STRES, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARI

31 03 2007

Stres Nedir?

Stres aslında her birimizin -küçük, büyük ayırt etmeden- yaşadığı belli bir olay ya da durum karşısında

duygusal ve fiziksel dünyamızın gösterdiği “zorlanıyorum” reaksiyonudur. Stresten arındırılmış

bir yaşam söz konusu olamaz. Hatta stres belli bir ölçüde “yaşamın zorlayıcısı” olarak gereklidir de.

Ama duygusal ve fiziksel dünyamız zaman zaman karşılaştığı zor durumun kalıcı olmaya başlaması halinde

ciddi bir yıkım sürecine girer. Bu yıkım içsel yıkım şeklinde olabileceği gibi, dışsal yıkım da yani

çevremizdekilere (canlı,cansız) zarar verme şeklinde de olabilir.

Stresin etkisini bir yıkım şeklinde göstermesi durumuna “stres fırtınası” diyebiliriz.

Stres fırtınası önlem alınmadığı takdirde kolaylıkla kalıcı ruhsal ya da fiziksel hastalıklara bizi götürebilir.

(Panik-atak, anksiyete, tansiyon ilk akla gelen bu türden rahatsızlıklar arasında kolaylıkla sayılabilir.)

Stresin Belirtileri

Stres altındaki kişilerde görülen en temel fiziksel belirtiler :

Terleme

Ateş yükselmesi

Tansiyon artışı

Kan atışlarında hızlanma

Ağız kuruluğu

Baş ağrısı

Baş dönmesi

Mide bulantısı

Sebepsiz kasılmalar

Halsizlik

İştahsızlık

Boşaltım sistemlerinde bozukluk (kabızlık ya da ishal)

Nefes darlığı

Stres altındaki kişilerde görülen en temel duygusal belirtiler :

Sinirlilik hali

Duygusal yorgunluk

İsteksizlik

Konuşma zorluğu ya da tam tersi fazla konuşma

Hatalı konuşma (sözcükleri karıştırma)

Unutkanlık

Çeşitli korkuların belirmesi (yakınlarını kaybetme kaygısı, uçuş korkusu, hastalanma korkusu, ölüm korkusu,…)

Cinsellikten uzaklaşma ya da tam tersi aşırı cinsel ilgililik

Küfürlü konuşma

Başarısızlık hissi

Kendini küçük ve yetersiz görme

Zaman zaman saldırganlık

Duygusal dengesizlik

Stresin Nedenleri

Bedenimiz mükemmel bir mekanizmadır. Bu mekanizma kendisine yönelen bir saldırı halinde savunmaya geçer.

Ama saldırının geliş kaynağı, etkisi ve yıkımı ölçüsünde bu savunma başarılı olur.

Saldırının savuşturulamaması halinde bu mükemmel mekanizma yara almaya ve parçalanmaya,

sistemini oluşturan öğeleri teker teker kaybetmeye başlar.

Stres de duygusal ve fiziksel bütünlüğümüze yönelmiş bir saldırıdır. Bu saldırının geliş kaynağı çok çeşitli olabilir.

En çok rastlanan nedenler :

İşyerinde yaşanan huzursuzluklar

Aile içi anlaşmazlıklar

Aile içi şiddet

Boşanma

Cinsel taciz

Cinsel engellenme

Ekonomik geçim zorluğu

Ağır eğitim

Ağır aile içi sorumluluklar

Belirli bir korkuya sebep olan durumun ortaya çıkması

Ölüm

Aniden ortaya çıkan fiziksel hastalıkların yarattığı korku

Stresin Neden Olduğu Sorunlar

Kendisine yönelen saldırı karşısında bedenin kimyasal dengesi, hormonal salgı durumunda değişme olur.

Stresin uzun sürmesi ya da saldırının bedence savuşturulamaması durumunda bedenin kimya dengesi bozulmaya başlar.

Midede asit düzeyinin yükselmesi, adet döneminde düzensizliklerin ortaya çıkması stresle de alakalı olabilir.

Özellikle stres halinde üretilen adrenalin bedenin kimya dengesini olumsuz yönde etkileyebilir.

Özellikle engellenme duygusunun yarattığı stres, deri dökülmeleri, kaşınma, uzun süre banyo yapmama gibi

durumlara yol açabilir.

Stres altındaki kişi bir korku yaşamaktadır. Bu korku onun normal yaşamını sürdürmesine engel olmaktadır.

Bir çok şeyden kaçar ve normal yaşam sürecini hızla değiştirmeye zorunlu olarak yönelir.

Özellikle sosyal yaşamdan kopuş, içe kapanıklılık ve kendisi ya da sevdikleri ile ilgili sorumluluklarını

yerine getirmeden kaçınmaya başlama stresin neden olabileceği durumlardandır. Zira stres altındaki kişi kendini

“hiç bir yükü taşıyamayacak derecede yorgun” hissetmektedir. Bir şeyleri yapmaya yönelik istek düzeyinde

ciddi bir düşüş söz konusudur. “Bir şeyleri yapmaya” yeltense de “başarısız olacağına” inanmaktadır.

Stresi Çözmek

Ne yazık ki bir çoğumuz eğer yaşadığımız stres kalıcı hale dönüşmüş ve duygusal ile fiziksel dünyamıza

zarar vermeye başlamışsa fark etmeyiz bile. Bu durumu “ılık suda pişirilen bir kurbağa” ile benzeştirebiliriz.

Ilık suda kendini güvende hisseden kurbağa, suyun yavaş yavaş ısınması ile gelecek tehlikeyi fark etmez.

Stresinin yıkıcı hale geldiğini hisseden kimilerimiz çareyi bir tıp adamından/kadınından danışmanlık almada buluruz.

Bu aslında oldukça sağlıklı bir yöntemdir. Öte yandan kimilerimiz ise özellikle metafizik alana yoğun bir yönelme gösterir,

yaşadığımız bu olumsuzluğun ne zaman sona ereceğini öğrenebilmek için falcılara, astrologlara, dua okuyucularına yöneliriz.

Modern insanın stres düzeyinin eskisine oranla çok artmış olmasından dolayıdır ki, alternatif tıp diye tabir edilen tedavi

ya da rahatlama yöntemleri son yıllarda bu sebeple çok yaygınlaşmıştır. (Reiki, taşlarla tedavi gibi)

Söz konusu yöntemlerin faydalı ya da faydasız olabileceği bu yazının konusunu teşkil etmemektedir.

Önemli olan stresi çözecek yolun doğru seçilebilmesidir. Bu çözümdeki kilit kişi öncelikle “biz”izdir.

Yani stresi çözmek konusunda ilk adımı atması ve kararlılık göstermesi gereken kişi bizzat kendimizdir.

Pekiyi stresi nasıl çözeceğiz. Tıbbi ya da dilediğimiz bir yöntemi seçerek yardım alabiliriz.

Ama bu yardımı alsak da almasak da öncelikle bizi neyin strese soktuğunu tespit etmeye çalışmalıyız.

Özellikle “iç sorgulama” bu anlamda faydalı bir yaklaşım olacaktır. Günlük yaşamımızda stres altında yaşadığımız

ortamda bir kaç gün süre ile mümkün olduğunca kendimizle ve yaşadığımız durumlarla ilgili not tutmaya çalışabiliriz.

“Olan neydi?”, “Ne hissettik?”, “Bize nasıl davranıldı?”, “Biz nasıl davranılmasını istiyorduk?”, “Bizi ne mutlu etti”,

“Bizi ne mutsuz etti?”, “Sıkıntılarımız saat kaçta başladı?” yanıtını arayacağımız sorulardan olabilir.

Bu sorular sizin durumunuza özgü olarak değişebilir. Sorularınızı kendiniz de oluşturabilirsiniz.

Önemli olan stresinizin “anatomisi”ni çıkarabilmektir.

Notlarınızı oluşturduktan sonra, herkesten uzak bir kaç saate ya da bir kaç güne ihtiyacınız olacaktır.

Notlarınıza bakarak geriye dönerek durumları çözümlemeye çalışın. “Sizi neyin mutsuz ettiğini”,

“sizi mutsuz eden bu durumun sona erebilmesi için olası çözümlerin neler olduğunu”,

“çözümlerin bedellerinin ve ödüllerinin neler olabileceğini” düşünün. Bu düşünme egzersizini yaparken

olabildiğince gerçekçi olmaya çalışın. Kendinize kızmayın, acımayın, kendinizi şövalye ya da kurban olarak nitelemeyin.

Kaldırabileceğinizden daha ağır ya da yapabileceğinizden daha hafif çözümlere hemen heves etmeyin.

Böylesi bir iç sorgulamayı yaparken sadece çevrenizi ve çevrenizdekileri değil kendinizi de eleştirin.

Ama eleştirin yıkmaya yönelmeyin. “Ne yapsa idiniz durum daha iyi olabilirdi?” ve “bunu neden yapamadınız

ya da yapmadınız?”, “bunu nasıl yapabilirsiniz?” sorularına yanıt arayın.

Bu iç sorgulamayı yaparken notlar almayı ihmal etmeyin. Olabildiğince yazık, kağıt tüketin.

Sorunlarınızı ya da sorgulamanız sırasında başlık haline gelebilen durumlara ait sözcükleri bir

kağıda büyük harflerle yazarak çevrenizdeki duvarlara asın.

Unutmayın ki, stresi çözebilmek için mevcut durumun değiştirilmesi gerekir.

Mevcut durum bize bağlı sebepler içerebileceği gibi bize bağlı olmayan ama bizi etkileyen sebepleri de barındırabilir.

Örneğin, insanlara sert konuşan birinin çevresinden aldığı tepkinin sebep olduğu stres belki kişinin konuşma

tarzını değiştirebilmesi ile belli bir vadede çözülebilir. Ama işyerinde yeteneklerinin dışında çalıştırılan

bir kişinin stresini yenmesinin belki de en önemli çözümü mümkünse yeteneklerine uygun bir işe yönelmesidir.

Kuşkusuz stresi yenebilecek her çözüm kolay ve çabuk değildir. Zaten böyle olsa idi, stresi çözmek de

belli bir çaba isteyen bir eylem olmazdı. Stresin çözümü, belli vazgeçişleri ya da belli çabaları gerektirebilir.

Bu durumda yapılacak en doğru şey, “neyi gerçekten yapabileceğimize” ve ” bu çözümün bizi mutlu edip etmeyeceğini”

kurgulayabilmektir.

Yaşamı bu anlamda bir “kumar” olarak algılamaktansa “akıl ile çözümler üreterek problemleri çözme eylemi”

olarak görmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Post-Stres Dönemi

Eğer stresi çözmek için bulduğumuz çözüm, işe yaradı ise bu durumda çalışmamızı hemen sona erdirmemeliyiz.

Zira stresin tekrar aynı şekilde ortaya çıkmaması için post-stres (stres sonrası) dönemde de “stresin tekrarlamaması”

için yapmamız gerekenli bilmeliyiz. Öncelikle bizi strese götüren şeyden uzaklaşmış isek ona yaklaşmamak/yaklaşmamaya

çalışmak iyi bir önlem olacaktır. Stresimizi yenmek için bir özelliğimizi değiştirmiş isek bunu devam ettirmek de

yine iyi bir önlemdir. Stresten uzaklaşmanın verdiği rehavet ve mutluluk ile “önlemler listesini” bir kenara atmamalıyız.

