İnsanoğlunu anlamak cidden zor iş. Ancak, geneli bir yana alıp kişinin kendisinin ne istediğini bilmesi çok önemli. Ne de olsa kendisinden bi’haber olanın ilişkilerinde de başarılı olması oldukça zor. Baya bir deneme ve akabinde baya bir yanılma sonucunda doğru kişiyi bulabilir. Tabii, çok şanslıysa o başka. Kişinin kendini keşfetmesi için de önce kendine tek tek sorular sorması gerek.
Gelin size kendinizi keşif yolculuğunda yardımcı olacak bir konuyu ele alalım. Malumunuz kimisi sevmek için yaratılmıştır, kimi sevilmek, kimisi de der ki “ikisi de olmazsa olmazım, hem sevilmeli hem de sevmeliyim”… Bu durumda siz bu isteklerden hangisinin içine cuk diye oturmaktasınız. Bilimsel olmamakla birlikte, biraz eğlence, biraz da gülümsemeyle gelin sloganınızın “sevmek” mi, “sevilmek” mi, yoksa “her ikisini de isterim” mi olduğunu test edelim.
Genel olarak yaşanılanları olumlu ve olumsuz olarak değerlendirmek yerine, bilinçli olarak kendimizi gözden geçirmek gerekir. Korku, güvensiz insanların, hayatını düzene koyamamış, insan olmanın erdemini ve gerçekliğini anlayamamış, nehirde yüzen yaprak misali kendini akışa bırakmış kişilerin işidir. Oysa ki insan yaradılışı itibariyle güçlüdür. Yaşamdan algılananlar kişinin zayıf noktalarının ve çıkmazlarının, gereksiz ve boş mücadelelerinin altını çizen bana göre son derece olumlu olaylarıdır Her durumda kendimizi yeniliyor, çaba sarfediyor, hatalarımızı düzenliyor ve tazelenmiş olarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Bizler böyle muhteşem oluşumların yaratacağı felaketlerin tellallığını yaparak huzursuz olmak yerine, bu oluşumlar bize ne söylüyor onu bilmemiz gerekiyor.
öncelikle bağımlılıklarımız konusunda kendimizi yargılamak gerekir. Şimdi kendinize şu soruyu sormalısınız. Ben duygularımın farkında mıyım, nelere karşı hassasım ve neler beni etki altına almakta. Nelerin savaşını vermekteyim. Ve hangi mücadelemde yenik düşmekteyim. Bu soruların cevabı size duygularınızın farkına varmanızı ve değerlendirmenizi sağlayacaktır. Değişken ruh hallerinizi gözden geçiriniz. Çevrenizle empatide bulunuyor musunuz. Yani sadece kendi bakış açınıza göre mi hayatınızı yaşıyorsunuz. Hareketsizliğe neden olacak güvensiz misiniz. Başkalarının desteklemek ve korumak sizin için ne kadar önemli? Korkularınız nedeniyle kendinizi kısıtlıyor musunuz? Kendi yaşamınızın temellerini ve güvenliğini inşa edebildiniz mi? Bugünü başaramadığınızda geçmişinizi mi bahane ediyorsunuz. Alçakgönüllü davranabiliyor musunuz? Başkalarının kusurlarını ve ruh hallerini yargılamadan kabul edebilecek kadar olgun düşünüyor musunuz? Aşırı duygusal tepkilerle başkalarını kontrol altına almaya çalışıyor musunuz?
İşte bu sorulara dürüstçe verilen cevaplar, yaşamınızın sizler üzerinde nasıl bir etki doğuracağının işareti olarak önemlidir. Yani her tecrübe bize, temkinli olmamızı, yaşanabilecek zorluklar karşısında güçlü olmamızı, ani kararlar vermememizi, kendi gerçeğimizin farkında olmamızı, tepkisel davranmamamızı söylemektedir. Böyle oluşumlar, bize doğanın tuttuğu ayna gibidir. Yani size kendi gerçeğinizi gösteren bir yansımadır. Durumu bu açıdan değerlendirmek varken, gereksiz söylentilerle insanı güçsüz kılmanın anlamı yoktur. Yansımalar insanlık tarihi açısından, reform anlamına gelir. Yani eskimiş, yozlaşmış ve artık geçerliliğini yitirmiş ne varsa bırakılmalı ve yeniye yer açılmalıdır. Böylelikle insan gelişir, büyür ve kendi gerçeğini yaratır. Şimdi hepimiz kendi hayatımızı mercek altına alarak amaçlarımızı gözden geçirmeli ve yanlışlarımızı terk etmeye çalışmalı, yaşam denilen bu güzel armağanın değerini bilerek hayatımızı sürdürmeye gayret göstermeliyiz.
