki, sayfalar yetmez. Boşanalı dört sene oldu. Şimdi o kadar huzurlu ve o kadar mutlu bir yaşantım var ki, geriye dönüp baktığımda sadece 1997-2001 yılları arasını yaşadıklarımı çevreme kanıtlamak için uğraştığıma acıyorum.

OĞLUM AYNI YOLDA

Chat ile ilgili televizyon programları yapılmasını isteyen hanıma sesleniyorum; değil program yapmak, bu uğurda canlarından olan insanların varlığına rağmen bu işten vazgeçmiyorlar. Çünkü bu bir hastalık, psikolojik bir rahatsızlık; kesinlikle tedavi edilmesi lazım. Bir dönem araştırmıştım, Balıklı Rum Hastanesi’nde chat bağımlılığını tedavi merkezi kurulmuş diye duymuştum.

Bana göre, bu insanlar normal hayatta iletişim kurma problemi yaşayan kişiler. Klavyenin başına geçince, orada kontrol mekanizması olmadığı için kendilerini önemli hissediyorlar. Asla vazgeçmiyorlar.

Ve maalesef şimdi oğlum da bu yolda hızlı adımlarla ilerliyor. Onun için yapacak bir şey bulamıyorum. Eşinizi hayatınızdan atıyorsunuz ama oğlunuzu atamıyorsunuz. Eski eşim sonunda yine sanal alemde tanıştığı bir kadınla ikinci evliliğini yaptı. Dengi dengine bir evlilik olduğunu düşünüyorum. Onun hayatında değişen bir şey olmadı. Hálá gerçek dünyayla ilişkisi olmayan bir ortamda çevre kurmaya çalışıyorlar.

Herkese chat’siz bir dünyada, önce sağlıklı sonra da huzurlu günler dilerim…

 

KAYNAK : GÜZİN ABLA




KPSS SINAVI MERAK ETTİKLERİNİZ

18 04 2008

2008 KPSS Ne Zaman Yapılacak ?

2008 Kpss lisans mezunları için 28-29 Haziran 2008 tarihinde,önlisans ve ortaöğretim mezunları için 21 Eylül 2008 tarihinde yapılacaktır.

Kpss Sınav Süresi Ne Kadardır?

KPSS Süresi:120 Dk

Kpss Soru Sayısı?

KPSS Soru Sayısı:120

Kpss Hangi Bölümlerden Oluşur?

Herk