Stresten Uzak Durmak

Stresten uzak durabilmek pek mümkün değilse de kalıcı hale dönüşen ve başka duygusal ve fiziksel sıkıntılara yol

açan yıkıcı stresten uzak durabiliriz. Bu uzak duruşta başlangıç noktamız yine “biz”iz. “Kendimizi unutmamalıyız.

Sadece başkaları ya da işler için yaşamamalıyız. Yaşamı kendimiz için de yaşamalıyız. “Kendini çocuklarına feda eden

anne/baba” ya da “işi için kendisini unutan kişi” tiplemeleri toplumsal düzeyde bir tür “kahraman” mertebesi ile

adlandırılırsa da aslında böylesi bir durumda bir “kahraman”dan değil bir “kurban”dan söz etmek daha uygun olacaktır.

Siz kendinizi unutabilirsiniz. Ama beden kendini unutmaz. Siz bedeninize karşı sorumluluğunuzu yerine getirmediğiniz

takdirde bedeniniz de sizinle yapmış olduğu barış anlaşmasını bozacaktır.

Kendimizi nasıl hatırlayacağız?

Kendimizi sevmeliyiz. Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir.

Bir diğerine benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi,

bizim benzediğimizi sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir.

Kendimize zaman ayırmalıyız. Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız.

Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz.

Ayırdığınız zaman size ait olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız.

Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma, resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir.

Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme

yönelmenizde hiç bir sakınca yok. (Tabii söz konusu eylem stresinize de dolaylı olarak katkıda bulunan eylem olmamalıdır.)

Stres altında oluşan bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz. Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak

üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür

bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan

kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli kılar.

Gülmeyi unutmamalıyız. Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.

Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım. Kahkanızı sevin.

Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz. Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi

boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine

“bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek emin olun daha faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde

hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

Özür dilemekten ya da barışmaktan çekinmeyelim. Bazen bir özür, bir çiçek, bir tebessüm ve de en önemlisi bir

“seni seviyorum” seslenişi her şeyi çok hızlı bir şekilde çözer.

İnsanları olduğu gibi kabul etmeye çalışalım. İnsanları değiştirmek kolay değildir.

Eğer bazı durumlarda karşımızdakini olduğu gibi kabul eder ve onu olamayacağına değiştirmeye zorlamaktan vazgeçersek

hem kendimiz hem de onun için faydalı bir şey yapmış oluruz.

Spor aktivitelerine katılalım. Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel

hem de duygusal olarak faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

Dünyadan kopmayalım. Dünya değişirken köşemizde kalamayız. Değişen renklerle birlikte büyümeliyiz.

Okumaktan, dinlemekten, öğrenmekten vazgeçemeyiz. Yeni öğrendiğimiz şeyler bizi yeniler.

Öğrendiğimiz yeni şeyleri paylaşalım, tartışalım. Düşünce dünyamızdaki yoksulluk gelişmemizin,

sorunları çözmeyi öğrenebilmemizin önündeki en temel engeldir.

Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız. Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek

ve ona bu mücadelede gerekli olan enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve

dengeli beslenme önemlidir. Aşırı yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini,

metobolizmasını bozabilir.

KAYNAK: kedimveben





PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU (MEVLİD KANDİLİ)

30 03 2007

resul2.jpg

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)

571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur.

Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır.

Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş,

Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.

O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş,

aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan

sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir.

Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan)

kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah,

müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler. ” (Âl-i İmrân, 164)

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta,

Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi

tarafından yazılan ve asıl adı “Vesiletün’necat” olan mevlid kitabı O’nun doğumunu,

üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek,

O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin

Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak

başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, “Alemlere rahmet olarak gönderildi.” Asırlara sığmayacak inkılapları

birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar

O’na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık,

adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O’nun tek emriyle,

kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti,

demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı.

Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil,

bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli

olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)’nın

ifâdesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur’an-ı Kerim,

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve

Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı

bir Peygamber’in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek,

O’na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir

Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım. O’na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım…

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak,

ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir.

Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…

“De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)

KAYNAK:biriz.biz/itikat/mevlid





GÜNÜMÜZÜN VEBASI : ZİNA

29 03 2007

Zina, evlilik dışı girilen cinsel

ilişkidir!

Bu, indirerek yasa olarak yayimladigimiz bir sure olup ögüt alasiniz diye içine apaçik ayetler yerlestirdik. (24/1)

Zina kisa ve öz tabiriyle; “evlilik disi girilen cinsel iliskidir”. Kuran´a göre bunun bir baslangici veya siniri yoktur. Yani her kim, hangi inanisa sahip olursa olsun, evlilik sözlesmesi yapilmadan kurulan iliskilere zina denir.

Çagimizin bazi aydin görüslü-görünüslü gençleri(!), zina hükmüne girmemesi için degisik yöntemler kesfetmeye koyulmuslardir. Örnegin, gebeligi önleyici araçlar kullanarak(!). Kimileri de, “Parasiyla degil mi kardesim! Kim karisir?” felsefesiyle hareket etmekte, kendi çapinda Allah´in kurallarini degistirmeye çalismaktadir. Yusuf Peygamber´in ahlakindan habersiz olan bu toplumun, farkinda olmadan yol açtigi olumsuzluklari görmezlikten gelemezsiniz. Sadece ülkemiz genelinde, hemen hemen her ilde, bir çocuk yuvasi ve buralarda anasi-babasi belirsiz onlarca-binlerce çocuk bulunmaktadir. Sonuç; “tinerci-tecavüzcü-uyusturucu vb. kurbani gençlik”.

Insanlik tarihi boyunca, onlarca kavim ve bunlari uyaran peygamberler geçmis olmasina ragmen, bazi peygamber-kavim iliskilerinin özellikle anilmasi, neyi gösterir sizce? Kuran´in bir ayetinde der ki; “Yoksa siz, sizden öncekilerin basina gelenler gibisi sizin de basiniza gelmeden cennete gireceginizi mi saniyorsunuz? …2/214 “ Diyebilir miyiz ki; “Yusuf ahlakina sahip olanlar ile olmayan Seytan ordulari birbirinden ayrilacak!” ve Allah, dünyada zinaya karismayan mümin kullarina su müjdeyi veriyor; “Dizilmis koltuklara yaslanmislardir ve onlari güzel eslerle eslendirmisizdir. 52/20″ ve “Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafindan dokunulmamis, bakislarini dikmis esler vardir.55/56″

Allah, bir seyin yapilmasini uygun görmüyorsa, bunun mutlaka geçerli bir sebebi vardir. Zinanin da öyle. Ölümcül hastaliklar(aids,frengi vb.)-siddetli geçimsizlikler vs. zinanin baslica sebep oldugu yikimlardir. Geçmis yillarinizda bir sekilde zinaya karismis olsaniz dahi, bunun sonucu, siz evlendikten sonra da çikabiliyor (çocuklarinizdaki soyaçekim, gensel özellikleri vb.).

ZİNAYI ÖNLEMEK

Akli kasiklarina inmis birine, “Allah, zinayi yasak-evliligi helal kilmistir” deseniz, “Yok ya! Hoca mi kesildin basimiza!” deyip üzerinize yürür mazallah. Tabiki yöntem bu degil! Allah kitabinda zina edenleri “halkin önüne çikarip yüz celde vurun!” der (bkz.24/2). Bu hükmü, çagdas cahiliyeciler, “Yobazlik-gericilik” olarak nitelendirilirler. Fakat her nedense, kendi aile baglarini koruyamazlar, evlatlarina sahip olamazlar. Adlari çikinca da “asacagim-kesecegim!” diye nara atmaya baslarlar. Sonuç “kan ve gözyasi”.

Cahil ve zevke düskün insan, “ne yapsam da Allah´in hükümlerini yumusatsam” gibisinden birtakim telkinlere kaptirir kendini. Daha küçük yaslarda, kiz ise erkegi-erkek ise kizlari tavlama yöntemleri (!) kesfetmeye baslar. “Gençlikte çapkinlik mübahmis!”. Bosuna yirtinmayin Seytan elçileri, sizin ve insanligin durumu ortada!

Oysa bir caydirma yöntemi olan yüz celde, zina edenlere uygulanmis olsa, olumsuzluklar yasanmaz ve herkes namus güvencesi altinda, mutlu bir hayat sürdürür.

ZİNANIN CEZASI

Eger esinizi biriyle zina ederken yakalamis iseniz, Allah sizden dört sahid getirmenizi ister. Bunun bilimsel bazi açiklamalari da olabilir.Yada ortada bir iftiranin dönüp-dönmedigi diger insanlar tarafindan da anlasilsin babinda degerlendirilebilir (bkz.24/4). Her iki duruma göre, dört kat daha ince düsünmeli ve çabuk karar vermelisiniz!(bkz.24/6-9 ve 2/226). Eger çikmaza gireceginizi düsünüyorsaniz Kuran´in yöntemi; “güzellikle saliverin!” ama “affederseniz de, Allah affedicidir!”. (bkz.2/229 ve 65/2)

Bundan ayri bir de yukarida da degindigimiz gibi, yüz celde ile caydirma yöntemi vardir ki, bu, bildigim kadariyla dünyanin hiçbir ülkesinde uygulanmiyor. Dünyanin asil sahibi Seytan, kendisine sadik ögrenciler yetistirmesini bilmis!. (bkz 24/21)

Yahudi uydurmasi olan “taslama usulü” ise, Kuran´da yer almayan bir uygulamadir. Hem, hiçbir sekilde, insanin öldürülmesini istemeyen Allah, bu hükmü vermis olamaz. Bu olsa olsa, kendisi zina ettigi halde, kendisi disinda kalanlarin bu ise bulasmamasini saglamak amaciyla(!), uydurdugu bir önlem(!) olabilir.

EVLİLİK

Kuran der ki; “Bekarlarinizi, erdemli kadin ve erkek hizmetçilerinizi evlendiriniz; eger yoksul iseler, ALLAH onlari kendi lütfundan zengin edecektir. ALLAH Cömerttir, Bilendir.24/32″ Eger zinaya karismaktan korkuluyorsa, ebeveynler, çocuklarini biran önce evlendirmelidir. Ayette geçtigi üzere eger yoksul iseler, biraz daha sabretmeleri gerekir ki sabir, müminin bir vasfidir.

Evlilik bir sözlesmedir. Bir bagdir. Ahlaki degerlere sahip çikmak ve bunu korumak için gereklidir. Allah bunu helal, zinayi haram kilmistir.

Öte yandan ebeveynler, daha evlenememis olan çocuklarina, ahlaki egitimi Kuran´daki sekli ile kendileri vermelidirler. Bu egitime özen göstermeleri gereklidir. Yoksa, alinlarina vurulacak namussuzluk damgasi söz konusu. Müminler, iftira atmaz. Bu büyük bir günahtir (bkz.24/23). Fakat bazi cahiller ki onlar, vaktiyle, Hz. Meryem´e dahi iftirada bulundular (bkz.19/27-30), kendileri su an kadinlari sex kölesi olarak kullanmaktadirlar. Bu kisiler evlenseler dahi bu, pek uzun sürmüyor. Çocuk ise, pesimist toplumlarin arasina giriveriyor.