Hayata yetişkin bir insan gibi yaklaşmalı, özsaygımızı korumalıyız. Hedeflerimize odaklanmalı ve gerçekleştirmek için çaba sarfetmeliyiz. Başarı için sorumluluk üstlenmeli, verdiğimiz sözleri tutmalıyız. Herkesi ve herşeyi kontrol altına alamayacağımızı bilmeliyiz. Bir olayı, bir insanı tam olarak anlamadan aşırı duygusal tepkiler vermemeliyiz. Yakın ilişkilerimizde duygularımızı, yanlışlarımızı saklamadan açıkça karşımızdaki insanla paylaşmalıyız. Bize gerçek güvenliğin, gerçek başarının ancak ve ancak, insan olmakla, insanca yaşamakla sadece kendimiz adına değil, başkaları adına da düşünmekle, merhamet, inanç ve sevgiyle hareket etmekle mümkün olacağını söylemektedir hayat. Eğer bunları yapmıyorsak, eğer hala sadece BEN önemliyim diyorsak o zaman böyle bencil düşünmenin, egonuzun esiri olmanın bedelini önce kendimiz sonra da tüm insanlık olarak öderiz. Lütfen birbirimize sevgiyle sarılalım, kendimize güvenelim ve inanalım.
dürüst – yalansız bir dünyanın olmadığını bilecek kadar gözü açık .
saygılı – saygının davranş boyutunu bırak kelime anlamını dahi bilmeyenlere yılmadan anlatabilecek kadar sabırlı.
seviyeli – nerede nasıl davranılmasını bilecek kadar görgülü.
kendini bilen – ne istediğini bilen-nereden geldiğini ve nereye gitmek istediğini bilecek kadar akıllı.
yerine göre yakın yerine göre mesafeli- bu maddeyi seviyeliyle aynı değerlendirebiliriz .
içten-samimi- benim gibi gerçek olanlar için sona doğru tehlike snyalleri çalmaya başladı.
değerleri olan ve değer veren- önce insan olduğu için karşındakini görebilen, bakan demiyorum dikkat edin.
ukala - hakedene hak ettiği kadar.
mutlu – huzurun nerede olduğunu bilen ve onu arayıp bulabilen. sağlıklı – ne yersen o sundur.
başarılı – nasıl yaşarsan öylesindir.
ailesine aşık – arkadaşlarını seven – dost nedir bilen yani kıymette bilebilen.
şimdi bu kısmı okuyanlardan bana gelebilecek yorumlar ve eleştiriler olacaktır ama unutmayın ki başkalarına göre yaşamak yerine kendi hayatını kendi tercihlerin doğrultusunda yaşamayı becerebiliyorsan eğer, gerçek “sen” vardır.
tabi yadsınamaz bir gerçek daha vardır ki o da ; hayat sürekli bir deneyim içindeyse sen de değişim ve gelişim içinde olmalısın.
insan ruhu yaptığı seçimlerle belirlenir .
hadi gül bakalım , gül ki ruhun da aydınlansın.
insan neden ister ?
onaylanmak ve kabul edilmek duygusu mu ?
varlığını kanıtlama duygusu mu yoksa ?
ya da, yaşamı daha iyiye taşıyacağına inandığı düşüncelerinin,
başkalarını da aydınlatmasını istediği için mi…
kim ki, sahnede alkış sonrası duygularıyla, yuhalanma sonrası
duygularını tamamen birbirine eşdeğer bir olgunluğa taşıyabilir,
ilkinde kendini tamamlamak tatmini, diğerinde kendinden
eksilmiş bir bozgun hissi yaşamazsa, işte o sağlam bir kaledir,
ayakta durmak için, dışarıdan beklentili gereksinimleri yoktur, ona
yalnızca kendini yapılandırmış olmak duygusu yeter.
İnsana özgü onur ve büyüklüğün terazisi başkalarında değil,
kendi toplamımızda olmak gerekmez mi….
Gidene kal demeyeceksin…
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa degersiz olan hep sen
olursun…
Düsün….
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni,sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Herşey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini…
Hep hatırla:
” Çaresizseniz, Çare SİZSİNİZ….”
kendin ol.
dürüst ol.
her gün yeni bir şeyler öğrenemiyorsan ya da farkındalığı yaşayamıyorsan vakit alma ve değerli zamanını da boşa verme

yorumlarınız