Çocugunuza, açik filmler izlemesini siddetle yasaklarsaniz, ilk eline geçen harçlikla geneleve gider! Kontrolü elinize alin ve siniri asmamasini ögütleyin! Kendisine zinanin yasak oldugunu israrla anlatin, inanmiyorsa da zorlamayin! Allah, ona hakettigi bir yasayis tarzi sunacaktir.

Evlenebileceginiz kisiler hakkinda Kuran, açiklayici bilgiler verir. Mezhepçi ögretilere kurban gitmeyin! (bkz. 4/22-25 ve 24/23) Yabancilarla evlilik durumu ise; “Ey inananlar, inanan göçmen kadinlar size sigindiginda onlari sorgulayin. ALLAH onlarin inançlarini çok iyi bilir. Inançli olduklarini anlarsaniz, onlari kafirlere geri göndermeyin. Ne bunlar o inkarcilara helaldir, ne de onlar bunlara helaldir. Inkarcilarin harcadigi mehirlerini onlara geri verin. Mehirlerini ödediginiz taktirde bunlarla evlenmenizde bir sakinca yoktur. Inkarci kadinlari sorumlulugunuzda tutmayin. Onlara harcadiginiz mehirlerinizi isteyebilirsiniz, onlar da verdikleri mehirlerini isteyebilirler. Bu, ALLAH´in hükmüdür. O, aranizda yargida bulunur. ALLAH Bilendir, Bilgedir. 60/10″

SINIRI AŞANLAR

Allah, kendi saltanati altindakilere hep iyiyi-güzeli ögretmektedir. Seytan ise bunun tam tersini telkin eder. Öyle ki insan artik kendi hemcinsleri ile zina etmeye baslar (geçmiste oldugu gibi). Hangi inanisa sahip olursaniz olun, kendi cinslerinizle iliskiye girmeniz affedilemez! Bütün ilahi kitaplarda bu mesaj vardir. Onlarin baslarina neler geldigi de bu kitaplarda kayitlidir. Ayrica bunlarin canli tanik-kanitlari da yeryüzünde-gözlerinizin önünde durmaktadir.

Benim bir teorim var: “Yoksa siz, sizden öncekilerin basina gelenler gibisi sizin de basiniza gelmeden cennete gireceginizi mi saniyorsunuz? …2/214 ” ayeti geregince, geçmiste bu tür ters-sapkin iliskilere girmis kavimlerin hortlayacagini-çogalacagini ve akabinde Allah´in bosuna yaratmadigi volkanik daglarin, hepsinin, ayni anda faliyete geçip “suçlu günahkarlarin basina ates yagdiracagini” tahmin ediyorum.(bkz.51/32-34) Ama bu tezime katilirsiniz yada katilmazsiniz, o, sizin bileceginiz bir is!.

ZİNA HAKKINDA SÖYLENEN YANLIŞLARDAN Gebeligi önleyici etmenler (evlilik disi ise) zinaya sebep olmaz gibi bir sacma düsünce

Keyfi üç-bes esle evlilik zina sayilmaz

Gençlikte çapkinlik mübahtir demek!

Zina edenler tasla öldürülmelidir

Çocuklarin/gençlerin yaptigi zina sayilmaz

Parasiyla kurulan cinsel iliski mübahtir diyecek kadar alcalmak!

Çiplak vücuda şehvetle bakmak göz zinası degildir gibi bir yanlis bilgi.

El-ele tutusmak, öpmek vb. zina sayilir.

Nisanli iken iliskiye girmek yasak degildir diye söylenen sözler yanlistir!

Inananlarin arasindan hayasizligin yayginlasmasini arzulayanlar, dünya ve ahirette aci verici bir cezayi hakketmislerdir. ALLAH bilir, siz bilmezsiniz. (24/19)

KAYNAK: İslam ve insan





KİBİR, GURUR VE KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

29 03 2007

Kibir ve Kendini Beğenmişliğin Kötülüğü

Allah (C.C) beni ve seni dünya ve âhiretin iyiligine kavustursun. Bilesin ki. büyüklük taslamak ve kendini begenmislik faziletleri siler ve alçaklik kazandirir. Nasihat dinlemeyi ve terbiye edilmeyi engelleyen bir rezalet olmak için sana kâfidir. Bu yüzdendir ki, mütefekkirler «Ilim haya ile büyüktük taslama arasinda barinamaz. Sel yüksek binalara nasil düsmansa ilim de böbürlenenlere öyle düsmandir» derler.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Kalbinde zerre kadar büyüklük duygusu bulunan kimse, cennete giremez.»

Yine Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Büyüktük taslama niyeti ile elbisesini yerde sürükleyenin yüzüne Allah (C.C) bakmaz.»

Ehli hikmet derler ki. «Büyüklük duygusu ile saltanat bir arada devam etmez.»

Ulu Allah (C.C.) kibirle kargasalik çikarmayi yanyana zikrederek söyle buyurmustur:

«— Bu âhiret yurdudur. Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamak ve kargasalik çikarmak pesinde kosmayanlara nasib ederiz.»

(Kasas Sûresi – 83)

Yine Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Yeryüzünde bosu bosuna büyüklük taslayanlarin dikkatlerini âyetlerimden alokoyacagim da onlar bütün âyetlerimi görseler bile inanmayacaklar.»

(Araf Sûresi – 146)

Ehli hikmetten biri der ki. «Bana karsi büyüklük taslayan herkesin durumunun tersine döndügü ve ondakinin bana geçtigini yani benim ona karsi büyüklenmeye basladigimi gördüm.»

Ibni Avane en çok büyüklük taslayan kimselerdendi. Rivayete göre bir gün hizmetçisinden su ister, hizmetçi «peki» der; bunun üzerine Ibni Avane ancak «hayir» diyebilecek durumda olanlar «peki» diyebilir, hizmetçiye çikisir ve tokatlamalarini emrederek dövdürür; Ibni Avane bir çiftçi çagirarak onunla konusmus, sözü bitince su istemis, ve onunla konustugu için igrenerek agzini çalkalamis.

Bu husûsda «falan kimse, kendini öyle yücelere çikardi ki, düsse paramparça olur» derler.

Meshur dil âlimi Câhiz der ki; «Kureys kabilesinden büyüklük taslamada meshur olanlar Beni Mahzum ve Beni Umeyye oymaklari, Araplar arasinda ise Beni Cafer Bin Küâb. Beni Zeraret Ibni Adiy oymaklaridir. Pers hükümdarlari (Kisralar) ise kendilerini ilâh, halki da köle olarak görürlerdi.»

Kibirliligi ile meshur Beni Abduddar oymagindan birine. «Halifeyi görmeye niçin gelmiyorsun» diye sorarlar. «Köprünün, serefimi çekemeyeceginden korkuyorum» diye böbürlenir.

Haccac Ibni Artat’a «Niçin cemaatle namaz kilmaya geimiyorsun?» diye sorarlar. «Bakkal takiminin beni sikistiracagindan çekiniyorum» diye cevap verir.

Anlatildigina göre. Yemen ileri gelenlerinden Vali Ibni Hicr Peygamber (S.A.V)’imize gelir, Peygamber (S.A.V)’imiz de ona bir miktar mirî arazisi tahsis eder. Muaviye’yi de «ayirdigim araziyi kendisine göster ve üzerine yaz» diyerek yanina katar.

Sicak bir günde yola çikarlar. Muaviye Valinin devesini arkasindan yürüdügü için günesten bunalir. «Beni devenin arkasina al» diye teklif eder. Vali «Sen hükümdarin yanina bineceklerden degilsin» diyerek onu reddeder. Bunun üzerine Muaviye «Bari ayakkabilarini bana ver» der. Vâil bu istege de, «Ey Ebû Sufyanoglu, senden ayakkabilarimi esirgeyecek kadar cimri degilim, fakat ayakkabilarimi giydiginin. Yemen kabileleri arasinda yayilmasindan hoslanmam. Sen devemin gölgesinden yürü, bu seref sana yeter» diye cevap verir.

Söylendigine göre sözü edilen Vâil, Hz. Muaviye’nin halifelik devrine yetisir, bir gün halifeyi ziyaret etmeye varinca Hz. Muaviye onu koltuk üzerine oturtarak kendisiyle konusur.

Mesrur Ibni Hind, adamin birine «Beni taniyor musun?» diye sorar, adam «Hayir» diye cevap verir. Adamin cevabi üzerine «Ben Mesrur Ibni Hind’im» diye kendini tanitir, adam yine «Seni tanimiyorum» deyince ona «Ay’i tanimayanlari Allah (C.C) kahretsin» diye çikisir.

Sâir söyle der:

«Kendini begenmislik kuruntusuna tutulan aptala deyiniz ki;

Kendini begenmisligin zararini bilsen ona kalkismazdin.

Kendini begenmislik dini zedeler, akli zayiflatir.

Serefi düsürür, hey kendine gel!»

Derler ki: «Ancak düskün ruhlular büyüklük taslar ve alçak gönüllüler mutlaka yüce ruhlu, kimselerdir.»

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

“Üç sey mahvedicidir: Boyun egilen pintilik, isteklerine uyulan nefis ve insanin kendini begenmesi.”

Abdullah Ibni Amr’in rivayet ettigine göre. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

“Hz. Nuh (A.S) ölmek üzere iken iki oglunu yanina çagirarak onlara su nasihatte bulunur, «size iki seyi emreder ve iki seyden sakinmanizi isterim. Allah (C.C)’a ortak kosmaktan ve büyüklük taslamaktan uzak durunuz. Emrettigim sey’ere gelince birincisi “Lâ ilâhe illallah’”i dilinizden düsürmeyin. Cünki göklerde ve yerde olen her sey terazinin bir kefesine; “Lâ ilâhe illallah’” cümlesi de öbür kefesine konsa ikincisi agir basar.

Gökler ile yeryüzü bir araya gelerek bir çember teskil etse de bu çemberin üzerine “Lâ ilâhe illallah’” cümleleri konsa, çember üzerine binen agirligin altinda kirilir. Ikinci olarak da sik sik «sübhanellâhi velhamdülillâhi» deyiniz. Çünki bu cümle canli – cansiz her varligin duasidir ve canlilarin rizki bu duâ sayesindedir.”

Hz. Isâ (A.S.) der ki. «Allah (C.C)’in Kitabi’ni ögrenen ve zorba olarak ölmeyen kimseye ne mutlu!»

Anlatildigina göre Abdullah Ibni Selâm (R.A.) bir gün odun yüklü alarak çarsidan geçiyordu. «Niye böyle yapiyorsun, senin buna ihtiyacin yok.» diyenlere «nefsimden kibiri kovmak istedim» diye cevap verir.

Kurtubî tefsirinde:

«Gizlenmesi gereken zinetleri bilinsin dîye ayaklarini yere sert basmasinlar» (Nur Sûresi – 31) mealindeki âyet hakkinda denir ki; «kadinlar bu hareketi böbürlenmek erkeklere gösteris olsun diye yaparlarsa davranislari haramdir.»

Ayni sekilde erkeklerin de calim satmak gayesi ile yere sert basmalari da haramdir, cünki büyüklük taslamak büyük günahlardandir.»

KAYNAK: İslam ve insan





ÜÇ MAYMUNA DÖNDÜK..!

28 03 2007

yuksel.jpg

Günümüz insanı bir acayipleşti, anlamak mümkün değil. Sokağa çıkıp şöyle bir bakın…

Herkesin elinde bir cep telefonu, küçücük ekranın renkli dünyasına dalıp giden insanlar göreceksiniz. Çevresinde olup bitenden habersiz.

Sonra herkesin kulağında bir kulaklık, kimi müziğin ritmine kaptırmış kendini, kimide teknolojinin sağladığı kulaklıkla konuşmanın verdiği cezbedici özelliğin tadını çıkarıyor. Kendisine verilen bir selamın bile farkına varmadan.

Ve son olarak herkes birbirinden bekliyor aranmayı. Kontörün limiti kadar konuşulabiliyor ancak. Ya sonrası uzunca bir sukunet…

KIsacası artık görmüyor, duymuyor ve hatta konuşmuyoruz..!





ARKADAŞ SEÇİMİ

27 03 2007

Arkadaşlık üzerine iki Cihan Serveri Peygamber (a.s.m) efendimizin ve İslam büyüklerinin de

sayısız tavsiye ve ikazları vardır.

İnsanın dost ve arkadaş seçerken nelere dikkat etmesi gerektiğine dair

Peygamber (a.s.m) şöyle buyurur:

“Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Binaenaleyh sizden herhangi biriniz kiminle dostluk

yaptığını güzelce düşünüp tetkik etsin.”

İyi arkadaş seçen bir kimse her sıkıntılı anında arkadaşlarını yanında bulduğu gibi,

öldükten sonra dualarda yine hayırlı insanların yanındadır.

KİMLERLE ARKADAŞLIK YAPILMAZ?

Cafer-i (r.a.), kendileriyle arkadaşlık yapılmaması gereken kimseleri şöyle sıralar:

1: Yalancı ile arkadaşlık yapma. O serap gibidir. Uzağı sana yaklaştırır, yakını da senden uzaklaştırır.

2:Ahmakla arkadaşlık yapma. Çünkü sana manfaat vereyim derken zarar verir.

3: Cimri ile arkadaşlık yapma. Çünkü o da senin fazlaca muhtaç olduğun bir zamanda yardımını senden esirger.

4: Korkak ile arkadaşlık kurma. Çünkü o seni ele veriri ve tehlike anında seni yalnız bırakarak kaçar.

5: Fasıkla arkadaşlık yapma. Zira o seni bir lokma yemek veya daha azına feda edebilir.

İyi arkadaş güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de yanında bulunduğun sürece güzel kokusundan faydalanırsın.

Kötü arkadaş, demircilerin körükleri gibidir. Şayet üflediği ateş kıvılcımları seni yakmazsa,

kokusu sana bulaşır. (Hadis-, Şerif)





TAVSİYE

27 03 2007

PARANI VER, GÖNLÜNÜ VER, SELAM VER, CANINI VER ama SIRRINI VERME!

GÜNLERİNİ SAY, SERVETİNİ SAY, BÜYÜKLERİNİ SAY ama YERİNDE SAYMA!

EMEK VER, KULAK VER,BİLGİ VER, BORÇ VER ama hiçbir zaman BOŞ VERME!

SATICI OL, ALICI OL, KALICI OL, BULUCU OL ama BÖLÜCÜ OLMA!

EŞİNİ BEĞEN, İŞİNİ BEĞEN, AŞINI BEĞEN ama KENDİNİ BEĞENME!

FİDAN BÜYÜT, GARİP DOYUR, ÇOCUK BESLE ama KİN BESLEME!

HEDEFE KOŞ, CİHADA KOŞ, YARDIMA KOŞ ama ORTAK KOŞMA!

DAVET ET, HAYRET ET, AFFET, TEVBE ET ama İHANET ETME!

İYİYİ ARA, GÜZELİ ARA,DOĞRUYU ARA ama KUSUR ARAMA!

OKUMAKTAN ZARAR GELMEZ OKU ama LANET OKUMA!

ELİNİ AÇ, GÖZÜNÜ AÇ, KAPINI AÇ ama AĞZINI AÇMA!

EV AL, ARABA AL, ABDEST AL ama BEDDUA ALMA!

ZULMÜ DEVİR, NEFSİ DEVİR, ama ÇAM DEVİRME!

RAKİBİNİ GEÇ, SINIFINI GEÇ, ama GÜLÜP GEÇME!

YAKLAŞ, KONUŞ, TANIŞ ama UZAKLAŞMA!

SESLEN, USLAN ama YASLANMA!

DOĞRUL, DEVRİL ama EĞRİLME!

İTİL, ATIL ama SATILMA!





FAL, BATIL İNANÇ VE HURAFELER

26 03 2007

Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler

 

Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?

CEVAP
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]

Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları,
kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor,
onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez.
Gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir.
Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse
küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları
başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp
anlatmadığı bilinemez.

Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile,
Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür.
 Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır.
Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir.
Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır.
Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)

Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa,
bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar.
Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir.
İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi
3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği
vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin
eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması,
yanında birisinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek,
kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır.

Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput
bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek,
matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.

Bid’at olmayanlar
Bid’at ehli, aşağıdakileri de hurafe saymışsa da yanlış söyledikleri çeşitli kitaplarda yazılıdır:

Kur’an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler bid’at değildir.

İki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü,
namazdan sonra, nikah yapması istenince, (İki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar,
bayramlaştıktan sonra tekrar Cuma namazı için mescide geleceğiz demek istemiştir.

Nazar için kurşun dökmek, nazar boncuğu takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at değildir.
Bunlara bakılınca, gözlerdeki şua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)

Ölü işittiği için, ölüye telkin vermek sünnettir.
Devir ve iskat bid’at değildir.
Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid’at değildir.

Peygamber efendimizin âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak [mesela entari giymemek]
yahut da yapmadığı şeyleri yapmak, [mesela çatal kaşık kullanmak] bid’at değildir.

Ölmüş evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir.
Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için,
adak olarak bir koyun keseceğim) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen adağın sevabı
Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanıyor, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa veriyor
kazayı, belayı gideriyor. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında
kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu genişse, bir kenarda kesilebilir.

İşleri, Allahü teâlânın yaptığına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların
hürmetine dua etmek de bid’at değildir. Hz. Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza
yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı)
hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.

Fal ve din istismarı
Kabataş parkında çoluk çocuk oturuyorduk. Esmer bir kız, yanımıza yaklaşıp, (Şu gözlüğümü bir takayım,
falınıza öyle bakayım. Neyse halın, çıksın falın) dedi. Ben de, başımdan savmak için,
(Biz fala mala inanmayız) dedim. Hemen, (İyi ama beyim, “Fala inanma, falsız da kalma”
dememişler mi? Sen yine inanma. Falına bakar, karamsarlıktan kurtulursun, rahata kavuşursun) dedi.
Falcıyı uygun şekilde uzaklaştırdıktan sonra, Peygamber efendimizin, (Falcının söylediklerine inanan,
Kur’an-ı kerime inanmamış olur) buyurduğunu oradakilere söyledim. Benim hadis-i şeriften bahsettiğimi
gören, cübbeli ve bid’at sakallı bir genç, yanıma yaklaşarak, (Amca, duamı almak istemez misin?) dedi.
Onun ne demek istediğini anlayamadım. Elimdeki galetayı ona verip, (Dua edersen et, bana niye soruyorsun?)
dedim. Eli ile para işareti yaptı. Sonra anladım ki, (Para ver, sana dua edeyim) demek istiyormuş.
Halbuki dini alet etmek doğru değildir. Çünkü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama,
(Sakın ola ki, neslin dini geçim vasıtası yapmasın, din ile dünya menfaatini talep edenlere yazıklar olsun!)
 buyurmuştur.

Kabir fareleri
Kabataş’a gelmeden önce de, Beşiktaş’a uğramıştım. Mezarlığın yanından geçerken bir Fatiha okuyayım,
dedim. Hemen yanıma bir genç gelip dedi ki:
- Amca hazır hatim var.
- Kaça satıyorsun?
- Amca Kur’an satılır mı, satılsa ona değer biçilir mi?
- İyi ama sana ne vereceğiz?
- Gönlünden ne koparsa…
- Sen hafız mısın?
- Elbette amca.
Cebimden çıkardığım Tebareke cüzünü gösterip sordum:
- Şunu bir okur musun?
- Amca, hafız olan hoca efendidir. Hatmi de o hazırladı. Ben sadece vazifeliyim.
- Hatimlerin parasını hoca efendi ile müşterek mi paylaşıyorsunuz?
- Hayır, ben aldıklarımın hepsini veriyorum. O da duruma göre az çok veriyor.
- Hoca efendi para ile Kur’an okumanın caiz olmadığını bilmiyor mu?
- Bilmez olur mu hiç?
- Biliyor da niye hatim sattırıyor?
- Amca biz hatim satmıyoruz. Hediye ediyoruz. Para veren olursa alıyoruz.
- Delikanlı müftiyüssekaleyn diye birini duydun mu? Sen şu hoca efendinin adını söyler misin?
Genç, söylediğim kelimeyi anlamadı galiba. Müftü müfettişi mi ne zannetti.
- Hoca efendi öldü, sağlığında verdiği hatimleri bağışlıyorum.
- Anlaşıldı. Bak sağlığın yerinde, alnının teri ile kazansan olmaz mı?
- Olur, bundan sonra öyle yaparım, diyerek uzaklaştı.

Dini alet etmek
Malını müşteriye gösterirken, tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır.
Bunları para kazanmaya alet etmek olur. Müşteri çekmek için dükkanına dini levhalar asmak da,
dini ticarete alet etmek olur.

Gerek şahsi, gerek siyasi menfaat veya nüfuz sağlama işine din istismarı denir ki,
bunun dinimizdeki adı riyadır. Koltuk kapmak, alkış toplamak, bir grup insanı peşine takmak,
herhangi bir menfaat gibi Allah rızasından başka niyetlerle yapılan her iş riya olur.
Riya çok büyük günahtır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, riya haramdır.
Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan,
sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur) buyurdu. (Tirmizi)

Din alet edilerek elde edilen mala şair lanet ederek der ki:
Lanet ola ol male [makama, şöhrete] ki,
tahsiline anın ya din ola, ya ırz, ya namus ola alet.

 

Sual: Halk arasında, bir hanım ölünce, saçları göğsünü örtecek uzunlukta olmalıdır
diye bir inanış var. Bu doğru mu?
CEVAP
Doğru değildir, aslı yoktur.

 

Sual: Kulak çınlaması kötüye alamet midir? Çınlayınca okunacak dua var mı?
CEVAP
Kulak çınlaması kötüye alamet değildir. Çok kimsenin kulağı çınlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da “
Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!” desin!) [Müslim]

 

Sual: Göz seğirmesi kötüye mi alamettir?
CEVAP
Hayır.

 

Sual: Gözü seğiren, bir şey olacağına inansa, günah mıdır?
CEVAP
Hayır. Tefeül caizdir. [Hayra yormak]

 

Sual: Gazetelerdeki burç sayfalarını okumanın hükmü nedir?
CEVAP
Caiz değildir.

 

Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?
CEVAP
Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza “burçlar” adı verilir.
Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır.
Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden,
bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda
Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların
belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa,
bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim,
diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

 

Sual: Gece tırnak kesilmez diyorlar. Ne zaman kesmeli, tırnak kesmenin dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü,
cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.

Tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Hadis-i şerifte,
(Cuma günü tırnağını kesen, bir hafta, beladan emin olur) buyuruldu. Cuma namazı için gusletmek,
güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir.
Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır.
(Dürr-ül-muhtar)

Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (E.Şeyh)
Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce,
tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]

 

Sual: Bir dileğin kabul olması için, Mekke veya Medine’den getirilen bir miktar hamur,
bir gece evde kaldıktan sonra, bir bardak un, şeker ve süt katılıyor.
10 gün bu hamurun yanında hacet namazı kılınıyor. Sonra bu hamur dörde bölünüyor.
Bir parçası ile tatlı yapıp ev halkı yiyor. Diğer üç parçası komşulara veriliyor.
Onlar da aynı şeyleri yaparak dilekte bulunuyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?
CEVAP
Bunların aslı yoktur, uydurma şeylerdir. Dilek için çeşitli dualar vardır.
[Duanın önemi ve çeşitli dualar maddesine bakınız.]

 

Sual: Hocalar Yıldız nameye bakıyor, günah mıdır?
CEVAP
Yıldız name fal kitabıdır, bakmak ve inanmak haramdır büyük günahtır, küfre kadar götürür.

 

Sual: Yasin okunup düğümleniyor, kırk adet olunca kabre konuyor, böyle yapmak uygun mudur?
CEVAP
Uygun değil, bid’attir.

 

Sual: Bazı yatırlara para atılıyor. Mahzuru var mıdır?
CEVAP
Kabirlere para atmak, iplik bağlamak gibi şeyler dinimizde yoktur.
Bunların hiç bir faydası olmadığı gibi, bid’at olduğu için de zararlıdır.

 

Sual: Makas gibi kesici aletler elden ele alınmaz deniyor.
Alınırsa o iki kişi kavga eder deniyor. Makas hep kapalı durmalı deniyor.
Açık durursa kefen biçer deniyor. Bunların aslı var mı?
CEVAP
Aslı yoktur, hurafedir.

 

KAYNAK: dinimizislam





AŞINIZI OLDUNUZ MU?

26 03 2007

AŞI HARİTASI

Birçok insan aşıların sadece çocuklar için olduğu kanısındadır. İhtiyaç duydukları aşıları çocukluk çağında olduklarını sanırlar; oysa bu doğru bir bir düşünce değildir.Bazı aşılar size belli hastalıklar karşısında yaşam boyu bağışıklık kazandırır; bazılarının etkisi zamanla yok olur.

Bu nedenle aşılarınızın tam olması sizin için yaşamsal önem taşımaktadır. Size önerilen aşılar aşağıda gösterilmiştir:

 

TETANOZ, DİFTERİ
Her on senede bir kez tetanos ve difteri aşısı olmalısınız.

 

GRİP (İnfluenza)
Yılda bir kez grip aşısı olmalısınız.
Sağlık çalışanlarının özellikle grip aşısı olması tavsiye edilir.
Eğer kronik karaciğer rahatsızlığı ya da alkolizm sorunu yaşıyorsanız doktorunuza danışınız.

 

ZATÜRRE
Olmadıysanız, bir defaya özel zatürre aşısı olmanız gerekir. Sağlık çalışanlarının zatürreye karşı aşı olması özellikle gereklidir.

 

HEPATİT B
Hepatit B aşısı üç dozdan oluşur; ilk iki doz arasında 1-2 ay, ikinci ile üçüncü arasında 3-4 aylık bir süre geçmelidir. Sağlık çalışanlarının özellikle olması tavsiye edilir.

 

HEPATİT A
İki doz halinde uygulanır; ilk dozdan, sonra 6-12 ay içinde ikinci doz yapılmalıdır. Sağlık çalışanları mutlaka Hepatit A aşısı olmalıdır.

 

KKK
Eğer çocukluğunuzda KKK aşısı olduğunuza emin değilseniz en az bir kez yaptırmalısınız. Sağlık çalışanıysanız ya da mesleğiniz açısından risk taşıyorsanız bu doz ikiye de çıkabilir.
Gebelik dönemindeyseniz KKK aşısı olmadan önce doktorunuza danışmalısınız.

 

SUÇİÇEĞİ
Çocukluğunuzda suçiçeği aşısı olmadıysanız ya da olduğunuza emin değilseniz mutlaka yaptırmalısınız. Suçiçeği aşısı iki doz halinde uygulanır; ilk dozu 4-8 hafta içinde ikinci bir doz izler.
Gebelik döneminde yan etkileri ortaya çıkabileceğinden suçiçeği aşısı olmadan önce mutlaka doktorunuza danışınız.
HIV Enfeksiyonlu kişilerde suçiçeği aşısının yan etkileri ortaya çıkabilir; bu açıdan doktorunuza danışmalısınız.

 

AŞI ÇİZELGESİ

 

Doğduğunda =Hepatit B Aşısı
1. ay =Hepatit B Aşısı
2. ay =DTPa – Polyo – Menenjit
3. ay =Tüberküloz Aşısı
4. ay =DTPa – Polyo – Menenjit
6.ay=DTPa – Polyo – Menenjit -Hepatit B Aşısı
12. ay =Suçiçeği, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Aşısı
18. ay =DTPa – Polyo – Menenjit
24. ay =Hepatit A Aşısı veya Kombine Hepatit A & B Aşısı
30. ay = Hepatit A Aşısı
4 – 6 Yaş =DTPa – Polyo – Menenjit ve Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Aşısı

NOT: DTPa= Difteri, Tetenoz, Boğmaca

 

KAYNAK: AŞI DÜNYASI





FAYDALI VE ŞİFALI BİTKİLER

25 03 2007

FAYDALI BİTKİLER

*ADAÇAYI

Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser.Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.Bu uyarıcı bitki kan dolaşımını hızlandırır. Hücre yenilenmesini ve cildin elastikiyetinin artmasını sağlar. Bu bitkiyle sivilcelerinizden de kurtulabilirsiniz.

*AHUDUDU

Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.

*ALOE VERA(SARISABIR)

Eski yunanlılarında güzelleşmek için kullandıkları bir bitki. Yıpranmış ciltleri onarmak ve nemlendirmek için son derece yararlı. Akne sıcaktan kaynaklanan kaşıntılara karşı cildi koruyor. Yıpranmış saçları onarıyor ve nemlendiriyor.

*ASMA

Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.

*AVOKADO

Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir.Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.

*AYRIKOTU

İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.

*AYVA

İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.

*BADEM

Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

*BAKLA

İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.

*BAMYA

Halsizliğe karşı bire bir. 100 gram bamya günlük magnezyum (hücrelerin enerji depolamasına yarayan madde) ihtiyacımızın üçte birini ve yüzde 10′dan daha fazla miktarda ise günlük demir (akyuvarların vücut içinde oksijen taşımasını sağlıyor)ihtiyacımızı karşılıyor.

*BİBERİYE

Eski zamanlarda gençliği geri getiren bitki olarak adlandırılan biberiye, sivilcelere iyi geliyor. Cildin esnekliğini ve sıklığını artırıyor. Bir litre suya, biberiye ve kekik yağından iki kaşık ekleyin. Bu karışımı cildinizi temizlemek ve yumuşatmak için kullanın.

*BEZELYE

Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.

*BROKOLİ

Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine bire bir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan ‘indole’ adlı bir madde içeriyor.İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.

*BUĞDAY

Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.

*ÇAM FISTIĞI

Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

*ÇAY

Binlerce yıllık bir bitki olan çayın yaprakları güzelleşmek içinde kullanılıyor. Yağlı bir cildiniz varsa, çaydan bir tonik olarak faydalanabilirsiniz.

Gözleriniz şişse iki soğuk çay poşetini göz kapaklarınızın üstünde bekletin.

Saçlarınızın eskisinden daha parlak görünmesini istiyorsanız, şampuandan sonra çayla durulayın. Farkı göreceksiniz.

*ÇİLEK

Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

*ÇÖREKOTU

İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.

*DOMATES

Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Kalp hastalıklarına ve prostat kanserine karşı etkili. ‘Beta karotin’e yakın olan likopen içeriyor. Likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan maddeler arasında yer alıyor. Araştırmalar domatesin prostat kanseri riskini azalttığını gösterdi. Haftada en az iki kez domates yiyen erkeklerin, diğerlerine oranla prostat kanserine yakalanma riskleri az.

*DUT

Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

*EBEGÜMECİ

Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder.

Bu bitkinin yaprakları tahriş olan cildi dış etkenlere karşı korur. Cildi nemlendirir ve yumuşatır. Ebegümeciyle kan dolaşımını hızlandırabilir, bağ dokusunun elastikiyetini artırabilirsiniz. Ayrıca göz altındaki kırışıklara ve şişliklere de iyi gelir.

*ELMA

Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz,kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.

*ENGİNAR

Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikleri belirtildi.

*FESLEĞEN

Sakinleştirici ve yatıştırıcı özelliği vardır. Enerji verir ve cildi rahatlatır. Fesleğenli saç losyonlarıyla saç derisine masaj yaparak, onların kökünü güçlendirebilirsiniz. Fesleğen yağıyla selülitlerinizden de kurtulmanız mümkün.

*FINDIK

Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.

*GÜL

Cilde sağladığı yararlar yüzünden kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Parfüm üretiminin önde gelen elemanlarındandır. Gözenekleri sıkılaştırıcıdır.

*GREYFURT

C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.

*HAVUÇ

Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard’ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir Kansere karşı etkili olduğu gibi cildin kurumasını da engelliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Beta karotin (kansere neden olan serbest radikallari durduruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor) içeren havucun en büyük özelliklerinden biri içerdiği bu maddenin cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebilmesi.

*IHLAMUR

Ihlamur, 18. yüzyıldan beri çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Sakinleştirici ve yumuşatıcı özelliğiyle kış aylarının vazgeçilmez içeceği. Ihlamurun bu özellikleri yağlı yada kuru her tür cilt için de geçerli. Ihlamur, cildi sakinleştiriyor ve yatıştırıyor.

*ISIRGANOTU

Toplaması zor olduğu için pek fazla sevilmeyen bu bitki, cildin parlak görünmesini sağlar ve gerginleştiriyor. Böbrek hastalarının vazgeçilmez dostu saç dökülmesini de önlüyor.

*ISPANAK

Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze. Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili.Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin % 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.

*İNCİR

Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit,öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.

*KARANFİL

Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.

*KEKİK

Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.

*KIRMIZI BİBER

Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelir.Kanser riskini serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede(gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır,vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar. Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir.

*KİRAZ

Aspirin yerine kiraz. Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair’e göre,günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.

*KİVİ

Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.

*KUŞBURNU

Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur.Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.

*LAHANA

Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır. Bağırsak kanserine karşı etkili. Lahana kanser hücrelerinin üremesini engelleyen kimyasal bir madde (isotiocyanates) içeriyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, haftada bir gün lahana yiyenlerin bağırsak kanseri olma riskleri üçte iki oranında azalıyor.

*LAVANTA

Cildi rahatlatıyor ve gevşetiyor. Alın ve boyun bölgesinin toparlanmasına yardımcı oluyor. Su doldurulmuş küvete lavanta yağı karıştırıp, cildinizin kuru bölgelerine kısa bir masaj yaparak bu dertten rahatlıkla kurtulabilirsiniz.

*MAYDANOZ

Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir, kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur.

*MARUL

Kemik erimesine karşı etkili. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numara. 100 gramında, küçük bir bardak sütün içinde bulunan kalsiyumdan daha fazlasına sahip. Bu miktar günlük kalsiyum ihtiyacının dörtte birine tekabül ediyor.

*MISIR

Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içeriyor. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat, enerji seviyenizi yükseltir. İçinde protein, kalsiyum, demir, fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.

*MUZ

Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler. Adet sancılarını gidermeye birebirdir.

*NANE

Cilde enerji, canlılık ve yoğun bir ferahlık hissi verir. Dokuların elastikiyetini kuvvetlendirir.

*ÖKSEOTU

Kalbin atışlarını arttırır. Damar kireçlenmelerinde faydalıdır.Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.

*PATATES

Kızarmış yemezseniz kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler. Yorgunluğa karşı birebirdir. Bol miktarda C vitamini ve protein içerir. Halsizliğe karşı etkili. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zengini.

*PAPATYA

Her derde deva bir bitki. Tahriş olmuş, temizliğe ve ferahlamaya ihtiyacı olan ciltler için ideal. Kurutulmuş papatyalardan hazırlanmış bir losyonla gözlerinize yapacağınız kompres şişkinliğini alıyor.

*PIRASA

İdrar söktürür. Mide rahatsızlığına iyi gelir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.

*PORTAKAL

Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor.

*SALATALIK

Salatalığı zaten birçok kadın cilt bakımı için kullanıyor. Hassas ciltlerde meydana gelen kaşıntıyı, pullanmayı ve gerginliği ortadan kaldırıyor. Cilde yoğun bir şekilde nem vererek, günlük nem ihtiyacını karşılıyor. Salatalığın kendisi ya da suyu cildimizi bir tonik kadar temizler,kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor.

*SOĞAN VE SARIMSAK

Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor.

*TURP

Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesine yardımcıdır. Romatizma, siyatik astım ve bronşite faydalıdır.

*ÜZÜM

Üzümde bilinen 20 antioksidant var, siyah üzüm ise yeşil üzümden fazlasını içeriyor. Kan yapar, kanı temizler. Yüksek tansiyonu düşürür.Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.

*YOĞURT

Vücudun çeşitli organlarında bulunan bakterilerden bağırsakta barınanları, sindirim sisteminin düzenli çalışması açısından önemlidir. Bu bakteriler, enfeksiyonların ve bulaşıcı bir hastalık geçirirken almak zorunda kaldığımız antibiyotiklerin saldırısına uğrayabilir. Bu da sindirim sistemini harap eder. Yoğurt bu sorunu çözer, azalan bakteri miktarını normal seviyesine getirir ve enfeksiyonları hem önler, hem de onlarla mücadele eder. Bağışıklık sistemini de canlandırır. Kalsiyum oranı sütten fazla olan yoğurdun, protein oranı süte eşittir.

*YERALMASI

Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.

*ZEYTİN

Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

KAYNAK: kadirkalemci





BEŞBİN YILLIK MUCİZE

25 03 2007

f7446ed7149ad1ddeda11e45a96f.jpg





RAĞBET GÖREN İSİM VE AYLIK DOĞAN SAYISI

25 03 2007

EN ÇOK KULLANILAN 5 SOYADI:

Soyadı YILMAZ olan toplam kişi sayısı 1.508.846 Soyadı KAYA olan toplam kişi sayısı 1.038.538

Soyadı DEMİR olan toplam kişi sayısı 973.133

Soyadı ŞAHİN olan toplam kişi sayısı 875.848

Soyadı ÇELİK olan toplam kişi sayısı 841.971

EN ÇOK KULLANILAN İLK 5 ERKEK ADI:

Adı MEHMET olan toplam kişi sayısı 2.826.306

Adı MUSTAFA olan toplam kişi sayısı 2.087.134

Adı AHMET olan toplam kişi sayısı 1.734.871

Adı ALİ olan toplam kişi sayısı 1.674.448

Adı HÜSEYİN olan toplam kişi sayısı 1.345.828

EN ÇOK KULLANILAN İLK 5 KADIN ADI:

Adı FATMA olan toplam kişi sayısı 4.199.600

Adı AYŞE olan toplam kişi sayısı 3.184.045

Adı EMİNE olan toplam kişi sayısı 2.509.480

Adı HATİCE olan toplam kişi sayısı 2.154.569

Adı ZEYNEP olan toplam kişi sayısı 1.004.704

EN ÇOK KULLANILAN ORTAK İSİMLER:

Adı AYHAN olan erkek sayısı: 128.903

Adı AYHAN olan kadın sayısı: 14.472

Adı CİHAN olan erkek sayısı: 59.908

Adı CİHAN olan kadın sayısı: 8.823

Adı DENİZ olan erkek sayısı: 50.971

Adı DENİZ olan kadın sayısı: 61.714

Adı DURDU olan erkek sayısı: 11.775

Adı DURDU olan kadın sayısı: 28.910

Adı DURSUN olan erkek sayısı: 119.946

Adı DURSUN olan kadın sayısı: 24.238

Adı ELVAN olan erkek sayısı: 7.464

Adı ELVAN olan kadın sayısı: 17.878

Adı ERGÜL olan erkek sayısı: 6.235

Adı ERGÜL olan kadın sayısı: 8.437

Adı FERHAN olan erkek sayısı: 5.720

Adı FERHAN olan kadın s! ayısı: 7.441

Adı FİKRET olan erkek sayısı: 62.429

Adı FİKRET olan kadın sayısı: 5.007

Adı GÜNAY olan erkek sayısı: 10.363

Adı GÜNAY olan kadın sayısı: 22.361

Adı GÜNER olan erkek sayısı: 6.639

Adı GÜNER olan kadın sayısı: 19.454

Adı GÜNGÖR olan erkek sayısı: 13.548

Adı GÜNGÖR olan kadın sayısı: 8.341

Adı HİDAYET olan erkek sayısı: 28.369

Adı HİDAYET olan kadın sayısı: 17.820

Adı HİKMET olan erkek sayısı: 70.807

Adı HİKMET olan kadın sayısı: 32.165

Adı İLKAY olan erkek sayısı: 9.529

Adı İLKAY olan kadın sayısı: 16.693

Adı İSMET olan erkek sayısı: 117.350

Adı İSMET olan kadın sayısı: 23.655

Adı KAMURAN olan erkek sayısı: 9.291

Adı KAMURAN olan kadın sayısı: 7.332

Adı MUKADDER olan erkek sayısı: 10.194

Adı MUKADDER olan kadın sayısı: 5.549

Adı ÖZGÜR olan erkek sayısı: 80.580

Adı ÖZGÜR olan kadın sayısı: 6.057

Adı PINAR olan erkek sayısı: 5.685

Adı PINAR olan kadın sayısı: 5.430

Adı ŞAHİN olan erkek sayısı: 30.057

Adı ŞAHİN olan kadın sayısı: 7.048

AYLARA GÖRE DOĞAN KİŞİ SAYISI (ÖLENLER DAHİL):

OCAK ayında doğan toplam kişi sayısı: 15.524.860

ŞUBAT ayında doğan toplam kişi sayısı: 9.780.391

MART ayında doğan toplam kişi sayısı: 11.331.846

NİSAN ayında doğan toplam kişi sayısı: 9.009.419

MAYIS ayında doğan toplam kişi sayısı: 8.948.174

HAZİRAN ayında doğan toplam kişi sayısı: 7.454.605

TEMMUZ ayında doğan toplam kişi sayısı: 6.931.875

AĞUSTOS ayında doğan toplam kişi sayısı: 6.846.126

EYLÜL ayında doğan toplam kişi sayısı: 7.316.960

EKİM ayında doğan toplam kişi sayısı: 7.122.793

KASIM ayında doğan toplam kişi sayısı: 6.091.183

ARALIK ayında doğan toplam kişi sayısı: 5.884.339

KAYNAK:Nüfus müdürlüğü 





BEYİN JİMLASTİĞİ

25 03 2007

Beyin Kullanma Kılavuzu

• Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.

• Beyin örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda “Bir Dahi benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.

• Yabancı bir dil öğrenme ve ezber beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin ve kullanın.

• Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.

• Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer alinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

• Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun. Güzel bir resme bakın. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.

• Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, düşünce kalitesini artırır.

• İyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.

• Bol ve temiz “birinci el” oksijen beyin için çok önemlidir. Beyin vücuda alınan oksijenin dörtte birini tek başına tüketir.

• Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

• Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.

• Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.

• Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkında?

• Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda, beynimiz de yanlış çalışır.

• Başarı beyinde başlar. İnsan “kafadan” kaybeder! Kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun.





FİLİSTİNDEN MİNİK BİR SES

25 03 2007

Bağışlayın beni
Kenarlarında renkli çiçekler olan mektup kağıtlarına yazmak isterdim.
Kelebek kanatları boyamayı,
Kuşların ötüşünü dinlemeyi,
Hatta uçurtma uçurmayı da öğrenebilirdim.
Bağışlayın beni.
Top ateşleri, bomba gürültüleri arasında doğdum ben.
Yaşım 13.
Ninniler yerine, makinelilerin takırtılarıyla büyüdüm.
Renklerden ilk önce, kan kırmızısını tanıdım.
Çiçeklerden önce, ölülerin arasında dolandım.
Hiç saklambaç oynayamadım kelebeklerle.
Üç yaşımdayken, en büyük abimi,
sekizimdeyken, ortancayı kaybettim.

Babamı ellerini bağlayarak götürdüklerinde dokuzundaydım.
Gömdüğümüzde onumda.
Ablam 15’inde terk etti evi.
15’inde kızlar okula gider.
17’sinde dantel örer.
Çeyiz sandığı düzer.
Bizim burada 15’inde kızlar savaşa gider.
Seçme hakkı tanımaz zorbalar bir genç kız olsan bile sana.
Ya evinde oturup ölümü bekleyeceksin.
Ha bugün, ha yarın diye diye yaşarken öleceksin. Ya da…
Ölümlerin ateşinden sesleniyorum size duyuyor musunuz?
Filistin’im ben anlıyor musunuz?

Ama yine de yaşıyorum işte.
Çünkü kanlı topraklarda büyürken yaşamayı…
Çiçek boyamayı değilse de, mezar taşlarında çiçek büyütmeyi…
Kelebek kovalamayı değil ama, tüfek tutmayı öğrendik.
Sokak aralarında mermi kovanlarından oyuncak yaptık.
Patlamamış el bombaları topladık.
Mayınların üstünde sek sek oynadık.
Bu kadar nefret, bu kadar acı arasında yaşamayı…
Karanlıklar arasından güneşe bakmayı becerdik.
Onun için kocaman ve karadır gözlerimiz.
Onun için hâlâ sımsıcaktır, düşmana taş atarken nasırlaşan minik ellerimiz.
Evimizi yıktılar dün.
Bir baştan bir başa mahallemizi yaktılar.
Mermi kovanlarıyla misket oynarken biz, üzerimize bombalar attılar.
Üç arkadaşım can verdi.
Üç küçük çocuk.
Bağışlayın beni, kurtaramadım!
Sarkmıştı omzumdan aşağı kanlı kolum, uzatamadım.
Elim düştü yere, kolum çaresiz…
Kanlarımız karıştı birbirine, arkadaşlarım sessiz.
İşte orada kankardeş olduk biz.
Gözlerim karardı önce.
Başım döndü.
Ama uyumak istemiyorum.
Uyursam arkadaşlarım bu dünyadan göçer diye korkuyorum.
Bağışlayın beni!
Tutamadım kendimi.
Yapıştırmadım alnıma, açık dursunlar diye gözbebeklerimi.
Kaybettim kan kardeşlerimi.
Yaşım 13.

Burada çocuklar çocuk olmaz.
Bebeler bile yaşamak için beşikten siper yapar.
Çünkü İsrail denilen zorbanın Amerikan bombaları,
beşiklere bile mezar kazar.
Ölümlerin içinden büyüyorum.
Minicik yüreğimle, ateşlerin arasından, öfkeyle geliyorum.
Dudaklarımdan dökülen özgürlük türkülerini duyuyor musunuz? 
İNSANLIK ben anlıyor musunuz?





GIYBET DEDİKODU

24 03 2007

Gıybet; “Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak” demektir. Türkçe’de bu kavramın karşılığı olarak “dedikodu” ve “çekiştirme” kelimeleri kullanılır. İslam’da büyük günahlardan biridir. Hucurat suresi 12. ayette, gıybet yapmak, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir.Ancak, başka birinin arkasından yapılan her konuşma gıybet sayılmaz. Örneğin, herhangi bir haksızlığa uğramış birinin, sorununu, çözebilecek birine anlatması veya bir kişiyi ona zarar verebilecek birine karşı (iddia tahminlerle değil, bir bilgiye dayanıyorsa) uyarmak gıybet kapsamına girmez.

Konuyla ilgili âyet ve hadisler aşağıdadır:

“Ey iman edenler! Çokça zan etmekten kaçınınız, şüphe yok ki, zannın bazısı günahtır ve birbirinizin kusurunu araştırmayınız ve bazınız, bazınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeği sever mi? -Bilâkis- onu çirkin görmüş olursunuz. Artık Allah’tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah tevbeleri kabul edicidir, çok esirgeyicidir.” (Kur’an, Hucurat/12)

“Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalpten her biri bundan sorumludur. (Kur’an, İsra/36)

Muhammed Peygamber “Gıybet nedir bilir misiniz?” diye sordu. Yanında bulunanlar: “Allah ve onun elçisi daha iyi bilirler” dediler. “Gıybet, kardeşini onun hoşlanmadığı bir sıfat ile vasıflandırmaktır.” buyurdu. “Kardeşimde söylediğim sıfat bulunuyorsa?” diye sorulduğunda: “Söylediğin sıfat eğer kardeşinde bulunuyorsa gıybet etmiş olursun, bulunmuyorsa iftira etmiş olursun.” buyurdu. (Tirmizî)

Gıybet’ in oluşumu ve etkileri hakkında bir iki şey daha. Belki daha iyi anlamaya vesile olur. Bir toplantı veya sohbette orada mevcut olmayan biri hakkında, duyduğunda hoşuna gitmeyecek sözlerle arkasından konuşma demektir. Söylenen sözlerin eseri varsa gıybet, yoksa iftira demektir. Meydana gelişi ise konuşan kişinin beyni söze başladığında hakkında konuşulan kişinin beyni ile direkt olarak iletişime girer. Tıpkı internet gibi. Her kişinin belli bir yayım frekansı vardır. sarfedilen sözün karşı tarafta bırakacağı olumsuz etkinin ortadan kalkması için ne kadar sevap gerekiyorsa o miktar sarfedenden trasfer olur. Tabii onore eden meth eden sözler sarfedilmişse pozitif etkileride sevap olarak gelecektir.





NÜFUS SAYIMI

24 03 2007

Türkiye’nin 2006 yılı nüfusu 74,5 milyon

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün, internet sayfasında yer alan 2006 yılı nüfus kütüklerine kayıtlı nüfusun yaş ve cinsiyetlere göre dağılımı verilerine göre, 74 milyon 530 bin 959 kişiden 37 milyon 307 bin 705’ini kadın, 37 milyon 223 bin 254’ü de erkek. Nüfusun 95 yaş ve üzeri yaş grubunda yer alanların sayısı 248 bin 210 olurken, bunlardan 70 bin 889’unun erkek, 177 bin 321’i de kadın olması dikkati çekiyor.

YAŞ GRUPLARINA GÖRE NÜFUS
Türkiye’nin yaş gruplarının cinsiyetlere göre dağılımı şöyle:

nufus-sayimi.gif





YALAN BAKİ KALMAZ

24 03 2007

YALAN SÖYLEMLER VE ELE VEREN TÜYOLAR

Klinik psikoloji alanında dünyaca tanınan ve kısa süreli terapide devrim niteliği taşıyan “Nöro Dinamik Analiz”in yaratıcısı David J. Lieberman’ın ilginç bilgiler içeren kitabı, Kuraldışı Yayıncılık’tan piyasaya çıktı. “Size Kimse Yalan Söyleyemez” adlı kitabında insanoğlunun günümüzde kandırmaca dolu bir dünyada yaşadığına dikkati çeken Lieberman, “Birilerinin bize yalan söylemesine engel olamayız ama bizi inandırmalarına engel olabiliriz” görüşüne yer veriyor.
       Kitabın her bölümünde yalanın farklı bir yüzünün ortaya konulduğunu belirten Lieberman, kitaptaki yeni teknikler sayesinde herkesin kendilerine yalan söylenip söylenmediğini anlayabileceğini kaydediyor.
      
YALAN SÖYLÜYORSA
       Lieberman’ın araştırmalarına göre, birinin yalan söyleyip söylemediğini aşağıdaki ipuçlarıyla anlayabilirsiniz:
 Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.
 Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.
 Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.
 Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.
 Verdiği cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.
 Kişinin el kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.
 Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.
      
“KAMBUR DURUR, KAPIYA BAKAR”
 Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.
 Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.
 Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.
 İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.
 Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.
 Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.
 Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder. -Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.
 Yalan söyleyen kişi, ‘ben, biz ve bizim’ gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.
 Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.
 Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.
 Yalan söyleyen kişi, bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz”
      
“HAKSIZ YERE SUÇLANDIĞINA SİNİRLENMEZ”
       David J. Liberman’ın araştırmasına göre, yalan söyleyen kişi, konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır. Yalancıları tanımanın diğer yolları da şöyle:
 Haksız yere suçlandığına sinirlenmez.
 ‘Gerçeği söylemek gerekirse’, ‘Dürüst olmak gerekirse’ ve ‘Neden yalan söyleyeyim ki’ gibi cümleler kullanır.
 Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.
 Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.
 Konuşmasına, ‘Yanlış anlamanı istemem ama’ gibi bir cümleyle başlar.
 İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.
 Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.
 Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız.

 

NOT: Yalan asla baki kalmaz er yada geç birşekilde ortaya çıkar. Ya kişinin duyduğu aşırı vicdan azabı sonucu itirafla ortaya çıkar yada yalan kendini kırılan potlarla ortaya çıkarır. genellikle vicdan sorgulaması sonucu kişinin duyduğu şiddetli rahatsızlık nedeniyle yalanlar ortaya çıkmış ve öz olan gerçekler gün yüzüne çıkmıştır.





ÇİÇEKLERİN DİLİ

24 03 2007

ÇİÇEKLERİN DİLİ

TÜRK DİLİNDE ÇİÇEK

AÇELYA                                        Nefse hakimiyet

AÇELYA(Hint)                           Gerçek şu ki her şey bitti…

ADAÇAYI                                        Eşler arasında: “Biz iyi bir aileyiz” mesajı.

AĞLAYAN GELİN                         İsyan

AKASYA(Pembe veya Kırmızı) Güzellik,zarafet ve incelik…

AKASYA(Beyaz)                           Dostluk

AKASYA(Sarı)                               Platonik aşk…İsimsiz aşık.

ALTIN KADEH                               Umut

ANANAS                                          Sen kusursuz birisin

ANEMON                                         Gençlik

ARDIÇ                                                Seni koruyacağım

BADEM                                             Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum

BİBERİYE                                          Anma

ÇAN ÇİÇEĞİ                                     Aşkımıza sadakatle bağlıyım

ÇİN GÜLÜ                                          Zarif ve çok güzelsin

ÇUHA ÇİÇEĞİ                                   Çok güzelsin

DEFNE                                               Terfi eden kişilere gönderilir.”Şan,ün” anlamını taşır.

EĞRELTİ OTU                                   Samimiyet

ERİK                                                     Sözüme sadık kalacağım

FESLEĞEN                                         İyi dilekte bulunmak için.

FINDIK                                                Barışmak istiyorum

FREZYA                                               Suçsuzluk

FULYA                                                 Unutma…

GARDENYA                                        Beni unutma,gerçek aşkımsın

GELİN EL ÇİÇEĞİ                              Mutlu olabiliriz

GERBERA                                            İyimser

GLAYÖR(Beyaz)                                Dostluk

GLAYÖR(Kırmızı)                              İstek

GLAYÖR(Pembe)                                Zarafet

GLAYÖR(Sarı)                                     Kıskançlık

GLAYÖR(Mor)                                      İnanç

GÜL                                                         Sevgiyi ifade eder.

GÜL(Pembe)                                         Gönlüm sende…

GÜL(Kırmızı)                                        Aşk…

GÜL(Beyaz)                                            Masumiyet

GÜL(Kırmızı-Beyaz)                             Birliktelik isteği

GÜL(Sarı)                                                Sıcak sevgi

GÜL GONCASI(Kırmızı)                      Genç ve güzelsin

HANIMELİ                                               Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek

HERCAİ MENEKŞE                               Beynimi işgal ediyorsun…

IHLAMUR                                                 Evli çiftler için “Seni seviyorum” anlamını taşır.

İRİS                                                             Hatıra,zarafet

KAKTÜS                                                    İçtenlik…”Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız”

KAMELYA                                                 Mağrur…”Kusursuz bir aşıksın”

KARAÇALI                                                 Dostluğumuz uzun ömürlü olsun

KARANFİL                                                 Kişinin kendine olan saygısını ifade eder.

KARANFİL(Beyaz)                                   Temizlik, saflık

KARANFİL(Koyu kırmızı)                     Kalbimi kırdın

KARANFİL(Pembe)                                  İçtenlik…

KARANFİL(Kırçıllı)                                 Üzgünüm ama bitmek zorunda

KARANFİL(Sarı)                                       Hüzün…

KRİZANTEM(Beyaz)                                Sadakat…

KRİZANTEM(Kırmızı)                             Sessiz istek

KRİZANTEM(Mor)                                    Burukluk

KRİZANTEM(Sarı)                                    Karşılıksız sevgi

LALE                                                             Aşkı ifade eder.

LALE(Kırmızı)                                            Seni seviyorum…

LALE(Alacalı)                                            Gözlerin çok güzel

LALE(Sarı)                                                  Gerginlik…

LALE(Beyaz)                                               Saflık, temizlik

LALE(Pembe)                                              Anlayış

LEYLAK(Beyaz)                                          Hoş ve namuslu birisin

LEYLAK(Mor)                                              Sana ilk görüşte aşık oldum

LİLYUM                                                          Güven

MARGARİT                                                    Bolluk, sıhhat

MENEKŞE                                                      Alçak gönüllülüğü ifade eder.

MENEKŞE(Mavi)                                         Sana sadık kalacağım

MENEKŞE(Mor)                                           Düşüncelerimi zaptettin

MELEK OTU                                                  İlham kaynağımsın

MERSEDES GÜLÜ                                        Melankoli

MERSİN AĞACI                                            Çok mutluyum,çünkü seni seviyorum

MİMOZA                                                          Fazla alıngansın

NANE                                                               Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum

NERGİS                                                            Saygılarımla

NİLÜFER                                                          Gelecek yenileme

ORKİDE                                                          Mağrur, gururlu…

ÖKSEK OTU                                                  Sorunların üstesinden geleceğim

PAPATYA                                                       Temiz bir kalbin simgesi

PAPATYA(Bahçe)                                       Fikirlerini paylaşıyorum

PELESENK                                                      Sabırsızlık…

PETUNYA                                                        Umudunu yitirme

PORTAKAL                                                     Karşılıklı aşk

REZEN                                                              Övgüye değer

SARDUNYA                                                    İçin rahat olsun,her zaman yanındayım

SARMAŞIK                                                     Aşkıma sadığım

SEDİR YAPRAĞI                                          Senin için yaşıyorum

STERLİÇA                                                        Sıcak sevgi

SÜSEN ÇİÇEĞİ                                               Sana bir haberim var

YASEMİN                                                          Güzelsin

YENİ BAHAR                                                  Acını paylaşıyorum

ZAMBAK(Sarı)                                               Seni neşeli ve nazik buluyorum

ZEYTİN                                                               Barışalım.





DOĞRU SEÇİM

19 03 2007

>Eşini doğru seç.

>Doğru eş her zaman uzun zaman flört ettiğin kişi değildir.
>Önemli olan kısa zamanda da olsa, fikirlerinin uyuştuğu,
>Yaşam tarzlarının benzediği,
>Espri anlayışının yakın olduğu,
>Zor zamanlarında hep yanında olacağını bilidiğin,
>Dertlerini sevinçlerini paylaşabileceğin,
>Fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin,
>Senin fikirlerine saygı duyan,
>Konuşmaktan sıkılmayacağın,
>Hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkarıp eğlendirebilen,
>Gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın,
>Aynı zamanda iyi bir arkadaş,
>Fiziksel görünüşün dışında da seni sen olduğun için
>sevibilecek ve
>bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisin!!!
>Dünyada böyle biri varmı?Diye sorabilirsiniz şimdi.
>Emin ol var! Tabi sayıları fazla değil.Hatta hayatta
>insanın karşısına ya bir kere, ya iki kere çıkar, belkide hiç
>çıkmaz…Önemli olan onu farkedebilmek.
>Eğer bu satırları okuduğunda aklından bu özellikleri barındıran bir isim
>geçirmişsen çok şanslısın.Ne olursa olsun onunla birlikte olmak için
>elinden
geleni yap.
>Çünki bir daha onun gibisini bulma şansın çok az emin ol.Bütün aptal
>aşıklar
>gibi ilk hareketi ondan beklersen çok geç kalırsın.
>Eğer bu satırlar sana böyle birşey çağrıştırmıyorsa yada şu sen evliysen
>yapacak birşey yok.Eğer bekarsan onu aramaya hemen başla!
>Onu farkedebilmek için sadece etrafına bakman yeterli olacaktır.
>Çünki oda sana bakıyor olacak.

>*İşini doğru seç.

>Doğru iş rahat iş değildir.
>Çok kazandıran iş değildir.
>Kariyerde değildir.
>Klimalı büro ortamıda değildir.
>Doğru iş orda olmaktan zevk aldığın yerdir.
>sabah kalktığında gitmeye üşenmediğin, bıkmadığın yerdir.
>Tabi yanında rahatlık, para, kariyer varsa ne ala….

>*Arkadaşlarını doğru seç.

>Çok sayıda arkadaşın olması “iyi arkadaşın” olduğunun ıspatı değildir.
>Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir.
>Mutluluklarının yanında, acılarınıda paylaşabileceğin,
>Fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin,
>Her zaman yanında olmasını isteyeceğin,
>Seni maddeten değil, manen zengin eden,
>bir tek arkadaş sana çok şey katacaktır.





İLGİNÇ HİKAYELER

18 03 2007

İLGİNÇ HİKAYELER

AŞKIN BÖYLESİ

20 Yaşındaki George Selking , aşıktı ama bir kadına veya bir erkeğe değil , George otomobillere aşık görülmemiş bir fetişisti. Auistin Metro model arabası vardı , ayrıca Vauxshall Nova , Fiat Uno ve Ford Fiesta marka arabalardnda vazgeçemiyordu , Austin’e günlerce biniyor , mecburiyet dışında hiç inmiyor , saatler boyunca tek başına oturuyor ve kadınlarla hiç ilgilenmiyordu.George , psikiyatri tedavisine alındı , aylar süren tedaviler sonrasında Austin’inden , vazgeçerek , normal yaşama döndü ve sonunda bir kıza aşık olmayı başardı , evlenme teklif etti kızın adı mı? Mercedes’ti

UĞURSUZ ARYA

1852 Yılında , Paris Operası Kral 6.Challes tarafından açıldığında , öylesine olay olmuştu ki , gazeteler açılışı “Ezici bir başarı” olarak nitelediler. Açılış gecesinde dönemin en ünlü tenoru Mafiani baş roldeydi. iİkinci tenor “Tanrım onları ez…” diye başlayan aryasına başladığında Mafiani’nin gözleri tavana ilişti , kubbenin hemen altında bulunan “Kedi balkonu” denen çember balkandon dev bir parça yerinden koparak düştü beton blok , doğrudan talihsiz tenorun üzrine geldi ve onu ezerek öldürdü.Herşeye rağmen , gösteri sürecekti , ertesi gece Mafiani ön sıraları boş olan salonda yine sahneye çıktı ve o an geldi , yine “Tanrım ,onları ez…”aryası başladığı anda tenorlardan birisi göğsünü tutarak yere düştü , kalp krizi geçiriyordu ve kurtarılamadı.Yapımcılar ve sorumlular panik halindeydiler ölümün üçüncü kez geleceğine inanıyorlardı.Ama Mafiani direndi ve meşum aryanın söylenmesine karar verdi.O an geldiğinde orkestra susacak ve sonra devam edeceklerdi.Gerçektende öyle oldu , orkestra sustu ama müzisyenlerden birisi refleks olarak sözcükleri mırıldandı.Mafiani duydu ve adama ters ters bakarken kemancılardan birisi aynen bir önceki gibi , kalp krizi geçirerek o anda yaşama veda etti.Artık herkes pes etmişti , Opera kapatıldı , oyun kaldırıldı aylar sonra bir başka oyunla açıldı ancak o oyun birdaha hiç oynanmadı. MEDYUMLARA GÜVENİLMEZ…

Malezya, Kuala Lumpur’da Çinli bir medyum 16 yaşındaki bir çocuğun başını keserek kurban etti amacı lotoda şanslı sayıyı bulmaktı, çocuğun canı pahasına zengin olmayı düşlüyordu ama o hafta hiç kimse lotoyu kazanamadı. Medyum lotoyu kazanayım derken, soluğu darağacında aldı

RÜYALARA İNANIR MISINIZ?

California, Oakland’dan Pearl Anderson rüyasında, bir kumar makinesinden paraların fışkırdığını gördü. Sabah uyandığında arabasına atladığı gibi soluğu Nevada ,Reno’da aldı. Reno’ya vardığında saat sabahın ikisiydi, hiç beklemeden önüne gelen ilk kumarhaneye dalıp soluğu makinelerin başında aldı. Makinenin kolunu ikinci kez çektiğinde, beş yedilinin yanyana durduğunu gördü; bir milyon dolar kazanmıştı.

KAÇIŞ YOK

Katil Michael Godwin , ABD’de Culumbia’da cinayetten ölüme mahkum edilerek , elektrikli sandalyede idamına karar verildi.İdamına birkaç saat kala avukatlarının çabaları sonucunda Eyalet Komitesi tarafından ölüm cezası , ölünceye kadar hapse çevrildi.Haftalar sonra Godwin yeni hücresinde metal bir iskemleye oturmuş hücreye yeni gönderilen televizyonu karıştırıyordu.Nasıl olduğu hala bilinmiyor , televizyonun elektrik kablasu metal iskemleye deydi ve Godwin çarpılarak can verdi aynen kurtuldulduğu elektrikli sandelyede olacağı gibi.Kabloda minicik bir sıyrık vardı , belki bir fare kemirmişti veya başka bir nedenden… ama İlahi Adalet Godwin’ bağışlamadı…

ŞURUP FELAKETİ

15 Ocak 1919′da Boston’da Puriti Dist.Şirketi’ne ait dev tanklar peş peşe patladı.Yaklaşık 8milyon ton şekerli şurup , kente yayıldı , kentin önemli bir bölümü iki metre yüksekliğindeki tatlı bir bataklık haline geldi.İnsanlar yüksek yerlere sığındılar , binalar yıkıldı.Binlerce insan ve hayvan şuruba bulanarak hareket edemediler vagonlar , arabalar , bisikletler ezildi , bina girişleri çöktü.Sonuçta 21kişi öldü , 150 kişi yaralandı ve Boston caddeleri aylar boyunca yapış yapış kaldı.Patlamanın nedeni hala bilinmiyor

LANET KAFA TASINDA MIYDI?

İngiltere, Suffolk’daki Le Willow kasabasında toprağını kazan çiftçi Ronnie Rayson, bir ağacın altına gömülmüş bir bavul buldu, heyecanla içinde para var zannıyla içini açtığında bir kafatasıyla karşılaştı. Sinirinden bavulu tekmeleyerek çöpe attı, yetmi-yormuş gibi ayrıca ağacı da kesti, arkadaşları kafatasının lanetli olabileceğini, hata ettiğini söylediklerinde onlarla alay etti. Rayson, ertesi sabah çalışırken, elektrik testeresiyle elinden ciddi şekilde yaralandı, ardından ayağına bir çivi saplandı, iki gün içinde ayağı iltihaplandı, yürüyemez oldu. Derken sarılığa yakalandığı anlaşıldı, hastaneye kaldırıldı ve orada öldü. Kafatası hala çöplükte duruyordu, günler sonra birinin aklına gelip baktığında, yerinde yeller esiyordu. Acaba kimindi?

DEV ÇEKİRGE

Yeni Zelanda’lı çiftçi Barry Gissler, 28 nisan 1992′de Reefton’daki çiftliğinde inanılmaz bir olay yaşadı.Tüfeğiylev vuup öldürmek zorunda kaldığı çekirgenin ağırlığı tam 12 kg.Böcek uzmanları bugüne kadar görülmüş en büyük çekirge olduğunu belirtiyolar

KOYUNUN İNADI…

21 Nisan 1996′da, Avustralya, Skye’de polisler, dağcılar ve korucular üç saat uğraştıktan sonra, 45 metrelik bir uçuruma düşmüş olan hamile bir koyunu kurtarmayı başardıklarında yorgunluktan bitmişlerdi. Korucu MacLure hayvanı yukarıya çıkardığında, herkez alkışlıyordu. Koyunu yere bırakan korucu üzerine takılı askıları çıkardıktan sonra hayvana dönerken, koyun birden fırlayarak uçurumdan aşağı atlayıverdi. Bu kez ölmüştü.